1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Hz. Muhammed’e Ayet/Mucize Verilmiş midir?
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Muhammed’e Ayet/Mucize Verilmiş midir?

A+A-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Yüce Allah’a hamd, resulüne selam olsun. Bu yazımızda ayet kavramının içerdiği mucize konusunu işlemeye devam edeceğiz. Geçen yazımızda genelde resullere mucize verilip verilmediğinin üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise özelde Hz. Muhammed’e mucize verilip verilmediğinin üzerinde duracağız.

Bilindiği gibi geçen yazımızda mucizeyi ikiye ayırmıştık;

a-) Resullerin eğitim ve kalplerinin teskinine yönelik, yüce Allah’ın gösterdiği ve yaşattığı mucizeler.

b-) Bir kısım resullerin Allah’ın elçisi olduklarının bir delili olarak, halkın gözleri önünde gerçekleşen olağanüstü olaylarla desteklenmeleri.

Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimize birinci kısma giren bazı mucizeler gösterilmiş ve böylelikle yüce rabbimiz rahmetiyle, onun risalet görevini daha mutmain ve güçlü bir şekilde yapmasını sağlamıştır. Bu mucizelere şunları örnek gösterebiliriz;

1-) Hz. Peygamber’e Cebrail (a.s.) iki kez asli hüviyetinde gösterilmiştir:

“And olsun ki (Muhammed), onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.” (81/23) “And olsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.”(53/13)

2-) Hz. Peygambere İsra olayı yaşatılmış ve bu olağan üstü tecrübede, kendisine birçok mucizelere tanık olma lütfunda bulunulmuştur:

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”(17/1)

“Battığı zaman yıldıza and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar yahut daha az oldu. Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti. Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı. (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü. Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında. Me'vâ cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır. O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.53/(1-18)

3-) Gelecekle/gaybla ilgili, (hepside doğru çıkan) mucizevî bazı bilgiler verilerek, kendisinin Allah’ın resulü olduğu inancı pekiştirilmiştir.

“Andolsun ki, Allah gerçekten peygamberine o rüyayı hakkıyla doğru gösterdi, Şanıma yemin ederim ki, inşaallah Mescid-i Haram'a güvenlik içinde başlarınızı kazıtarak, kırparak korkusuzca gireceksiniz! Ancak O, sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan önce yakın bir fetih verdi.” (48/27)

“Rumlar yenildi. (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir. (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.” (30/2-4)

Mucizelerin birinci kısmının Hz. Muhammed’e de lütfedildiğini yukarıdaki ayetlerden anlıyoruz. Peki, mucizelerin ikinci kısmına giren, yani halkın gözleri önünde gerçekleşen olağanüstü olaylar Hz. Muhammed’e verilmiş midir? Allah daha iyisini bilir ama ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla rabbimiz bu tür mucizeleri vermeyi hikmetli bulmamıştır. Konuyla ilgili ayetlere bakalım;

“And olsun ki senden önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek hiç kimse yoktur. Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da geldi. Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma. Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler. Dediler ki: «Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?» De ki: «Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler». ” (6/34-37)

“Müşrikler «Muhammed bize Rabb'inden bir ayet/mucize getirseydi ya» dediler. Onlara daha önce inen kutsal sayfalara ilişkin açıklamalar gelmedi mi?” (20/133)

“And olsun biz bu Kur'ân'da insanlara her çeşit misali getirip anlattık. Eğer sen onlara istedikleri bir ayeti/mucizeyi getirmiş olsan dahi, o kâfirler: "Siz ancak, batıl iddialar peşindesiniz" derler. Allah, anlayışsızların kalplerini işte böyle mühürler. Sen şimdi sabret! Bil ki, Allah'ın sözü gerçektir. İnanmayanlar seni telaşa ve gevşekliğe düşürmesinler.”(30/58-60)

“Hayır, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şâ'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir ayet/mucize getirsin.” Dediler. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?” (21/5-6)

“Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet/mucize gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mu'cizeler ancak Allâh'ın yanındadır." Hem bilir misiniz o (mu'cize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar? Gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilkin ona inanmadıkları gibi (mu'cizeyi gördükten sonra da inanmazlar) ve bırakırız onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar. Biz onlara, (dedikleri gibi) melekleri de indirseydik, ölüler diriltilip kendileriyle konuşsaydı, istedikleri her şeyi toplayıp karşılarına koysaydık, onlar, ihtimali yok, yine iman edecek değillerdi. Allah dilerse o başka! Fakat onların çoğu bunu bilmezler.” (6/ 109-111)

Bu ayetlerden net bir şekilde anlaşılıyor ki Yüce Allah, resulullah (s.a.v.)’a, Hz. Musa’nın asası, Hz. Salih’in devesi, Hz. İsa’nın ölüleri diriltilmesi gibi bir mucize vermemiştir.

Kur’an’da geçen ayın yarılması olayı nasıl anlaşılmalıdır?

Her şeyden önce bu çabamızın mucize/ayet meselesini anlamaya dair bir çaba olduğunu ve ayetleri anlamadaki eksikliklerimizden dolayı yanılma payımızın olduğunu açıkça ifade etmek isteriz. Diğer yandan bir önceki yazımızda birçok peygambere mucizeler verildiğini ifade etmiştik. Dolayısıyla yüce rabbimizin Hz. Muhammed’e de ayın yarılması mucizesini vermesi elbette mümkündür. Ayetteki ifadelerden de ilk başta anlaşılan da budur. Ama bu şekilde anladığımızda da bazı zorluklar oraya çıkmaktadır.

a-) Hz. Muhammed’e Ayet/mucize verilmediğine yönelik onlarca ayetle zıtlaşma sorunu.

b-) Niye mucize verilmiyor iddialarına, hiçbir ayette ayın yarılma mucizesine işaret bile edilmemiş olması.

c-)Rabbimizin, müşriklerin mucize isteklerine, hep onların dikkatini Kur’an’a yönelterek cevap vermesiyle uyuşmamaktadır. Şu ayetlerde olduğu gibi:

“Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım. Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt(zikir) vardır.” (29/50-51)

Dolayısıyla en başta onlarca ayetle zıtlaşmamak ve sonrada diğer nedenlerden dolayı ayın yarılması olayını halkın gözü önünde gerçekleştirilen bir mucize olayı olarak anlamamak ilmi olarak daha isabetli gözükmektedir. (Elbette yine de Allah en iyisini bilir)

Bilindiği gibi Kur’an’ı anlama usulünde bir konu hakkında karar verirken, o konuyla ilgili ayetlerin tümünü göz önünde bulundurmak bir zorunluluktur. Nitekim yukarıda verdiğimiz onlarca ayet, bir mucizenin verilmediğini çok net bir şekilde ortaya koyuyordu. Hatta yukarıdaki ayetlerin yanında, mucizenin niye verilmediğini açıkça ortaya koyan şu ayetlerde bu tespitleri güçlendirmektedir:

“Bizi, (Kureyş'in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.”(17/59)

“ Çünkü Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelince, ondan mutlaka yüz çevirmişlerdir.”(36/46)

“Onlara ayetlerimiz/mucizelerimizi getirince onlar o ayetlerle alay edip gülmeye başladılar”(43/47)

Yukarıda söylediğimiz nedenlerden ve bu apaçık ayetlerden dolayı, bu ayetin başka bir açıklaması olmalıdır. Zira ayetler arasında bir çelişki olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu ayet ya kıyamet sırasındaki bir yarılmayı ifade etmektedir. Ya da Taberani rivayetinden anlaşıldığı gibi, bu bir ay yarılması değil, bir ay tutulmasıdır. Bu rivayette; Taberanî de başka bir yoldan İkrime'ye dayanarak Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini aktarıyor; "Peygamberimiz zamanında ay tutulmuştu. Mekkeli müşrikler `Muhammed aya büyü yaptı' dediler. Bunun üzerine "Kıyamet anı yaklaştı, ay ikiye ayrıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve `bu öteden beri gördüğümüz bir büyüdür' derler" ayetleri indi. Nitekim İslamoğlu bu ayetle ilgili dipnotta şunları aktarmaktadır; Hasan ve Ata ‘da bu ayeti ” Gözler kamaştığı, ay tutulduğu (karanlığa gömüldüğü), güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan "kaçış nereye?" diyecektir.” (75/7-9) ayetlerindeki “ay tutulması” ile tefsir ederler. Olağan dışı bir ay tutulması yaşanmış olması ve bunu görenlerin ayı ikiye ayrılıyor sanması da mümkündür. Buna göre olay kıyamet öncesine atıftır. (ibn Aşur.) Bu iki yaklaşımın bazı açıkları olduğu söylenebilir, ama ilmi olarak onlarca ayetle zıtlaşma çelişkisinden çok daha ehven bir tercih olduğu da kuşku götürmez. (Elbette en doğrusunu yine de ancak Allah bilir.)

Şimdiye kadarki tespitlerimizden, bazı rivayetlerde (sözde hadislerde) iddia edilen ve ikinci kısma giren mucize haberlerini kabul etmeyi de doğru bulmayacağımız anlaşılmıştır. Çünkü:

a-)Bu haberler, mucizenin verilmediğine dair onlarca ayete ters düşmektedir.

b-)Hz. Muhammed (s.a.v.) vefatına kadar, onunla ilgili birçok detaydan bahseden vahiy/Kur’an, rivayetlerde zikredilen çok büyük mucizelerden hiçbir şekilde bahsetmemektedir. (Hâlbuki Musa ve benzeri peygamberlere verilen mucizelerden Kur’an sıklıkla söz etmektedir.)

c-)Ayrıca rivayetler görece sahih olsalar bile, Kur’an sübutu kat’i iken, rivayetlerin sübutu zannîdir. Bu nedenle, zannî rivayetlerle, Kur’an’ın bildirdiğine aykırı bir kanaate yönelmenin makul bir tarafının olmayacağı açıktır.

d-)Usul itibariyle hadisler Kur’an’ın değinmediği bir şeyi, (Kur’an’a aykırı olmamak şartıyla) beyan edebilir. Kur’an’ın değindiği bir şeyi de tefsir de edebilir. Biz böyle bir durumda bu beyanla, tefsiri dikkate de almak zorundayız. Ama Kur’an’ın açık beyanına ters düştüğünde ise, onlarca hadis de olsa bu hadisleri kabul etmemiz mümkün olamaz. Bu konuda hadisler Kur’an’ın değinmediği bir hususa değinmiyorlar. Ayrıca Kur’an’ın mücmel bıraktığı bir konuyu tefsir de etmiyorlar. Tersine bu hadisler, ayetlerin açık beyanlarını boşa çıkarıyorlar. Bu nedenle bu hadislerde bir yanlış anlamanın olduğu düşünmek ve Kur’an ayetleriyle hareket etmek daha doğru olacaktır. Yine de yanılmayanın sadece Allah olduğunu itiraf ederiz.

Mucizeleri kim gösterir/getirir?

Şüphesiz ki mucizeleri sadece ve sadece Allah gösterme kudretine sahiptir. Peygamberler ayet/mucize gösterme yetki ve tasarrufuna sahip değillerdir. Nitekim şu ayeti kerimeler bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır;

“Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şırıl şırıl ırmaklar akıtmadıkça yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: " ben rabbimi bütün eksikliklerden tenzih ederim. Ben, insan bir elçiden başka neyim ki? (size bu mucizeleri Allah vermedikten sonra, ben ne yapabilirim ki?)"(17/90-93)

“And olsun ki senden evvel de peygamberler gönderdik. Onların içinden sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, sana bildirmediğimiz kimseler de var. Hiçbir peygamber, Allahın izni olmaksızın, herhangi bir mucizeyi kendiliğinden getiremez. Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman Allah'ın ayetlerini boşa çıkarmağa çalışanlar, hüsrana uğrarlar.”(40/78)

"Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!"(10/20)

“Andolsun ki, Biz senden önce de peygamberler gönderdik; onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadıkça bir mucize getirmek, hiçbir peygamberin haddi değildir. Her ecel için bir yazı vardır.”(13/38)

Mucize verilip verilmemesi resullerin değerini etkiler mi?

Herhangi bir peygambere mucizelerin verilmesi veya verilmemesi onların değerini belirleyen bir faktör değildir. Zira bu daha çok peygamberlerin, muhataplarına yönelik bir olaydır. Nitekim en çok mucize ile muhatap kılınan beni İsrail’dir ve bu mucizelerin onlar için ciddi bir hayra sebep olduğu pek de söylenemez. Nitekim bu kadar mucizeden sonra, İsrail oğullarının durumunu ortaya koyan şu ayet bunu açıkça ortaya koymaktadır:

“Ve İsrail oğullarını denizden geçirdik; derken, birtakım putlara tapınıp duran bir toplulukla karşılaştılar. (İsrail oğulları): "Ey Musa," dediler, "Bize de onların tanrıları gibi bir tanrı yapıver! (Musa): "gerçekten de siz (eğri doğru nedir) bilmeyen bir toplumsunuz!"dedi.”(7/138)

Aynı şey birçok mucizelere tanık olan Hz. İsa’nın muhatapları için de geçerlidir:

Birçok mucizeye rağmen, havarilerle birlikte sınırlı sayıda kimse İsa (a.s)’ ya iman etmişti

“ İsa, onlardaki küfrü sezince: Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? dedi. Havârîler: Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız, cevabını verdiler.”(3/52)

Ayrıca ikinci kısma giren Mucizelerin verilmediği veya çok az verildiği birçok peygamberin olduğu gerçeği de bu tespitimizi desteklemektedir. Her şeyden önce resuller dâhil, insanın değerini insanın tercihleri, gayretleri ve fedakârlıkları, yani takvası belirler;

“Şübhesiz ki sizin Allah nezdinde en şerefliniz takvaca en ileride olanınızdır.”(49/13)

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdtır. Şüphesiz ki her şeyin en doğrusunu bilen sadece Allah’tır. Rabbimiz kereminle ilmimizi, amelimizi ve ihlâsımızı artır ve kusurlarımızı da bize bağışla. Sen lütfedenlerin en hayırlısısın…

YAZIYA YORUM KAT

14 Yorum