1. YAZARLAR

  2. Roger Cohen

  3. İran rejimini şeytanlaştırmadan önce bir daha düşünün
Roger Cohen

Roger Cohen

Yazarın Tüm Yazıları >

İran rejimini şeytanlaştırmadan önce bir daha düşünün

A+A-

İranlı Yahudilerin Arap Yahudilerinden huzurlu olduklarını yazdığımdan beri almadığım eleştiri kalmadı. ABD’nin tek mercekli bakışı yüzünden İran Nazi Almanya’sına benzetilse de, sanılandan daha demokratik

Jerusalem Post’ta yayımlanan bir yazı benim, ‘totaliter ülkelerde sinagogların olmasına aldanan ilk Amerikalı olmadığımı’ söylüyor. Atlantic Monthly’den Jeffrey Goldberg beni ‘özellikle saftirik’ buluyor; İranlıların konukseverliğiyle kandırıldığımı, ‘bunun çoğu Müslüman toplumun belirleyici özelliği’ olduğundan dem vuruyor. Muhafazakâr internet sitesi American Thinker, Theresienstadt kampında olsaydım, Nazilerin sahte iyilikleri karşısında tufaya düşeceğime inanıyor. Bu öfkenin kaynağı, İran Yahudileri hakkındaki son yazım; 25 bin kişilik bu cemaatin nispeten huzur içinde ibadet ettiğinden; Arap Yahudilerinden daha iyi durumda olduklarından; İran’da Yahudilere yönelik düşmanlığın ara sıra uyduruk suçlamalara yol açtığından; ve ‘Çılgın Molla’ karikatürüne meftun olanların uzlaşmayı 1938 Münih’inin yeniden sahnelenmesi olarak gördüğünden söz ettim. Bu son nokta, İran’la Nazi Almanya’sı arasında kurulan analojiye direnemeyen bazı Amerikalı Yahudilerin öfkeli mektuplarıyla doğrulandı. Açık konuşalım: İslam Cumhuriyeti, ne Üçüncü Reich’ın yeniden çevrimi, ne de totaliter bir devlet.

Münih Hitler’in Sudetenland’ı ilhakına imkân vermişti. İran neredeyse iki asırdır tek bir yayılmacı savaş başlatmadı. Totaliter rejimler bireyin rejime tam itaatini gerektirir ve tek partiye müsamaha gösterir. İran zaman zaman acımasız bir baskı aygıtına sahip özgür olmayan bir ülke ama yukarıdaki kriterin çok uzağında. Önemli özgürlük, hatta demokrasi alanları var. Nüfusun çoğu 30 yaşın altında; internete bağlanabilen bir nesil bu. Uydu kanallarına ulaşım yaygın. İranlıların dünyayla bağı kesilmiş değil.

Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’la Hatemi’nin (bir sinagogta da konuşmuş eski cumhurbaşkanı) rakip olacağı hazirandaki başkanlık seçimi, birçok Arap ülkesinde seçim denen maskaralıklara kıyasla gerçek bir yarış olacak. Ahlak polisinin ve bağnaz Besiç mi-lislerinin yaptıklarına rağmen, İran’da soluduğunuz hava boğucu değil. Akşamüstleri sokaklar değişen, iyi eğitimli bir toplumun canlılığıyla dolu; sadece erkeklerin görüldüğü veya korku işgalindeki sokaklar değil. Yahudiler böyle zarif çizgilerin belirlediği bir İran’da yaşıyor. Hayatları Müslümanlara göre daha zor ama totaliter bir cehennemde yaşadıklarını savunmak abesle iştigal. İslam Cumhuriyeti’nden hazzetmeyen bir sürgün bana şöyle yazdı: “Yazınız gözlerimi yaşarttı; birçoğumuzun duymak istediğini dile getirdiniz. Sözde düşman İran, aşırılıkçı coşkunluğunu yenip diğer uçta yerini almış bir ülke. Bölgede İsrail’den sonra en az anti-demokratik olan ülke.”

‘Coşkunluk sonrası’ İran kavramı önemli. İslam’la demokrasinin verdiği sancılı mücadele ve uzlaşma da yeni ufuklar açacak önemde. Bunlar, İran’ın fanatik olduğu iddiasını yalanlıyor, Yahudilerin hayatına ışık tutuyor. Fanatizmin olmadığı veya korkunç suçların işlenmediği anlamına gelmiyor bu.

Fakat İran’ı terörle özdeşleştirmek aşırı basitleştirmek. Hamas ve Hizbullah’a dair yaygın bakış, ezici güç kullanmaya dünden hazır bir İsrail’e direnen geniş tabanlı siyasi hareketler oldukları inancına evrildi. Onlar üzerine yeniden düşünmek gerek, tıpkı İran karikatürlerini yüz geri etmek gerektiği gibi.

Bu konuya döndüm, zira İranlı Yahudiler meselesinin arkasında hayati bir konu var: ABD’nin bir ülkeyi tek boyutlu bir mercekten şeytanlaştırmaya meyyal olması ve bunun bazen felaket sonuçlar vermesi. Nefret dolu, aşırı milliyetçi söylem İranlılara özgü değil. İsrail’in Arap karşıtı ırkçı tosuncuğu Lieberman belki hükümet ortağı olacak. Olmamalı. Tıpkı nerede olursa olsun ırkçı demagojinin, bu söylemin Nazi ustalarıyla paralellikleri kışkırtmaması gerektiği gibi. (2 Mart 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT