Freud'u huzursuz eden hayalet (2)

10.04.2011 00:30

Cengiz Güleç

Sigmund Freud, "Musa ve Tektanrıcılık" kitabını isyanla yazmış ve isyanla yayımlatmıştı.

Freud, kutsal kitaplarda tasvir edilen Hz. Musa kişiliğine neredeyse taban tabana zıt bir karakteri bu kitabında geniş bir biçimde resmeder. Bu resim de günümüze kadar süren tartışmaların odak noktasıdır.

Freud, Hz. Musa'nın Yahudi değil Mısırlı olduğunu kanıtlamak için bir hayli zorlama sayılan kanıtlardan söz eder. Bu bağlamda ileri sürdüğü en önemli kanıt 'Musa' adının İbranice olmayıp Mısır Kıpti dilinden geldiğine ilişkin bulgusudur. Musa'nın Mısırlı bir prens tarafından kaçırılmasını, psikanalitik açıdan mantıklı bulmayan Freud, tersine Musa'nın hayata yüksek tabaka bir Mısırlı olarak başladığını ve bir şekilde yoksul Yahudilerce evlat edinilmiş olmasını daha inandırıcı bulur. Antik Yunan mitolojilerinden örnekle Oedipus'un öyküsü tipik bir 'aile öyküsüdür'. Thebai kralının oğlu olan prens Oedipus, kâhinlerin gelecekte bu çocuğun babasını öldüreceğini ve annesiyle evlenerek krallığa büyük lanet getireceği kehaneti üzerine öldürülmesi için muhafızlara verilir. Ancak öldürmeye kıyamayan muhafızlar çocuğu uzakta ıssız bir yerde terk ederler. Bir çoban, çocuğu bulur ve evladı olarak yetiştirir. Freud'a göre bu öykü ile resmî Hz. Musa öyküsü yapı olarak uyuşmaz. Olsa olsa Mısırlı bir soylu olan Musa da aynen Oidipus gibi saraydan atılır ve bir ırmakta kendi kaderine terk edilir.

Öyküyü tepetaklak eden Freud, tektanrıcılığın Yahudi değil Mısır icadı olduğunu iddia eder: Tektanrıcı Aton dinine katılıp da Güneşle simgelenen Aton'a tapmayı buyrukla halkına dayatan ilk firavun 4. Amon Hotep'tir. Sonradan adını İkneton (Akneton) olarak değiştiren bu firavunun en yakın takipçilerinden birisi de Musa'dır. Genç yaşta bu din ya da ezoterik mezhebe ikrar verip kabul edilen İknethon genç yaşta ölünce Mısırlılar tekrar eski çoktanrılı dinlerine dönerler ve bu "sapkın din" yasaklanır. Yalnız kalan Musa da Mısır'da etkili olmanın olanağı kalmayınca kendine yeni bir kavim bulur. Mısır'da birkaç yüzyıldır köle ve ucuz emek gücü olarak yaşamak durumunda bırakılan Yahudileri kendi peygamberlik ülküsü için en elverişli topluluk olarak görür. Önceki tarihlerinden beri Hz. İbrahim yoluyla gelen tektanrıcılık inancına zaten yakın olan bu mazlum halkı Mısır'dan çıkararak "vaat edilmiş topraklara" doğru çok meşakkatli bir serüvene ikna eder. Çölde onlara Yahve'nin 10 emrini tebliğ eder ve Musa şeraitini hayata geçirir. Güneşle simgelenen tek yaratıcı irade yerine soyut, görünmez aşkın bir mutlak varlık olarak 'tek tanrı' fikrini aşılar. Kavmine mensubiyeti somut kanıtlarla pekiştirmek amacıyla eski bir Mısır âdeti olan sünneti şart koşar.

Freud'un anlatısını izlersek, tek tanrıya tapmayı fazla soğuk, uzak ve soyut bulan İbranî kavmi, Musa şeriatının katı kurallarından sıkılıp peygamberlerini öldürürler.

Çoktanrıcılığa geri dönülmüş ancak onları esaretten kurtaran Musa'nın hatırasının ve şeriatının izlerini de korumuşlardır. Yüzyıllar sonra Yahudiler, işledikleri bu cinayetin suçluluğu sonucu adeta bir kefaret öder gibi Musa'yı yeniden yücelterek dinlerinin ve uluslarının kurucu atası haline getirmişlerdir.

Bu tezlerin tarihsel olgulara ne kadar sağlam bir şekilde dayandığı bir hayli kuşkulu olsa da, bu yorumlarda mevcut olan yaratıcı muhayyile ve muhteşem teorik akıl tümüyle Freud'un bizzat kendisine aittir. Freud'a göre Yahudiler şimdiki zamanda var olmayana yatırım yapabilen üstün yetenekli bir kavimdir. Bu özellikleri nedeniyle 'tek tanrı' fikri Mısır'dan çıkmış bile olsa onu tüm insanlığa armağan edenler Yahudilerdir. Musa'nın öncüsü olduğu tektanrıcılıkta Freud, bireylerin düşlem güçlerini zenginleştiren bir olanak görür. Görünmez bir Tanrı'yı içselleştirme yetisi insanların soyutlama kapasitesini belirgin bir biçimde artırır. Yani tektanrıcılığın zihinsel çabası Yahudileri matematikte, hukukta, bilimde ve sanatta başka deyişle sözcüklerle, sayılarla ve çizgilerle kısacası soyut bir deneyim modeli hazırlamakla ilgili her türlü faaliyette başarı kazanmaya hazırlar. Freud'un "entelektüel gelişim" olarak adlandırdığı bu başarılarına rağmen Musevilik hâlâ tektanrıcı bir din olarak kişiye ağır bir biçimde yük getiren ve bireyselleşme açısından bir hayli sorunlu olan katı bir inanç sistemidir. Her ne kadar dış dünyaya oranla iç dünyaya odaklanmanın yoğunlaşması olgusu insanlığa Hıristiyanlığın değil Yahudiliğin bir armağanı ise de uygarlığın geleceği için bunu yeterli bulmayan Freud dinlerin nevrotik bir yanılsama olduğu fikrinden ölene dek vazgeçmemiştir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim