IŞİD, Hakkındaki İddialara Cevap Verdi!

02.10.2013 18:33
IŞİD, Hakkındaki İddialara Cevap Verdi!
IŞİD resmi sözcüsü Ebu Muhammed El Adnani bir ses kaydı yayınlayarak iddialara cevap verdi. (VİDEO)

Defne Bayrak'ın haberi:

Irak ve Şam’daki İslam Devleti resmi sözcüsü Ebu Muhammed El Adnani bir ses kaydı yayınlayarak genel olarak mücahitler, özellikle de ISIS üzerine son zamanlarda sıkça atılan iftiralara yanıt verdi.

El Adnani 21 dakikalık bu önemli konuşmasında, Batı odaklı bu karalama kampanyasının nasıl yürütüldüğüne, bu kampanya çerçevesinde hangi uygulamaların hayata geçirildiğine ve ardındaki hedeflere de değindi. Bu önemli konuşmayı, adalet ve aydınlanma adına herkesin okumasını tavsiye ederim. (Defne Bayrak)

Konuşmasının başında Batı’nın bu yolda tüm tağut kanalları ve her yerdeki küfür sözcülerini kullandığını vurgulayan El Adnani kendilerine karşı gerçekleştirilen kampanyanın birinci olarak, ‘devletin Irak’taki Sünni bölgelerde patlamalar gerçekleştirdiği’ iddialarında kendini gösterdiğini söyledi.

Buna örnek olarak ise Samerra halkından mazlum bir Müslüman’ın, devletin askerlerinden biri ve Musab bin Umeyr Camii patlamasının faili olduğu gerekçesiyle tutuklanarak şehrin caddelerinde gezdirilmesini gösterdi. Ardından şöyle ekledi: Ancak bu suçlamalar ve iftiralarla Irak’taki Sünnileri kandıramazlar. Zira herkes artık devletin gerçek metodunu ve Müslümanları hedef almaktan ya da kanlarının akmasını mübah kılmaktan beri olduğunu biliyor. Müslümanları hedef alan ya da herhangi bir mekanda camilerini ve çarşılarını patlatan biz değiliz.

Bu Rafızilerin işi! Hem de kindar Safevi Güvenlik Birimleriyle koordineli olarak ve dinsiz mercilerinin desteğiyle bunu yapıyorlar.’ Bu iftiraların Allah’ın izniyle devlete zarar vermeyeceğini, artık Müslümanların gerçeği açıkça gördüğünü ve Şiilerin, Şiilerle çatışmanın hakikatini anladıklarını da belirten El Adnani Irak’taki aşiretlerin yeniden kendilerini desteklemeye, barındırmaya başladıklarına dikkat çekti. Irak’taki Sünnilerin bugün mücahitlere desteklerinin, Irak sahasını takip eden hiçbir kimse için saklı olamayacağına da işaret ederek bunun en büyük delilinin sürekli tırmanış, yükseliş olduğunu, Müslümanların evleri mücahitlere açık olmasa böyle bir yükselişin söz konusu olamayacağını ifade etti. Batı’nın devlete karşı başlattığı kampanyanın ikinci ayağı olarak ise devletin operasyonlarının, faaliyet ve başarılarının gizlenmesini saydı. El Adnani bu noktada şöyle dedi: ‘Buna örnek ise Taci ve Ebu Greyb hapishane baskınlarının, tür olarak benzersiz, en kompleks ve en büyük operasyonlardan biri olmasına karşın çekingen, utangaç bir üslupla verilmesidir. Oysa tüm bu özelliklerinin yanında bu operasyonda yüzlerce esir kurtarıldı. Ama orada ya da burada herhangi bir kesim bir esir kurtarsa hemen davul zurna çalınır. Bu gizlemeye Şam’dan örnek ise: Devlet bir operasyon gerçekleştirip herhangi bir grubun da bu operasyona katılmasına müsaade ettiğinde medya hemen bu operasyonu devletin ismini hiç zikretmeden direk o gruba malediyor. Buna örnek de Halep’in kırsalındaki Meng Askeri Havaalanı’nın özgürleştirilmesinin direk Özgür Ordu’ya maledilmesidir. Oysa operasyonu hazırlayan da planlayan da Özgür Ordu’nun bölüklerinden sınırlı sayıda askerin katılımıyla uygulayan da devlettir.

Medya devletin ismini hiç zikretmedi. Hatta otellerde nöbet tutan laik genelkurmay heyeti de hiç utanmadan kalkıp operasyonu üstlendi. Bir operasyonu devlet tek başına gerçekleştirdiği takdirde ise bu operasyon medyada hiçbir şekilde yer almıyor. Eğer bir muhabir yanlışlıkla bahsedecek olsa da hemen geçiştirerek veriyor. Buna örnek ise İslami devletin Hama’nın doğu kırsalında gerçekleştirdiği hamledir. Zira kaç köyü özgürleştirmiş, Nusayrilere ait birkaç kontrol noktasını ortadan kaldırmış, birkaç büyük askeri mevkiyi basmış ve içindeki silah depolarını ganimet olarak ele geçirmiştir. Bu mevkiler ‘Der’i Hama’ olarak biliniyor. Ancak çok büyük olmasına ve Nusayrilerin Hama’da belinin kırılması anlamına gelmesine karşın bu eylemden bahsedilmedi.’ IŞID resmi sözcüsü Batı’nın bu vahşi hamlesinin üçüncü önemli noktasının ise medya organlarının devletin herhangi bir grupla yaşadığı bir sorunu küçük bile olsa hemen ele alıp abartması, günlerce bu tarz haberlerin gündemden kasıtlı olarak düşürülmemesi olduğuna işaret ediyor. Bu kadarla da kalınmadığını, belki hakikatinde sadece birkaç saat sürüp halledilen bu sorunların birkaç günlük gündem malzemesi olmasından ayrı her fırsatta da tekrar tekrar piyasaya sürüldüğünü dile getiriyor. Ardından ise şöyle ekliyor: ‘Oysa diğer gruplar, bölükler, tugaylar ve cemaatler günlerce aralarında çatışıyorlar, içlerinden ölenler, yaralananlar bile oluyor da bunlardan hiç bahsedilmiyor. Hiç kimse bunları bilmiyor. Devletin diğer gruplarla arasında çıkan sorun ve çatışmaları, bunların sayılarını diğer varlıkların birbirleri arasında çıkan sorun ve çatışmalar ve bu sorun ve çatışmaların sayısıyla kıyaslayacak olsak herkes şok olur. Devletin diğer gruplarla sorunları ya da çatışma durumları diğer gruplara oranla oldukça az.

Elimizde bunun deliller ve şahitlerimiz var.’ Devlete karşı kampanyanın dördüncü maddesinde ise devlete yersiz suçlamalar yöneltilmesi yer alıyor. Şeyh El Adnani, buna örnek olarak ise Devletin, kurtarılmış bölgelerde kalarak Özgür Orduyu cephelere ilerlemesin diye arkasından vurduğu iddialarını getiriyor ve şöyle ekliyor: ‘Asıl bunun tam tersi doğru. Buna örnek ise: Ahfadu’r Resul Tugayları olarak bilinen grubun yaptığıdır. İslami devlet güçlerinin Lazikiye’nin kırsalında ilerleyip Nusayrilerin yuvası sayılan El Qardahah’ın eteklerine ulaştığı gün Rakka’da ve Deir Zor’da bize karşı cephe açtılar. Aynen Asifetu’ş Şimal Taburu adıyla bilinen grubun Azez Şehri’nde yaptığı gibi! Öyle ki Devletin güçlerinin Hama’nın kırsalında ilerleyip Nusayrilerin oradaki kalkanını paramparça ettiği gün bize karşı Halep’in kuzey kırsalında cephe açtı.’ Gerçeklerin saptırılması kapsamında bir başka madde olarak ise devletin kimseyi tanımadığı, herkesi dışladığı iddiasını sayıyor. Bu noktada da şöyle diyor: ‘Asıl bunun tam tersi doğru. Devleti dışlamak isteyen çok! Bunu ya menhec ve akide bozukluğundan ya egemenlik ve dünyayı istediklerinden ya da kıskançlıklarından yapıyorlar.’ El Adnani kimseyi dışlamadıklarına şu sözleriyle açıklık getiriyor: ‘Herkes bilsin ki vallahi biz kimseyi dışlamak istemiyoruz. Bizim diğer birçok gruptan uzaklaşmamızın sebebini soran olursa da doğrusu her gün bizden bir dostu alıyor. Ancak her kim bize doğru bir adım atarsa biz ona koşarak gideriz. Her kim de elini uzatırsa biz ona kucaklarımızı açarız.’ IŞID sözcüsü Batı’nın devlet karşıtı kampanyasında kullandığı altıncı yöntemi ise şöyle açıkladı: ‘Kafirler devletin, saflarından ayrılanlara karşı savaştığı iddiası üzerine bahse tutuştu. Israrla savaşın hasıl olduğu ve kanların döküldüğüne insanları inandırmaya çalıştılar. Oysa Allah’ın lütfüyle çatışma gerekçeleri mevcut olduğu halde bir damla kan bile akmadı. Bu durum kafirleri çileden çıkardı. Herkes için devlete atılan; kendisine muhalefet eden ya da biatını bozan, itaat etmeyenlere karşı savaştığı, onları öldürdüğü iddialarının geçersizliği ispatlandı.’ Devletin, Müslümanların kanını mübah kıldığı, kafaları koparıp sırtları kırbaçlayacağı, derileri soyacağı, Irak’taki gruplara karşı savaşıp kanlarını mübah kıldığı gibi Şam’daki gruplara karşı da savaşıp kanlarını mübah kılacağı, başarısız bir politika sahibi olduğu ve bu politikası nedeniyle Sahvelerin oluşturulmasına ve gruplardan birçoğunun dinden dönmesine neden olduğu iddialarına ise daha önceden cevap verdiklerini hatırlattı.

Suriye topraklarında Ahfadu’r Resul, Asifetu’ş Şimal veHalfu’l Fuzul gibi bölük ve tugaylarla çatışmalarına ilişkin olarak ise şöyle dedi: ‘Vallahi onlardan birine saldırıya biz başlamadık. Onlardan birine karşı savaşa başlamadık. Bize karşı savaş için Haçlılarla işbirliği yapıp imza atmalarına–ki bu hususta elimizde kesin deliller var-, mücahitleri kışkırtmalarına, dine ve Müslümanlara karşı ihlaller işlemelerine karşın onlara ve diğerlerine karşı ne kadar yumuşak davrandık. Hala da öyle! Ahfadu’r Resul tugaylarına gelince, onların Müslümanlara kötülükleri kimseye gizli değildir. Halk bile onları ‘başkanın torunları’ diye isimlendirmektedir. Komutanları Fransa’yı ziyaret etti ve özellikle devletin kalelerinden sayılan Rakka’dan başlamak üzere İslam devletine, genel olarak da mücahitlere karşı; savaş için anlaşma, plan, para ve silah desteğiyle döndü. Devletin askerlerini kışkırtmak için ellerinden gelen tüm çabayı sarfettiler. Onları savaşa itmek için telsizlerle herkesin önünde Allahu Teala’ya küfrettiler, dinle alay ettiler. İnsanları münker ameller işlemeye zorladılar. Müslümanlardan birini tutuklayıp içki içmeye zorlamaları gibi. Devletin askerlerine defalarca saldırdılar, üzerlerine ateş edip yaraladılar. Tüm bunlara karşın onlara karşı yumuşak davranıyor, sabrediyoruz. O kadar ki bizim bu yumuşaklığımızı ve sabrımızı acizlikten sanarak askerlerimizden ikisini öldürdüler, diğer üçünü de yaralayıp esir aldılar. Bize karşı savaşa başlayıp bunu ilan ettiler. Ancak Allahu Teala onların tuzaklarını kendilerine döndürdü. Öyle ki İslami devletin adamları onların şerlerini defetmek ve zulümden kendilerini caydırmak için onlara saldırdı ve Rakka topraklarını onlardan temizledi.

Diğer bölgelerde ise belki hatalarından dönerler diye hala kendilerine karşı yumuşak davranıyoruz. Asifetu’ş Şimal adıyla bilinen gruba gelince herkes onların da kötülüklerini ve şerlerini biliyor. Onların devlete ve mücahitlere karşı savaşmak için Amerikan domuzu John McCain’i karşıladığını A’dan Z’ye bilmeyen yok. Aynı zamanda devletin askerleri bastığı gün, Meng havaalanından Nusayri tanklarını Müslümanların bombardımanından kaçırdılar. Son olarak da Haçlı casusu ölümüne savundular ve onun uğrunda bize karşı savaştılar. Devletin adamları onun kamerasında, bir Amerikan darbesinin söz konusu olduğu bir vakitte devletin merkezlerinin ve mevkilerinin görüntülerini buldu.’

Irak ve Şam’daki İslam Devleti’nin resmi sözcüsü bu kampanyanın hedeflerini ise şöyle sıraladı:

1- Devlete karşı daha fazla sayıda suçlamada bulunup içerideki Müslümanları onlardan uzaklaştırıp kendilerine karşı kışkırtmak

2- Devlet ve diğer silahlı gruplar; özellikle de Özgür Ordu’nun grupları arasında fitne çıkarmak.

3- İslam devletinin çalışmalarını, faaliyetlerini görmezden gelip gizleyerek değerini, zemindeki gücünü ve etkisini azımsamak. Diğer gruplardan bazılarını şişirip medyada abartarak bu grupları devlete rakip, alternatif yapmak.

4- Muhacirler ve ensar arasında çatlak ve boşluğa neden olup muhacirleri ‘yıkıcı ve bozguncu yabancılar’ olarak göstermek. Bu kampanyanın en sinsi hedeflerinden biri ise Müslümanları, mücahitlere karşı savaşa hazırlayıp bunu sağlamak. Genel olarak mücahitlere, özellikle de İslam devletine çok sayıda suçlamada bulunulması , özellikle de ‘bozguncu’, ‘sapık’, ‘suçlu’ olarak gösterilmesi ve tüm küfür kanallarının ve yardakçılarının buna iştirak etmesi gerekir. Bu yolla mutlaka önümüzdeki günlerde ruhlara tesir edilmelidir. Öyle ki bu vesileyle Müslümanların mücahitlere desteğinin azalması, mücahitlerin kazanması ve Haçlıların Şam’da Sahveler kurmada başarısız kalması ya da takviye etmesi ya da mücahitlere karşı savaşacak mürtetlerden oluşan güçlü bir vekil bulamaması durumunda özellikle devletin vurulup kendisine karşı Haçlı seferi başlatılmasına hazırlık için bu gereklidir. Yukarıda zikredilenlere binaen şöyle diyoruz: Birincisi: üzerimize atılan tüm iftiralara ve suçlamalara cevap verdik ve vermeye de devam ediyoruz.

Her kim insaflı olmak isterse bizim hakkımızda Allah’tan sakınsın ve bizim hakkımızda hüküm verirken bildirilerimiz, videolarımız ve konuşmalarımız aracılığıyla ya da iddia ettiğimizin aksini ispatlayan şer’i bir delille hüküm versin. Yoksa düşmanımızın medyası ya da sözcülerinin ağızlarından dinledikleri veya da düşmanlarımızdan birinin tanıklığı aracılığıyla değil. Rafızilere karşı savaşan tağut kanallar bile, tağutların emriyle sırf menfaatleri uğruna Rafızilere adilce davranıp onlar hakkında kendi kitaplarından, ağızlarından ve kaynaklarından bilgi ediniyor. İslam Devleti’ne gelince ise hiçbir kanıt olmaksızın gelişigüzel üzerlerine suç atılıyor.’ Ebu Muhammed El Adnani daha sonra serzenişte bulunarak şöyle diyor: ‘Sana Allah yeter İslam devleti! Sana Allah yeter mazlum devlet. Allah’ın merhamet ettikleri dışında Müslümanlar düşmanlarına insaf etti de sana etmekten çekindi.’ El Adnani daha sonra aslonanın insanların ‘kafir’ olduğu yönünde bir inancı ise taşımadıklarını, bunun ancak çağın haricilerinin çıkardığı bir bidat olduğunu, devletin bu suçlamadan da beri olduğunu, inancının ve yolunun gereği Irak ve Şam’daki Sünnilerin genelini Müslüman olarak gördüklerini, kat’i delalet ve kat’i sübut niteliği taşıyan şer’i bir delille riddeti (dinden döndüğü) ispatlanmadıkça kimseyi tekfir etmediklerini, devletin askerleri arasında bu bidatla gelen olduğu takdirde kendisine öğretip açıkladıklarını, yolundan dönmezse onu azarladıklarını, daha da dinlemezse de safları arasından kovduklarını ve bunu gerek mühacir gerek de ensardan mücahitlere karşı çok kez yaşadıklarını, yaptıklarını vurguladı. Üçüncü olarak ise devletin Allah yolunda, inancını, Allah’ın dinini yaşayıp uygularken hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadığını , hiçbir gün hakkı saklamadığını ve hiçbir zaman kendilerinden yağcılık sadır olmadığını ifade etti. Ardından şöyle ekledi: Hatırlatır ve tekid ederiz ki biz hiçbir zaman savaşa başlayan olmadık ve olmayacağız.

Kim bize karşı barış içinde kalırsa ona karşı barışı sürdürürüz. Kim de bize karşı savaşırsa ona karşı savaşırız. Biz, mürted olduğu kanıtlanan kişiye karşı da bize karşı savaşa başlamadığı sürece savaşmıyoruz. El Fuzul İttifakı olarak bilinen grubun liderliğine yaptığımız gibi. Kendileri Hazan ve İdlib’in kırsalında Haçlılarla beraber bize karşı savaş için imza attılar. ‘Hariciler’ olduğumuz iddiası ile kanlarımızı helal kılıyor, insanları bize karşı topluyor, gece gündüz kendilerini bize karşı savaşa teşvik ediyor ve bunun için imza topluyorlar.’ El Adnani, Şam’da Nusayriler dışında birine kurşun sıkmışlarsa bunu ancak nefret edip, istemeyerek yaptıklarını, kendilerine saldırmayan hiç kimseye karşı saldırı başlatmadıklarını da dile getirerek bireysel hataların ise hiçbir ordu saflarında tamamen kontrol edilip engellenemez bir hal olduğuna, böyle durumların Allah Resulü’nün (s.a.s.) ordusunun saflarında dahi hasıl olduğuna dikkat çekti. Ardından şöyle dedi: ‘Her kime zulmettiğimiz ispatlanırsa işte mallarımız, işte sırtlarımız, işte boyunlarımız. Devletin emirinden başlayıp en alt düzeydeki askerine kadar hepimizin boyunları Allah’ın şeriatı karşısında kıldan ince. İşte bizimle bağlantı yolları açık, merkezlerimiz de biliniyor. El Adnani, Suriye’deki silahlı grupları da bu komplo konusunda uyararak şöyle ekledi: ‘Suriye’deki tüm silahlı gruplara, en başında da Özgür Ordu’nun bölüklerine şunu hatırlatmak isteriz: İslam Devleti’ne karşı yürütülen bu iğrenç medya kampanyasının amacı aramızda fitne çıkarmaktır. Buna dikkat edin.

Sakın ola ki düşmanın ardında sürüklenen kanallarına ve sözcülerine inanmayın.’ Irak ve Şam’daki İslam Devleti Sözcüsü Ebu Muhammed El Adnani son olarak ise Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta uğradığı hezimetlerden sonra vekalet savaşına başvurmayı tercih ettiğine şu sözleriyle işaret etti: ‘Amerika ve müttefikleri Afganistan ve Irak’tan ağır dersler aldıktan sonra mücahitlerle direk karşı karşıya gelemeyeceklerini çok iyi anladılar. Bunun için kendilerinin arkasından savaşacakları, mücahitlerin kendi vatanlarından vekil bulmak gerekli idi. Obama, BM’deki son toplantısında bunu açıklamış ve mücahitlerden ‘radikal’ olarak isimlendirdiklerinin karşısında durmaları için grupların desteklenmesini talep etmiştir.

Amerika, mücahitlere karşı savaşından istifade etmiş ve sahvelere yatırılan paraların, işbirlikçilerin desteklenmesinin masrafının direk savaşmanın yanında onda bir etmediğini idrak etmiştir. Bu nedenle de gece gündüz Sahveler oluşturmak, paralarla pompalayıp, makamlar dağıtarak işbirlikçileri seferber etmek için çalışmış ve çalışmaya da devam etmektedir. Bil ki ümmetim! Irak’ta sahveleri teşkil eden o, Şam’da da oluşturacak. Akıllı bir kimse Şam’daki mevcut tüm grupların Allah yolunda ya da zayıflara yardım için çıkmış olduğunu sanmaz. Aksine bu gruplar arasında, insanların kesinlikle rejimin şebbihaları ve destekçileri olduğundan şüphe etmediği, zayıf iradeli, cahil, kandırılmaları ve kendileri aracılığıyla başkalarının kandırılması kolay –Halep’in kırsalındaki El Bab Şehri’ndeki En Nasır bölüğü gibi ki bu grup mücahitlerin merkezlerini ve Müslümanların toplandıkları yerleri bombalamaları için Nusayri ve İran uçaklarına çip koyuyorlardı, ancak Allahu Teala onları rezil etti ve mücahitlere onları yakalamayı nasip etti- gruplar bulunuyor. Herkes bilsin ki Allah’ın izniyle zafer mücahitlerin olacak. Karşılarında ne işbirlikçi sahveler ne de öldürücü silahlar durabilir. Safların ayırdedilmesi lazım. Bu da ancak fitnelerle mümkün olur. Zira Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Elif, Lam, Mim. İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.’ (Ankebut Suresi, 1-2-3). ‘Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah’ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez; (Yine bu) Allah’ın, iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir. Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?’

***

El Adnani konuşmasının sonunda şöyle dua etti:

Allah’ım İslam’a ve Müslümanlara kötülük yapmak isteyenleri güç ve kudretine yakışır bir şekilde cezalandır.

Allah’ım kim yalan söyleyerek mücahitlere iftira atarsa onu tüm dünyaya rezil et, dilini kopar. Kim de mücahitlere tuzak kurarsa tuzaklarını kendilerine döndür döndür. Helakını tuzağında kıl. Allah’ım her kim bir insanın kanını haksız yere dökerse onun elini kopar, belini kır, onu ibret alanlara ibret kıl. Senden başka ilah yoktur.

Sen her türlü noksan sıfattan münezzehsin. İşleri bozanla düzelteni bilirsin. Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederim. Yerde ve gökte hiçbir şey sana saklı değildir. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed’e (s.a.s.), ehline ve tüm ashabına olsun. Son duamız alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun.

(Kaynak: Defne Bayrak / Islahhaber.net)

 

  • Yorumlar 3
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim