1. YAZARLAR

  2. Murat Belge

  3. Devrimin öznesi işçi sınıfı
Murat Belge

Murat Belge

Yazarın Tüm Yazıları >

Devrimin öznesi işçi sınıfı

A+A-

Bu yakınlarda yazdığım bir yazıda, Marx’ın niçin işçi sınıfını, proletaryayı, devrimin öznesi ya da “devrimci özne” olarak gördüğü sorusuna cevap aramıştım. Saint-Simon, Proudhon gibi sol düşünürler de işçi sınıfını projelerinin merkezine yerleştiriyorlardı. Ama onların bu konuda çıkış noktası işçi sınıfının bu düzen içinde mahkûm edildikleri yoksulluktu, sefaletti. Bunu Marx da görüyordu, Kapital’de uzun uzun anlatmıştı. Engels de bu konuda kitap yazmıştı. Ama Marx ile Engels için sorun sömürülmek ve sefil olmaktan ibaret değildi. Sefalet çeken insanların isyan etmesi, ayaklanması çok sık görülmüştür. Ama dünyanın gidişini değiştirecek bir durum da pek yaratmamıştır. Marx ile Engels ise gözlerini kurulacak yeni dünyaya dikmişlerdi. Bu yeni dünyayı proletaryanın kurabileceğine inanmışlardı. Onlar işçi sınıfını “kurtarılacak bir nesne” olarak değil, kendisi “kurtarıcı özne” olabilecek sınıf olarak görüyorlardı.

Düzen kapitalizm olunca, hele olaylara eleştirel bir gözle bakanlar açısından işçi sınıfı elbette –öyle ya da böyle– önem kazanacaktı. Zaten ilk sendikalar ya da chartism gibi siyasî amaçlı hareketler oldukça kendiliğinden bir biçimde oluşmaya başlamıştı. Ama Marx ile Engels’in yazdıklarından sonra işçi sınıfı ile sosyalizm arasında kopmaz bir bağ oluştu.

Nerede oluştu? Doğrusu, gerçek dünyadan çok düşünce dünyasında oluştu.

“Sosyalizm nerede, nasıl kuruldu?” diyerek bakın çevrenize, bakalım işçi sınıfını nerede göreceksiniz: Çin’de mi, Vietnam’da mı, Küba’da mı? Nerede? En etkin varlık gösterdiği, Rusya’dır, 1917’dir. Ama savaş olmasa orada da işçi sınıfının devrim yapması pek düşünülemezdi. Ama bunların hepsinde bir “işçi sınıfı katılımı”nın olduğu varsayılırdı. Birkaç şehirde az sayıda işçi bulunabilen Çin’de de devrimin “işçi sınıfının ideolojik öncülüğünde” gerçekleştiği söylendi –çünkü başka türlü bir önderliğinden söz etmek mümkün değildi.

Bütün o “bilinç dışarıdan gelir” tartışmalarında da, işçi sınıfının bu gibi olaylarda ve genel olarak siyasette yer alma biçiminin sorunsallığı yatar.

Bunlar gene büyük ölçüde geride, uzaklaşan geçmişte kalmış olaylar. Bugün ne oluyor? Bugün nasıl bir tavır sergiliyor proletarya?

Koskoca dünyanın her köşesinde farklı örüntüler tesbit etmek mümkün olduğu için bu soruya net ve toparlayıcı bir cevap vermek çok zor. Ama şöyle zihnimde toparlayıp soyutladığımda, “insanlığın geleceğini kuracak” bir bilinçlilik, bir ortak irade, bir özgüven göremiyorum. Tersine, birçok yerde, ırkçılık dâhil, pek çok faşizan davranış görebiliyorum. Öte yandan, gene Marx’ın, Engels’in beklentilerine hiç uymayan bir şekilde, proletarya toplumda “ezici bir çoğunluk” falan da oluşturmuyor günümüzün dünyasında. Sayıca artış “hizmetler sektörü”nde. Proletarya durduğu yerde daralıyor.

Bütün bunları, geçen gün değindiğim, emperyalizm mi yaptı? Yani, sömürgelerden sömürdüğünün bir kısmını işçi sınıfına parsa olarak dağıtıp devrimciliğini mi aşındırdı? Böyle olduysa, işçi sınıfı rüşvetle devrimden vazgeçiriliyorsa, Marx ile Engels asıl burada büyük yanılgıya düştüler demektir.

Ama ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Sorunun doyurucu cevabını bu yönde aranmakla bulacağımıza da inanmıyorum. İşçi sınıfı bu duruma geldiyse artık sosyalizm de geçersizleşmiştir, demiyorum.

Demiyorum da, bütün bu sorulara o alışıldık köhne cevapları vermeye devam edersek, bu işin bir çıkışı da bulunamaz.

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT