Goldstone Raporu neden önemli?

28.09.2009 02:33

Richard Falk

Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski yargıcı, Lahey'deki Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı ve apartheid karşıtı aktivist Richard Goldstone, geçtiğimiz kış üç hafta süren Gazze Savaşı esnasında İsrail ve Hamas tarafından işlenen savaş suçlarını araştıracak olan BM keşif heyetinin başkanlığı görevini kabul etmek konusunda bir hayli isteksiz olduğunu ifade etmişti.

Goldstone, ardından, bu isteksizliğinin, meselenin "çok gerilimli ve siyasî açıdan çok yüklü" olmasından kaynaklandığını, ancak, kendisi ve diğer komisyon üyelerinin "kendini tarafsız ve vaka odaklı bir araştırmaya vakfedecek olan profesyoneller" olması nedeniyle ortadan kalktığını söyleyerek, "Asıl kabul etme sebebim, hukukun üstünlüğüne ve savaş hukukuna inancım ve çarpışma bölgelerindeki sivilleri mümkün olduğunca koruma görevi." diye eklemişti. Dört kişilik ekip, seçkin uluslararası hukuk uzmanı ve London School of Economics öğretim üyesi Chrisstine Chinkin'in de aralarında bulunduğu çok saygıdeğer ve alanlarında önde gelen isimlerden oluşuyordu. Goldstone'un kararını daha da karmaşıklaştıran, hiç şüphesiz, Yahudi olması ve İsrail'le ve Siyonizm'le olan kuvvetli duygusal ve ailevî bağlarıydı. Bu bağlar, İsrail'de aktif olarak yer alan birçok örgütle uzun zamandır ilişkide olmasından dolayı pekişmişti.

Komisyon üyelerinin kusursuz niteliklerine ve Richard Goldstone'un, dünya çapında dürüst ve siyasî açıdan dengeli bir isim olarak tanınmasına rağmen İsrail, işbirliğine baştan itibaren yanaşmadı. BM ekibinin İsrail'e veya Filistin topraklarına girişine bile izin vermeyerek, onları, Gazze'ye Refah'tan girişlerini kolaylaştırması için Mısır'a bel bağlamaya zorladı. Uri Avnery'nin gözlemlediği gibi, her ne kadar İsrail, komisyonun raporunu tek taraflı ve adaletsiz olduğu gerekçesiyle eleştirse de, keşif heyetiyle işbirliğine giderek hikâyeyi kendi tarafından anlatma fırsatını yakalamayı reddetmesinin tek makul açıklaması, geçtiğimiz kış Gazze'ye gerçekleştirdiği saldırılarda uluslararası savaş hukukuna uygun şekilde yürütmediğine dair çok kuvvetli kanıtların üstesinden gelmesini sağlayabilecek hiçbir şey söyleyemeyecek olmasıydı. Hiçbir güvenilir uluslararası komisyon, Goldstone Raporu'nun temel iddialara dair vardıklarından farklı sonuçlara ulaşamazdı.

MEŞRU MÜDAFAA TEZİNE DESTEK

Gazeteciler ve tecrübeli Birleşmiş Milletler görevlileri de benzer sonuçlara ulaşmıştı. Belki de, Goldstone Raporu'ndan evvelki en etkileyici materyal "Sessizliği Bozmak" isimli, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Dökme Kurşun Harekâtı'na (Gazze Savaşı'nın İsrail'deki resmî adı) katılmış olan otuz üyesinin yorumlarını içeren belgeydi. Söz konusu askerlerin komutanlarının son derece üstünkörü savaş kurallarından dokunaklı bir şekilde bahsedişleri neden sivil ölümlerini engellemek için çok az çaba gösterildiğini gayet güzel anlatıyordu. İsrail'e ve hatta Gazze Savaşı'na karşı bile hiçbir şekilde eleştirel olmayan bu askerlerin anlatımından çıkan sonuç, İsrail'in politikasının, 'Gazze halkına Hamas'a verdikleri destekten ötürü ders vermekle', masum Filistinlilerin kitleler halinde yok olmasına yol açacak olsa bile İsrail ordusunun zayiatını sıfıra yakın tutmak olduğu şeklinde.

Dökme Kurşun Harekâtı'nın kanunsuzluğuna dair uluslararası görüş birliği göz önünde bulundurulursa, ilk etapta, 575 sayfalık bu devasa raporun, İsrail'de neden bu kadar büyük bir alarma sebep olduğu ve dünya medyasında neden bu kadar ilgi gördüğünü merak etmemiz gerekir. Önceden bilinenlere çok az şey ekliyordu. Topraklarına attığı füzelerden dolayı Hamas'ın savaş suçlusu olduğuna dair İsrail iddialarına diğer raporlara oranla daha duyarlı olduğu iddia edilebilir. Ve de Goldstone Raporu, İsrail'in, terörist bir düşmana karşı meşru müdafaa yaptığı iddiasını kabul ederek birçok açıdan, İsrail'in yanıltıcı temel çizgisini onaylıyordu. Rapor, eleştirilerini, İsrail'in aşırı ve hedef gözetmeyen güç kullanımına yoğunlaştırıyor. Bunu, sivilleri ve askerî olmayan bazı hedefleri konu alan bir dizi vakayı incelemek suretiyle gerçekleştiriyor. Rapor, aynı zamanda, dikkati, Dökme Kurşun Harekâtı'nın öncesinde, harekât sırasında ve sonrasında uygulanan ve gıda, benzin ve tıbbî teçhizatın girişini sınırlayan kanunsuz ablukaya çekiyor. Böylesi bir abluka apaçık toplu cezalandırma anlamına geliyor ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin bir işgal kuvvetinin yasal sorumluluklarına dair 33. maddesiyle yasaklanmış durumda.

İSRAİL'İ ENDİŞELENDİREN MADDE

İsrail, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin, dünya üzerindeki en ahlâklı savaşan ordu olduğu iddiasıyla Gazze Savaşı'ndaki askerî harekâtlarına dair uluslararası eleştirileri reddetmişti. Daha dikkatlice ele alınırsa, İsrail'in bu suçlayıcı rapora panikle tepki vermesinin haklı sebepleri var. Öncelikle, İsrail karşıtı önyargılara sahip olmakla inandırıcı bir şekilde suçlanamayacak olan uluslararası çapta bir ismin desteğiyle çıkıyor, ki bu, 'faul' diye ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırılsın, dikkatleri bulgulardan başka tarafa saptırmayı zor hale getiriyor. Rapora her insaflı bakış dengeli ve İsrail'in güvenlik kaygılarına dair görüşlerine duyarlı olduğunu ve aslında bazı kilit noktalarda kesin sonuçlara ulaşmayıp İsrail'in yararına şüphede kaldığını söyleyecektir. İkinci olarak, bulgular şaşırtıcı olmamakla birlikte, önceki raporların çok ötesine geçen önemli tavsiyeler mevcut. Bunlardan ikisi, İsrail liderliğini önemli ölçüde kaygılandırıyor olsa gerek: Rapor, İsrail ve Hamas'ın, altı ay içerisinde, savaş kanunlarının çiğnenmesine dair uluslararası nesnellik kriterlerine uygun standartlarda soruşturmalar gerçekleştirmemesi ve bunların sonuçlarına göre alınması gereken önlemleri almaması durumunda, Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesi ve İsrail ile Hamas'ın hesap verme sorumluluğunu Lahey'deki Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi'ne devretmeyi düşünmeye teşvik edilmesi gerektiğini söylüyor. İsrail, ABD ve muhtemelen bazı Avrupa devletlerinin diplomatik gücüyle bu utançtan kurtulsa bile, bu raporun gereklerini yerine getirememenin yol açacağı halkla ilişkiler sonuçları bir hayli kötü olabilir.

Üçüncüsü, BM sistemi veya Cenevre' deki İnsan Hakları Komisyonu ne yaparsa yapsın bu raporun ağırlığı dünya kamuoyunda hissedilecek. Gazze Savaşı'ndan bu yana İsrail'e Yahudi desteği azalıyor ve İsrail, bundan sonra daha da zorlanacağa benzer. Daha küresel anlamda, çok sağlam bir boykot ve tecrit hareketi Gazze Savaşı'ndan sonra ivme kazandı ve Goldstone Raporu, bu tür girişimlere ek destek sağlayacaktır. Dünyanın dört bir yanında, Filistinlilerin adil bir barışa ulaşmak için tek şansının, benim 'Meşruiyet Savaşı' adını verdiğim, meşruiyet sembolleri üzerindeki savaşın sonuçlarına bağlı olduğu fikri hâkim. Filistinliler, gittikçe, bu ikinci silahsız savaşın galibi durumuna geliyorlar. Güney Afrika'daki apartheid rejimini beklenmedik bir şekilde sonlandıran, küresel politik savaş alanında verilen böylesi bir savaştı ve bu, İsrail'in güvenlik algısına, silahlı Filistin direnişinden çok daha tehlikeli gelmeye başladı. Raporda İsrail'i endişelendiren dördüncü nokta, İsrailli şüphelilere karşı uluslararası hukuku güçlendirmek amacıyla yurtdışına seyahat etmeleri durumunda gözaltına alınmaları için ulusal mahkemelere verilen yeşil ışık. Bu kişiler, Gazze Savaşı'na iştiraklerinden dolayı savaş suçlusu olmakla itham edilebilirler. Bu açıdan rapor, avukatların deyimiyle "evrensel yetki alanı"nı, yani, söz konusu iddiaya konu vaka nerede gerçekleşmiş olursa olsun, herhangi bir ülkedeki mahkemenin uluslararası ceza hukukunu ihlal etmekle suçlanan kişileri yargılamak ya da ilgili ülkeye iade etmek üzere gözaltında tutma yetkisini teşvik ediyor. İsrail basınının tepkisi, İsrail vatandaşlarının dış seyahatler esnasında tutuklanmaktan endişeli olduğunu ortaya koyuyor. Bir hukuk uzmanının İsrail basınında belirttiği gibi: "Bundan böyle, sadece askerler değil, aynı zamanda bakanlar ve hukuk müşavirleri de yurtdışı yolculuklarında dikkatli olmalı." Cenevre Sözleşmeleri'nin birinci maddesinin, dünya genelindeki devletleri, uluslararası insan hakları hukukuna "riayet etmeye ve riayet edilmesini sağlamaya" çağırdığını hatırlatmak yerinde olacak.

1998 yılında bazı Avrupa devletlerinin Augusto Pinochet'yi, Şili'nin başındayken işlenmiş suçlardan dolayı yargılamak için gösterdikleri gayret, ulusal mahkemelerin, yargılamanın yapıldığı devletin toprakları dışında işlenmiş suçlar için kullanabileceğini gösteriyor. Elbette İsrail de misilleme yapacak. Raporu ciddiye alınmayacak derecede tek taraflı olarak göstermek için hem medya bombardımanı hem de diplomatik savaş başlattı bile. ABD hükümeti maalesef, bu görüşü onaylayan ve Goldstone Raporu'nun temel tavsiyesini, Güvenlik Konseyi'nin, bulgularının gereğini tatbik etmek için harekete geçirilmesi gerektiği tavsiyesini reddeden adımlar attı bile. Raporun doğruluğunu, kapsamının genişliğini, dikkatini ve insanlık suçu değilse bile savaş suçu olarak görünen eylemlerin sorumluluğunun hem Hamas'ta hem de İsrail'de olduğu sonucuna varmak konusundaki titiz istekliliğini alkışlamak için nedenler var. Her ne kadar İsrail tek taraflılık meselesinin İsrail'e karşı adil olup olunmadığına odaklanılmasını başardıysa da, raporun, Filistinlilerin umutlarını karşılamaması için bazı sebepler var. Öncelikle rapor, İsrail'in Gazze'ye saldırısının meşru müdafaa olduğu yönündeki şüphe götürür iddiasını doğru olarak varsayıyor ve böylelikle, saldırı formunda barışa karşı işlenen suçların saldırının başlamasıyla mı işlendiğinin sorgulanmasını engelliyor.

Bu anlamda, rapor, ne saldırılardan aylar evvel, İsrail'e yönelik füzeleri neredeyse sıfıra indiren geçici ateşkesi ne de Hamas'ın, İsrail'in Gazze üzerindeki ablukasını kaldırması durumunda süresiz ateşkes ilan edilmesi yönündeki gayretlerini dikkate alıyor. Ayrıca, 4 Kasım 2008'de Gazze'deki Hamas militanlarına ateş açarak ateşkesin bozulmasına sebep olan da İsrail'di. İsrail, sınırlarında güvenliği sağlayacak olan bu diplomatik alternatifi görmezden geldi. Olgular meşru müdafaayı haklı çıkarsa dahi, uluslararası hukuka göre savaş en son çaredir. Goldstone Raporu, İsrail'in tek taraflı olarak savaş başlattığını yok sayarak, Dökme Kurşun Harekâtı'nın, tartışmalı temel önermesini kabul ediyor ve saldırı bulgusuna ulaşmanın önüne geçiyor. Raporun hayal kırıklığı yaratan bir başka eksikliği, İsrail'in, savaş alanını oluşturan dapdaracık ve kalabalık Gazze Şeridi'nde hapsolan sivil halka sığınmacı olma seçeneğini tanımamış olması. Gazze Savaşı esnasında tüm geçiş kapılarını kapatan İsrail, sadece yabancı pasaporta sahip olan Gazzelilerin çıkmasına izin verdi. Günümüz savaşlarında, sivillere sığınmacı olma hakkının tanınmaması ender rastlanan bir durum. Her ne kadar savaş kanunlarında, sivillerin savaş alanını terk etmesine izin vermeye yönelik bir madde olmasa da, temel bir insanî unsur olduğundan en azından, ya uluslararası teamül hukukunun parçası olması gerektiği şeklinde ya da doldurulması gereken bir boşluk olarak bahsedilmeliydi.

FİLİSTİNLİLERİN KAZANCI; DEĞİŞEN KÜRESEL ALGI

Gazze'deki sivillerin birçoğunda, özellikle de nüfusun yüzde elli beşini oluşturan çocuklarda çok yaygın rastlanan travma sonrası stresine dair bulgular bu meselenin önemini artırıyor. Rapor, Hamas tarafından Gazze'de tutulmakta olan tek bir mahkûma, İsrail askeri Gilad Şalit'e ciddi yer ayırarak insanî şartlarda salıverilmesini tavsiye ederken, binlerce Filistinliyi gayet zorlu şartlarda hapis tutan İsrail'e benzer bir tavsiyede bulunmuyor.

Sonuçta, Goldstone Raporu, İsrail'in Gazze ablukasının karşısında durmak konusundaki uluslararası reddi kırmaya ya da Birleşmiş Milletler'i, İsrail'in acımasızlığına anlamlı şekilde karşı çıkmaya razı etmeye yetecek gibi durmuyor. Kulis diplomasisine bağlı olarak, ABD, İsrail'i, Gazze Savaşı'ndaki davranışlarından veyahut da uluslararası insan hakları hukukunun gereğini yerine getirerek Gazze'deki ablukayı kaldırmayı reddetmesinden dolayı hesap vermekten kurtarma rolünü oynamaktan kaçınabilir de, kaçınamayabilir de. Tüm bu eksikliklere rağmen rapor, Filistinlilerin adalet mücadelesine tarihî bir katkı, işgal altında kurban haline gelmelerinin belgelenmesinde çok önemli bir belge olma niteliğini taşıyor. Etkisi, en çok dünya çapında devam eden ve İsrail'e kültürel, sportif ve akademik alanlarda boykotu yaygınlaştırmanın yanı sıra insanları İsrail'le yatırım, ticaret ve turizm ilişkilerinden vazgeçirmeyi amaçlayan sivil toplum hareketine olacak. Aynen apartheid karşıtı mücadelede olduğu gibi, güç dengesinin Filistinliler lehine değişmesinin diplomasi veya silahlı mücadele sonucunda değil, ama meşruiyetin, küresel hale gelen sembolik savaş alanında gerçekleşmesi gayet muhtemel gözüküyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim