1. YAZARLAR

  2. HAMZA TÜRKMEN

  3. Güncel Kavramlardaki Devlet Hangisi?
HAMZA TÜRKMEN

HAMZA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Güncel Kavramlardaki Devlet Hangisi?

A+A-

Vahye ya da Batılı paradigmaya, fıtri olana ya da moderniteye ait belirleyici tanım ve kavramlar, benzer kelimelerle kullanıldığında kaos oluşmaktadır.

Türkçe’de Müslimler olarak kullandığımız ‘devlet, millet, vatan, bayrak’ gibi kavramlar, aynı zamanda içinde yaşadığımız ulus toplumların en başat kavramlarıdır.

Ulus toplum Mustafa Kemal ve Türkçü/Batıcı ekibinin yaptığı devrimlerle ulaştığı ve Sömürgeci Batı’nın bizim için istediği bir sonuçtu. Bu sonucun finali Lozan’dan daha çok, ‘Ümmetten bir ulus/’millet’ yarattık’ değişiyle imzalanmıştı. Çünkü Lozan resmi bir seremoniydi; ama Atatürk’ün bu deyişi yasaklarla, sürgünlerle, idamlarla bir sosyoloji oluşturdu.

İslami kültürde Kur’an’daki ‘dvl’ kökünden üretilen devlet ya da mülk denilen otoritenin yapısı, maalesef ki saltanata büründü. Bu yapıyı yeterince analiz edip ‘şura’ mefhumu içinde ıslah edemeden, Osmanlı ümmetinin eceli geldi ve üç kıtada hükümferma olan yapı yıkıldı.

Osmanlı sonrasında fiili işgal güçlerinin dayatması ve içimizdeki kimliği devşirilmiş garpzedelerin gayretleri ile de ulus devletlere bölündük. Gücümüz düştü, rüzgârımız kesildi ve çözüldük.

Avrupa’da toplumsal bir yönetim aygıtı olarak oluşan ulus devlet/‘nation state’ yapısının fıtri ve vahyi planda ürettiği ifsadı henüz kavramaktan uzaktık.

Bir kurtuluş miti olarak ‘ulus devlet’ olgusu çökmekte olan bünyemize adapte edildi.

Ve iktidar mevkiine geçen/geçirilen yeni Kemalist jokaben takımı, ümmetten bir ulus yaratmayı Ziya Gökalp ve Kazım Karabekir gibi İslami olanla ortaklaşarak değil de, İslam’ı tasfiye ederek ya da İslami olanı alt kimliğe indirgeyerek gerçekleştirmeyi hedeflemişti.

İlk yıllarda Osmanlı’nın devamı zannedilen devlet, daha sonraları Türklük adına İslam’ı tasfiye etmeye veya ikincilleştirmeye çalışan yeni bir olgu olarak algılandı.

Yeni  Türk devleti ile İslami ümmet bağı çözülmek ve yeni bir Türk ulusu icat edilmek isteniyordu.

Artık ‘Hilafet’in ilgasından sonra sivil ve asker bürokrasi; yani Yeni Türk Devleti, Kur’ani ilkelere bağlı Müslümanların gözünde öteki olarak algılanmaya başlandı. İslami kimliğini ve aidiyetini teslim etmeyen mü’minlerin çektiği acılar, çileler hatta sürgün ve katliamlar çok partili sisteme geçerken durulmaya başladı ve halkı ulus devlete itaat eder hale getirmek için yeni ve yumuşak ilişkilere yönelindi.

1950’lerden bu yana Türkiyeli Müslümanların gözünde ‘ümmetten bir ulus yarattık’ istikametindeki Batılılaşma formunun devamını gözeten iki devlet vardı:

Birincisi, eşit vatandaşlık hukukunu gerçekleştirmeye çalışan ‘kanun devleti’.

İkincisi, gerek İslami olanı yeniden canlandırmak isteyenleri,  gerek anadili ekseninde Türk kimliği dayatmasını kabul etmeyen anasırı takip edip ezmeye, sindirmeye çalışan ‘derin devlet’.

Avrupa’da oluşan ulus devlet teorisinde iki ana yaklaşım belirgindir:

Birincisi, devletin itaat edilmesi kaçınılmaz aşkın ve ideal bir özne olduğu tanımı (ki bizim için bu, tağut kavramının bütün anlamlarını içermektedir).

İkincisi, kolektif veya demokratik temelli bir tanımla toplumdaki egemen otorite hali. Tartışmaya açık olan da ancak ikinci tanımdır: Toplum devlet için mi vardır; yoksa devlet toplum için bir hizmetçi midir?

‘Saltanat sistemleri’nde ya da  ‘ulus toplumlar’da, daha iyi bir yönetim için yapılan tüm arayışlarda, kendiliğinden menkul kutsallık otoritesini kıramadığımız sürece daha adil bir devlet arayışı aldatıcıdır.

Ayrıca Müslümanlar olarak bizim kodlarımız, fıtri ve vahyi şura temelli bir vekalet otoritesi tanımına muhtaçtır. 

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum