Hükümet harakiriyi mi seçti?

20.05.2008 16:27

Yusuf Gezgin

Geçen hafta hükümetle derin cenahlar arasında “bir psikolojik savaş” yaşandığını; derin cenahların hükümeti içeriden zaafa uğratmak, korku ile teslim almak, cerrahi operasyonlara hazırlamak üzere çeşitli yöntemleri devreye soktuğunu ifade etmiştik.

Hükümete; “mücadele etmesini”, “milletin emanet ettiği demokratik temsil yetkisini çakallara terk etmemesini” önermiştik. “Hükümet ya karanlık yapının deşifresi ve cezalandırılması için sonuna kadar gidecek, onurluca mücadele edecek veya harakiriyi seçecek” demiştik.

Hükümetin sessiz ve eylemsiz duruşunu bir stratejiye bağlama, taktik bir hareket olarak algılama eğilimi vardı. Kamuoyu hükümetin boynunu uzatıp teslim olmayacağı, mücadele edeceği ümidini koruyordu. Zira hiçbir dönemde olmadığı kadar derin devlet ve operasyonları deşifre olmuştu. Sivil güçler cuntacı derin odaklara karşı hiç bu kadar imkâna, araca, desteğe sahip olmamıştı.

Türkiye bu gün derin yapıları bitirmek için tarihi bir fırsatla karşı karşıyadır. Karanlık, otoriter, milli ve dini değerlere tahammülsüz derin yapının kökünü kazımak; milli iradeye dayalı şeffaf, demokratik bir yapı kurmak için bir dönüm noktasında bulunuyoruz.

AKP hükümeti bu noktada cesurca davranarak, milleti arkasına alarak tarihi bir misyon görebilir ve milletin makus talihinin dönmesi için çok önemli adımlar atabilirdi. Seçimden hemen sonra yapmasını beklediğimiz demokratik açılımları, anayasa değişikliklerini ağırdan aldı ve yapamadı. Bu yüzden aldığı oya rağmen hakkında bir kapatma davası açıldı.

Bir yönüyle dava AKP hükümetine yeni bir fırsat daha verdi. Millet köklü anayasal değişikliklerin ne kadar ihtiyaç olduğunu gördü. Kapatma davası demokratik reformlara kamuoyu desteğini zirveye çıkardı. Hükümetin eline bu derin urları temizlemek için tarihi bir fırsat ve sorumluluk verdi. Ancak hükümet hala “yan çizme”, “statükoya dokunmama” eğilimi göstermektedir. Hükümetin tutum ve davranışları mücadeleyi değil harakiriyi seçtiği kanaatini desteklemektedir. Sessizlik ve eylemsizlik giderek bir kafa karışıklığına, kararsızlığa, belirsizliğe dönüşmektedir.

Son zamanlarda hükümetin içinde bir cenah derinlerle “uzlaşma”yı telaffuz etmektedir. Rivayetlere göre AKP Ergenekon dosyasında geri adım atacak, derinleri rahatsız etmeyecek, savcıyı Şemdinli’de olduğu gibi feda edecek; derinler de kapatma meselesini halledeceklerdir. Derin propagandaların ve PH uygulamalarının etkisiyle şu anda pek çok AKP milletvekili “bu işleri kurcalamayalım, uzlaşalım” demeye başlamıştır bile. Özellikle emekliliği hak etmemiş yeni milletvekilleri ikballerini tehlikeye sokabilecek ihtimalleri risk görmektedirler.

Demokrasinin ve milli iradenin rağmına yapılacak böyle bir uzlaşma AKP hükümetine en fazla 3-5 ay kazandıracaktır. Ama bir süre sonra hem koltuklarını hem itibarlarını, hem oy tabanlarını kaybedeceklerdir. Tarihe nasıl geçecekleri ise ayrı bir konu… 

AKP içinde derinlerle kontak halinde bulunan veya oralardan beslenen bazı kimseler ise Ergenekon’u “asılsız!”, “gerçek dışı!” gösterme eğilimindedirler. Bu cenahta yer alanlara göre ihtilal denemeleri, saunalar, atabeyler, Şemdinliler, Ümraniyede’ki cephanelikler, Danıştay baskını birer hayal ürünüdür. Alpaslan Aslanlar, Veli Küçükler, Muzaffer Tekinler çizgi kahramanıdırlar. Bütün derin ilişkiler bir “sanı”dan ibarettir. Demokratik duruş sergileme cesareti gösteremeyen bir kesim, Ergenekon örgütlenmesini küçülterek sahadan, mücadeleden kaçma yolu aramaktadırlar.

Derinlerin politikalarından birisi de AKP ile onu destekleyen toplumsal kesimlerin arasını açmaya yöneliktir. Derin yapılara karşı oluşan demokratik cepheyi parçalamayı, birbiriyle vuruşturmayı ve aralarındaki güveni zedelemeyi arzu etmekte, bu yönde çalışmalar yapmaktadırlar. Son dönemdeki pek çok olayın bir cemaate fatura edilmesi ve bunun alenen telaffuzu bu cemaatle AKP’yi vuruşturmayı amaçlamaktadır. Zira son seçimlerde AKP’nin aldığı oyun önemli bir kısmının bu guruptan geldiği bilinmektedir. AKP ile liberalleri vuruşturmaya yönelik projeler de vardır. Benekli öküz hikâyesi laikçi-derin kesim önce demokratik cepheyi yıkmayı sonra da birer birer yemeyi hedefliyor olmalı.

Şu anda hükümet cenahı korkuyor, korkutuluyor. Ama diğer yandan tarihi bir fırsatı kaçırıyor. Eskiden yenen dayakların psikolojik etkisinden olsa gerek, hükümet ensesinden yakaladığı derin canavarın kurtulup kendini yiyeceği endişesini taşıyor. Fırsatı değerlendirip hem kendini hem de ülkeyi kurtarmak yerine, paçayı nasıl kurtaracağını düşünüyor. İçerideki Brütüsler de hükümetin cesaretini, mücadele azmini kırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Sürekli derinlerle mücadelenin imkânsızlığından dem vuruyorlar.

Hükümet zayıflamış, kamuoyunda deşifre olmuş, itibar kaybına uğramış, operasyonel imkânlarını kaybetmiş “Derin Devlet” karşısında hala teslim olma yollarını arıyor. Hükümet kaleciyi de geçmiş ve boş kale ile karşı karşıya kalmışken topu taca atacak gibi görünüyor.

AKP mücadeleyi değil, harakiriyi seçmiş görünüyor... Gerçeklerle yüzleşmek yerine gözünü kapatmayı tercih ediyor…

Hükümet toplumun farklı kesimlerinin desteğini alarak, değişik görüş ve düşünceden gurupların hassasiyetlerini gözeterek, geniş bir demokratik cephe oluşturarak bu derin yapıyla mücadele etmeli. Yoksa hem kendisine hem de ülkenin geleceğine kıyacak...

Aktifhaber

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim