1. YAZARLAR

  2. Mine Alpay Gün

  3. Generaller mi daha mağdur, YAŞ zedeler mi?
Mine Alpay Gün

Mine Alpay Gün

Yazarın Tüm Yazıları >

Generaller mi daha mağdur, YAŞ zedeler mi?

A+A-

Çetin Doğan'ın eşinin ağıtını çok büyük vermiş Hürriyet. Okuyucudan onlar için büyük acılar çekmesini beklemiş:

"Rutubetli odalarda, makarna yeme yaşı geçti".

Haklı kadıncağız.

Kızı Pınar ve Yahudi damadı da canlarını dişlerine takıp, babalarının masum olduğuna dair kanıt toplamaya çabaladılar.

Yine haklılar.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Tutuklananları, sadece seyrediyor görev arkadaşları.

Hüzünlü bir çehre takınsalar da, onlar görevlerinin başında.

Emekli olsalar da, onurları örselenmemiş.

Ama aile farklı.

En çok onlar yanıyor.

Eşleri, kızları, damatları, oğulları, gelinleri.

Şimdi ne yedi ne içti, üşüdü mü, hapishanenin nem oranı romatizmalarını azdırdı mı, ağrılardan uyku da mı tutmadı.

Bunları ancak eş ve çocuklar düşünür.

Ama tüm bu acılardan daha beterleri de oldu.

Bir de YAŞ zedeleri, bütün sütunlarına manşet çekse idi Hürriyet.

Onlar nasıl yaşadı; o acılarla, yıllarca.

Sadece dindar oldukları için ordudan atılmış yüzlerce subay.

Üniformaları ellerinden alınmış.

Maaşları kesilmiş, OYAK'tan yararlanmaları men edilmiş, orduevlerine sokulmaları yasaklanmış.

Daha da fecisi, başka bir kurumda çalışmasına kesin yasaklar konmuş subaylar ve aileleri nasıl yaşadılar yıllarca.

Önceki gün bir mail aldım.

Üzüntümden yemek yiyemedim.

Ordudan sadece dinini yaşadığı için atılan bir subayımızın trajedisini anlatıyordu.

Bir anda işsiz, beş parasız kalmıştır.

Başka yerde çalışması da yasaktır.

Komutan olmaya programlı hayatı kararmıştır.

Evinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için gittikçe psikolojisi bozulur.

Küçük çocuğu o gün okuldan bir ihtiyaç için para istendiğini söylediğinde; başını eğer, hızla dışarı çıkar.

Yatsı namazını kılar, öğretmenevinin çatısına çıkıp, kendisini boşluğa bırakır.

Aile perişan olur.

Çocuklar sevgili babalarını, eşi; hayat arkadaşını kaybetmiştir.

Şimdi o kadın, Çetin Doğan'ın karısının haberini okuduğunda eminim şöyle düşündü, "keşke hayat arkadaşım yaşasa idi de, rutubetli odalarında olaydı, hapishanenin. Onun yaşaması bana ne kadar güç verirdi.

Keşke hayatta olaydı da, makarna yiyeydi, ben de görüş günlerinde bir kerecik olsun Onu görebileydim".

On beş yıl kadar önce bir orta Anadolu ilçesinde belediye başkanını ziyaret ettiğimizde; içeri, genç, iri yarı bir zat girdi. Elindeki belgeleri imzalatıp, hızla uzaklaştı, tedirgindi.

O çıkınca belediye başkanı anlattı, "ordudan atılan tertemiz bir yüzbaşı. Yasak, başka bir yerde çalışmasına da izin vermemekte.

Şimdi bunu işe aldığımızı öğrenseler, hem bizim başımız ağrır, hem Onu bir dakika burada bırakmazlar, kimselere söylemiyoruz, O da en alt katta evraklar arasında çalışmakta".

Tertemiz bir subayın düştüğü bu duruma ne kadar üzülsek az.

En çok aileler çekmekte bu ateşi.

Şimdi içerideki generallere, Silivri personelinin kibar davranması, "paşam" diye hitap etmesi istenmiş.

Çok iyi olmuş.

Suçlu bile olsalar, balyozla camileri havaya uçuracakları, halkı birbirine düşürme iddiaları da olsa; onlara hakaret edilmesi, sadece İttihat ve Terakki geleneği.

Abdülhamit sürgüne giderken yanındaki zabitlerin ona laubali tavırları, Selanik'de nöbetçi subayın çocuğuna, "git babana eşek de" talimatı, Menderes'e yapılan hakaretler hala hafızalarda, acı vermeye devam etmekte.

İnsanlık, insaf, nezaket, saygı asla unutulmamalı, kim olursa olsun.

MİLLİ GAZETE

YAZIYA YORUM KAT