1. YAZARLAR

  2. Beytullah Emrah Önce

  3. “Devlet Baba” Algısı, AKP ve 1 Mayıs Meydan Muharebesi
Beytullah Emrah Önce

Beytullah Emrah Önce

Yazarın Tüm Yazıları >

“Devlet Baba” Algısı, AKP ve 1 Mayıs Meydan Muharebesi

A+A-

Adalet ve Kalkınma Partisi; kendisine yönelik açılan kapatma davasından sonra aklı karışık ve ne yaptığını/yapacağını bilmeyen bir görüntü arz ediyor. Sürecin, 27 Nisan e-muhtırası sonrasındaki gibi hamleler ile çözebileceğini zannediliyor olabilir fakat bu kez durum farklı. Sorun “diklenmeyeceğiz, dik duracağız” yaklaşımı ile çözülemez. Çünkü durmanızı değil tasfiye edilmenizi, olmadı “terbiye edilmenizi” planlayan bir yaklaşım mevcut.

Son yaşananlar, partinin nasıl bir ders alacağı konusunda savrulup durduğunu gösteriyor. 1 Mayıs’ta yaşananlar bu durumun en güncel işaretçisi. Hükümet dik durmaktan bahsederken, bunun ‘ayaklar’ üzerinde gerçekleşebileceğini unutuyor. Kendisini “baş” addederken de, başa egemen olan ‘devlet aklı’ ile konuşuyor ve hareket ediyor. Takip ettiği sağ siyasetin bugüne kadar söz geçiremediği ve bu sebeple her on senede bir sopasını yediği zihniyeti sahiplendikçe; dayaktan azat olacağını zannediyor. İşte klasik sağcı refleks de kendisini tam böyle bir sahnede ortaya koyuyor.

* * *

AKP; eski/yeni sağcı partilerin “devlet baba(1)” algısını taşıyor. “Döver de, sever de” yaklaşımını benimseyerek, “uslu olursam, belki kurtulurum” ihtimaline oynuyor. Oysa ki, bu tavır iki kere hatalı... Birincisi, ‘babanın’ vesayet/velayet bağlamında kıymeti kendinden menkul siyasal rolün problemli olduğu gerçeğini sorgulamıyor. İkincisi, ‘sözde’ baba rolüne soyunanların ‘yaramazlık(2)’ diyerek hiddetlendiği durumlarda, ortada haklı bir sebebin olmadığını söyleme cesaretini gösteremiyor. ‘Dayak’ korkusu tüm davranışlarına sirayet ediyor ve aslında kendisinin de “uslu çocuk” olduğunu ispatlama kaygısı öne çıkıyor.

İçinde yaşadığımız sistem bağlamında devam edersek, ‘uslu çocuk’ olmanın karşılığı; evrensel doğrulara değil, ‘baba’nın ‘doğru’larına riayet etmektir.(3) ‘Baba’nın doğruları ise kendi beşeri ideolojisine dayanır. O bu ideolojiyi, yapıp-ettiklerini size sorgulatmaz. Karşı çıkmanızı istemez. İtiraz içeren bir tavır sergilerseniz, sizi ‘yaramaz’ olarak fişler ve hem o an, hem de hiddetlendiği sonraki anlarda hıncını sizden çıkarır. Siz de bir dahaki sefere, dayak yememek için ‘daha uslu’ davranacağınıza dair söz vererek, kurtulmaya çabalarsınız. Neye kızıyorsa ondan uzak durmaya özen gösterirsiniz. Bir süre sonra da farkında olmadan küçük bir ‘baba’ gibi davranmaya başlarsınız...

Burada hem bir taklit/öykünme söz konusudur hem de bir nevi özdeşim kurma... Örneğin ‘baba’dan yediğiniz fırçanın/sopanın hıncını, siz de daha küçük/zayıf gördüğünüz kardeşinizden çıkarırsınız ya da ‘baba’ ile özdeşim kurarak, onu çağrıştıran şeyleri sahiplenmeye başlarsınız.

AKP’nin 1 Mayıs sürecinde yaptıkları da buna benzemektedir. Sahiplenmemesi gereken bir rolü taklit etmiştir. Korkularını bastırmak için güçlü olduğu izlenimi vermek istemiş, fakat bu güç gösterisini yanlış bir sahnede sergilemiştir. Kendisini kapattırmak isteyen 12 Eylül aklı ile aynı safa düşmüştür. Hatasını görüp, özür dilemek yerine; “Devlet üzerine düşeni yapmıştır” diyerek, durumu sahiplenebilmiştir.

Bu durumu şaşırtıcı da bulamayız. Nihayetinde AKP; ilke değil çıkar merkezli siyasetin egemen olduğu sağcı/merkezci/devletçi partiler gibi hareket edebileceğinin örneklerini çok defa verdi. Üstelik bu örneklerin kendisini ‘dayak yemekten’ kurtarmaya yeteceğini zannediyordu ama yetmediğini gördüğünden şimdi nasıl davranacağını iyice şaşırmış bir hale geldi. Bu şaşkınlığın aklileştirilebilecek ya da meşrulaştırılabilecek bir tarafı yok. Fakat önüne koyulan hesabın tamamen kendi harcamalarından kaynaklandığı da söyleyemeyiz. Sorumlu olduğu topluma,  siyasete ve adalete karşı yaptığı hataları, yanlışları, haksızlıkları şüphesiz fazlasıyla var; lakin bunlar ‘baba’nın odak listesinde ifade edilenler değildir.

Son olarak bir kez daha tekrar etmek isteriz ki; hükümet, kapıldığı korku rüzgarından kurtulmak zorundadır. Egemenlerin dümen suyuna gitme arayışları hiçbir zaman hayırla sonuçlanmamıştır. Geleceğe dair bir kazanım elde edilmek isteniyorsa; bu öncelikle mevcut egemenlik rolünün ve o role hakim olan akıl ile yüzleşerek gerçekleşecektir. Egemenlerle özdeşim kurup, onların aklıyla hareket ederek değil...

 

Dipnotlar

(1) ‘Baba’ tabirini sosyolojik/tarihsel rol bağlamında değerlendirebiliriz.

(2) Başörtüsü sorunundaki anayasal değişiklik, ölümcül bir hata gibi gösteriliyor ve kapatma davasının da temel gerekçesini oluşturuyor.

(3) Bir nevi “ben sizin babanızın, ben ne dersem o olur” sendromu.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum