1. YAZARLAR

  2. Mustafa Ulusoy

  3. Düşüne düşüne sorunlar çözülebilir mi?-2
Mustafa Ulusoy

Mustafa Ulusoy

Yazarın Tüm Yazıları >

Düşüne düşüne sorunlar çözülebilir mi?-2

A+A-

"Bana ve sevdiklerime ne olacak?" endişesini üreten nedenin "bana ve sevdiklerimin başına kötü bir şey gelmesin" kaygısı olduğuna inanırım.

Bu cümledeki "kötü" tanımı çoğunlukla bu dünyanın irade edilmiş biçimini kabul etmemekten yola çıkılarak insanın heva ve heveslerine göre yapılır.

"Kimsenin başına kötü bir şey gelmesin" kaygısıyla dolup taşmış insanların talep ettiği şeylere bir baktığımızda; cennette verilecek şeylerin bu dünyada gerçekleşme beklentisini görürüz: Kimse ölmesin, hastalıklar, ayrılıklar olmasın. Kimse üzülmesin. Kimse kimseyi kırmasın. Kimsenin burnu dahi kanamasın. Herkes mutlu mesut yaşasın. Muhabbet daim olsun.

İnsanın cenneti talep etmesi kadar normal bir şey yoktur. Hatta bu, Mutlak Varlık'ın bizden istediği şeydir. Sorun bu dünyanın mutlak bir cennete dönüşmesi talebidir.

Bize ve sevdiklerimize ne olacaktır peki?

O'nun dediği olacaktır. Hüküm O'nundur, O'na aittir.

Yüksekten yere bırakılan bir cismin başına kaderinde olan neyse o gelir; yere düşer. Çünkü O'nun hükmü budur. Taze bir yaprağın kaderinde kurumak vardır. Bir çam tohumunun kaderi ağaç olmaktır. Güneşin her gün kaderinde olan başına gelir; O'nun hükmüne boyun eğerek muayyen bir saatte doğar ve batar.

Biz bu dünyada hastalanırız. Çünkü O, böyle hükmetmiştir. Bu dünyada aç susuz kalırız. Bu dünyada bol yağmur da vardır, kuraklık da. Bize şeytanın musallat olmasının hükmünü de O vermiştir. Şeytanın fısıldamalarına kapılıp gitme diyarıdır bu dünya. Biz incitir ve incitiliriz. Üzülürüz. Ayrılırız. Terk eder veya terk ediliriz.

Elbette, elimizden geldiğince bu dünyada da güzelliğin, hayrın, merhametin ve şefkatin tecelli etmesine uğraşırız. Ama şer gibi görünen şeylerin içinde bir hayrın olduğuna da inanmamızı bekler Mutlak Varlık. O'nun hükmüne boyun eğmemizi ister.

Ve elbet, kendimizin ve sevdiklerimizin mutlaka başına gelecek şey, değişmez bir hüküm vardır. Bir gün gelir ölürüz. "Ecel birdir, değişmez."

Dünyanın bu şekilde irade edilmesi "kötü, şer" değildir. Çünkü dünya sadece bir imtihan meydanı, bir uğrak ve durak yeridir. Mesela zahiri yüzü çirkin görünen ölmek, başka bir diyarın kapısını tıklatmaktır. Sonsuz hayata kavuşmak için ölmek gerekir. Bizim için çizilen yol budur. Ölmek: Bir daha ölmemektir, bir daha ayrılmamaktır.

Dünyayı Mutlak Varlık'ın irade ettiği biçimiyle kabul etmeyip reddetmeye kalktığımızda, hayalimizde arzularımıza göre bir dünya tasavvur etmeye başlarız. Kimsenin ölmediği, hastalanmadığı, sevdiklerinden ayrılmadığı hayali bir dünyayı gerçekleştirmek için insan kendine dayanmaya başlar. Hastalıktan endişe duyan bir insan, doktorların kapısını aşındırır. Tahlil üstüne tahlille, gözden kaçan bir anormalliği arar durur. Benim ve sevdiklerimin başına asla kötü bir şey gelmesin tasasına gark olmuş bir insan, felaket senaryoları üretip durur ve kendini bu gerçekleşmemiş hayali felaketlerden nasıl koruyacağını araştırmaya koyulur. Olmamış felaketlere çareler arayan insan, kendince tanımladığı bir "kötü"den kendini ve sevdiklerini korumaya çalışmaktadır.

Bu hayali kurgulardan, senaryolardan kurtulmanın yolunun, hükmün O'na ait olduğuna inanmaktan geçtiğini düşünürüm. Başımıza O ne hükmederse o gelecektir. Ve O bize hiç kötü bir şey vermez. İnsana düşen, hayali senaryolarla hayali "kötülükle" savaşmak değil; somut dünyada, sebepler dairesinde elinden geldiğince doğru olanı yapmak, sonra Mutlak Varlık'ın hükmüne razı olmaktır.

Ezcümle, hayali, vehmi sorunların düşüne düşüne çözüldüğüne tanık olmadım hiç. Ama O'nun istediği olur diye inanmanın şifaya medar olduğunu çok gördüm.

İstediğimiz cennete ulaşmak için şurada ne kadar zaman kaldı ki ayrıca? Ve acelemiz ne ki?

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT