Erkeklere seçilme hakkı ne zaman verildi?

10.12.2012 00:59

Asım Yenihaber

 

 

Bugünlerde kadınlara seçme hakkının verilişi konuşuluyor…

Kutlamalar filan yapılıyor. Kadın dernekleri, siyasi partilerin kadınları ve bilcümle cumhuriyet yâranı bu mühim hakkın nasıl olup da Türkiye’de batının, medenî dünyanın, anlı şanlı ülkelerinden önce tanındığını yazıyor… (Tabiî Yeni Zelanda’dan kırk küsur sene sonra verildiğini yazmıyor!)

Ayşe Hür’e göre de, “1934’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması bir lütuf değildi. cumhuriyet kadınlara bu hakkı vermemek için 9 yıl direndi.”

Neyse o konuya geleceğiz. Önce cumhuriyetin erkeklere seçme hakkını ne zaman verdiğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde, 1946’ya kadar kimsenin seçme ve seçilme hakkı yoktu!

Hayır yanlış oldu! Haksızlık etmeyelim! Bir kişinin vardı: Mustafa Kemal Paşa. Ondan sonra da İsmet Paşa’nın!

Bunlar seçer ve seçilirlerdi. Bir anlamda seçmenlerini seçerlerdi. Seçtikleri de onları seçerdi. (Bu sistemde seçenin Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir risk olmaz, Cumhuriyet zaten risk kaldırmaz, nitekim hep oybirliği ile seçilmişlerdir.)

Ayşe Hanım, kadınlara bu hakkın lütuf eseri verilmediğini bin dereden su (affedersiniz, delil) getirerek isbat etmeye çalıyor.

Efendim, Halk Fırkası’nın kadın kolunu kurmak için müracaat etmişler de, olmayınca Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmaya yeltenmişler filan… Bu arada Meşhur Fahreddin Kerim’in soyadını yanlış yazmalar (Gökay-Gökaltay).

Önce yumurtayı doğru ucundan kıralım: Türkiye’de seçme ve seçilme hakkı cumhuriyetten sonra görünüşte vardı, gerçekte yoktu. Halk Fırkası tek başına olduğu zaman elbette, partinin şefi, etrafındakilerin tekliflerini de dikkate alarak seçimini yapıyordu, seçtikleri seçilmiş oluyordu!

1930’da Serbest Fırka kurduruldu. Zemin yoklandı. Bu arada kısmen de olsa seçim olduğunu söyleyebiliriz. Bu bahar çok kısa sürdü. 1946 seçimlerine kadar, cumhuriyetin seçimi klasik devam etti!

Cumhuriyetçiler kadına seçme hakkını vererek kadınları yücelttiklerini, dinî ve geleneksel yapının ise, kadını eve hapsettiğini propaganda ettiler. Bu propaganda bugün de devam ediyor.

1934’teki seçim filan değildi, seçilenler kadınları temsil kudretinde değildi, Halk Fırkası yaranının seçilmeyi uygun bulduğu kadıncağızlardı. Bir nokta daha: Türkiye’nin kadın nüfusunu gerçek anlamda temsil edecek kadın vekiller de yoktu. Tabiî listesine köylü ve azınlık milletvekilleri de yerleştiren CHF (sonradan P) bu defa kadın vekiller de eklemişti mönüye. Hatta içlerinde bir köylü kadın da vardı: Ankara köylerinden, Kazan’dan Satı Kadın!

Diğer bütün kadınlar, zaten Halk Fırkası’nın ilkelerine, görüşlerine, zihniyetine uygun vaziyette iken bir tek o böyle bir konumda değildi. Köylüydü, geleneksel olarak örtünüyordu…

Satı Kadın, diğer kadın milletvekillerin kıyafetine sokuldu. Adı da değiştirilip “Hatı” yapıldı!

Ayşe Hanım’ın gözlükleri yakın gözlüğü mü? Pek anlaşılmıyor. Meseleye yakından bakarsa, tezinin ne kadar gerçeklik zemininden uzak olduğunu görür.

Cumhuriyet nasıl halksız ilan edildiyse, kadınlara seçme ve seçilme hakkı da aynı minval üzere verildi! Meclis’te erkeklerden farksız 17-18 sûreta kadın vekil…

YENİ AKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim