1. YAZARLAR

  2. Turgay Uzun

  3. 'Havuzlu villa' söylemi CHP'yi nereye götürecek?
Turgay Uzun

Turgay Uzun

Yazarın Tüm Yazıları >

'Havuzlu villa' söylemi CHP'yi nereye götürecek?

A+A-

CHP'ye Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçilmesinin bu partide değişimi başlatacağı, CHP'nin seçimlerde halktan büyük destek alarak iktidara geleceği inancını dillendirenler, CHP'de değişimin gerçekleşebilmesi için en başta ideolojik yapının değişmesi ve bir zihniyet devriminin yaşanması gerektiğini görmezden gelmektedir.

CHP gibi sadece "laiklik partisi" görünümü veren, "1930'lular" yönetiminde, 1930'lu yılların partisi haline gelmiş bir siyasal yapıyı dönüştürmenin, "Recep Bey jargonu" kullanmak ve kasket takmaktan çok daha zor olacağı açıktır. Ülkemizde yaşanan başta işsizlik olmak üzere, gelir dağılımdaki dengesizlik gibi ekonomik ve toplumsal sorunlar üzerinden CHP'nin bir muhalefet stratejisi izleyeceği, seçmen desteği sağlamada başarısız olan "laiklik ve cumhuriyet elden gidiyor" söyleminin rafa kaldırılacağı anlaşılmaktadır. Bu süreçte aklımıza takılan soru, "CHP halkla bütünleşme yeteneği gösterebilen gerçek bir sol ve sosyal demokrat partiye dönüşebilecek midir?" sorusudur.

CHP sola mı yanaşıyor?

CHP'yi tanımayanlar Kılıçdaroğlu'nun kurultay konuşması sonrasında bu partinin daha çok sosyalist soldaki marjinal bir parti olduğu inancına kapılabilirlerdi. Genel başkanın, 1970'lerde Ecevit'in dillendirdiği "toprak işleyenin, su kullananın" sloganını hatırlatan söylemlerde bulunarak özellikle halka, "havuzlu villalarda" oturmayacakları güvencesini vermesi, ilginç ve bir o kadar da romantik bir çıkış oldu. Gelir dağılımı adaletsizliğine sık sık vurgu yapması ve sosyal sorunlara işaret etmesinin sol bir parti açısından alışıldık söylemler olduğu da açık. Ancak burada asıl sorun, hâlihazırda "ulusalcı-Kemalist" çizgideki CHP'nin, bulunduğu noktadan sola hatta sosyalist sola kaydığı izlenimi verilerek beklenti içine girilmesidir. CHP'nin ekonomik ve toplumsal sorunları çözme iddiasıyla popülist ve kendi yapısıyla uyuşmayan politik söylemlerin ardına sığınmasının, partiyi 1930'larda kalmış görüntüsünü değiştirmekten öte onun daha da gerilerde kaldığı inancını pekiştirmektedir.

Yaşadığımız bu dönemde, dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde saf anlamda sol politikaların başarı şansı kalmamıştır. Latin Amerika ülkelerinde umutla iktidara taşınan sosyalist partilerin ülkelerini ne hale getirdikleri ortadadır. Bu bağlamda CHP, romantik sol sloganları motivasyon sağlama ve partideki sayısı oldukça azalmış olan eski tüfek solcuları nostaljik yolculuklara çıkartma adına kullanmayı sürdürebilirse de, bu "havuzlu villa" söyleminin, Kadıköy'de, Karşıyaka'da, Çankaya'da milyonluk evlerde yaşayan asıl CHP seçmeni için, yani tuzu kuru "beyaz Türkler" açısından herhangi bir anlam ifade etmeyeceği de açıktır. Bunun ötesinde, bu söylemin, ağırlıklı olarak CHP'ye oy veren kentli burjuvazi ve büyük sermaye grupları açısından bir güvensizlik ortamını yeşerteceği ve CHP'nin kendi sermaye birikimlerinin korunması açısından bir "tehdit" olarak algılanmasına yol açabilmesi de çok sürpriz olmayacaktır. Böylesi bir sürecin yaşanması, laiklik ve modernlik adına bu partiye oy veren kesimleri başka partilere iterken acaba CHP, varoşların, tersane işçilerinin, madencilerin, asgari ücretle geçinenlerin, kıyıda köşede kalanların partisi haline gelebilecek midir? Sol söylemin CHP'yi tanıyan, bilen, aslı varken taklidine prim vermeyecek gerçek sol kesim için de bir alternatif olmayacağı açıktır.

"Sol politika" başarı getirecek mi?

CHP'nin sol çözümlerle halkın karşısına çıkmasının bir miktar oy artışı sağlayabileceği düşünülse bile kesin bir başarıyı getireceği de oldukça şüphelidir. Bunun nedeni, AK Parti iktidarında hükümet uygulamalarına bakıldığında, daha önceki hükümet dönemleriyle karşılaştırıldığında birçok sosyal demokrat iktidardan da öte, sosyal yanları ağır basan politikalar uygulamaya koyduğu söylenebilir. 8 yıllık dönemde özellikle alt gelir gruplarına yönelik kamu harcamalarının sürekli artış göstermesi, yine sosyal politikaların odağını oluşturan sağlık sektörü harcamalarının da 8 yıl içinde yüzde yüz kırkları aşan bir oranda artış kaydetmesi, hükümet uygulamalarının refah artırıcı ve sosyal adaleti sağlayıcı etkilerde bulunmasını sağlamıştır. 5 yıl önce tedavi olmak için gün doğmadan kuyruğa giren düşük gelirli insanlar özel hastanelerde muayene olabilme imkânına sahip olmuşlardır. Bu, özel hastanelerin fiili olarak "kamusallaştırıldıkları" bir duruma işaret etmekte ve en azından ekonomi politikaları açısından hükümetin bu anlamıyla "sol" politikalar da izlediği gerçeğini ortaya koymaktadır. CHP'nin, bu uygulamaları daha öteye taşıyabilecek çözüm önerileri ise ortada yoktur.

Özgürlük açılımı yok

Bütün iktisadi politikaların ötesinde, bir parti, ancak özgürlükleri benimsediği ve savunduğu oranda gerçek bir demokratik sol parti olacaktır. Kılıçdaroğlu, özgürlüklerin genişletilmesi ve demokrasinin güçlendirilmesi konusunda da herhangi bir demokratik çıkış gerçekleştirmeyerek, klasik seçkinci CHP çizgisinin devam edeceği inancını pekiştirmiştir. Genel başkan, "merdiven altlarında kaçak çalışan başörtülü kızların" sigortalanacaklarını müjdelerken, bu kızların üniversiteye nasıl girebilecekleri hakkında bir çözüm önerisi sunmaktan geri durmaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında bütün anlamlarıyla ezilen kesimlerin partisi olacaklarına dair bir açıklamada bulunmazken, anayasa referandumunda 12 Eylül Anayasası'nın değişmesine izin vermeyeceklerini ifade ederek, Silivri'ye selam göndererek, "özel yetkili mahkemeleri" ortadan kaldıracağını söyleyerek, Ergenekon zihniyeti ile özdeşleşmiş isimleri yönetime alarak avukatlığı Baykal'dan devraldığını göstermektedir. Türkiye'nin anamuhalefet partisinin genel başkan koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin kanayan yarası olan Kürt sorununun çözümü hakkında bir tek söz söylemek ihtiyacını da hissetmeyerek, adeta bu sorunu görmezlikten gelmiştir. Özgürlüklerin genişletilmesini talep etmeyen, askeri darbe anayasasına kol kanat geren bir yapının sosyal demokrat parti olduğunu iddia etmek mümkün değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin yaşadığımız dünyada, bir politik seçenek olarak anlam ifade edebilmesi ancak bu ülkenin sorunlarına yaşadığımız çağdan çözümler bulmasıyla mümkün olabilecektir. Yoksa 1970'li yıllardaki modası geçmiş halkçılık anlayışının, dünyayla bütünleşme anlamında uzun mesafeler kat etmiş, bir ülke için bir politik seçenek oluşturmayacağı ortadadır. CHP'deki olası bir değişimin, Türkiye'de siyasal rekabetin sağlıklı işlemesi ve Avrupa tipi bir sol partiye olan ihtiyacın karşılanması noktasında olumlu bir gelişme olacağı açıktır. Ancak CHP'nin, en asgari gerekler açısından bakıldığında bile bir sol partiyle benzerliğinin bulunmaması, bu yöndeki umutları da oldukça zayıflatmaktadır. Beklenen, CHP'nin de ayırımsız biçimde özgürlüklere kucak açması, bürokratik oligarşiyle mücadele aşamasında sürece destek olması, devlet içindeki derin odakların tasfiye edilerek çağdaş hukuk devletine ulaşılması ve AB sürecinin kesin bir biçimde desteklenmesi, yani değişimin bu unsurlar yönünde sağlanmasıdır. CHP'nin tarihsel köklerine uygun politikalar izlemeye devam etmesi, bu partiyi daha artan bir biçimde değişime direnen, "anakronik parti" haline getirerek diğer rakipleri karşısında güçsüzleştirecek ve iktidar seçeneği olmaktan daha da uzaklaştıracaktır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT