1. YAZARLAR

  2. Levent Köker

  3. CHP'nin muhtemel değişimi ve anayasa değişikliklerinin akıbeti
Levent Köker

Levent Köker

Yazarın Tüm Yazıları >

CHP'nin muhtemel değişimi ve anayasa değişikliklerinin akıbeti

A+A-

Deniz Baykal'ın hiç beklenmedik bir ânda CHP genel başkanlığından ayrılması, kuşkusuz Türkiye siyasetini derinden etkileyebilecek bir olay. Bir haftayı aşan bir süredir meydana gelen gelişmeler, CHP'deki muhtemel değişimin Türkiye siyasetindeki kısa ve orta vâdeli etkileri üzerinde ciddîyetle durulması gerekiyor.

Kılıçdaroğlu'nun şu ân için muhtemel görülen genel başkanlığı altında CHP'nin nasıl bir yenilenme içine gireceği ve bunun seçmen tabanı üzerindeki etkileri henüz net değil. Bununla birlikte, "icazetsiz" olduğu söylenen böylesi yeni bir liderlik ile birlikte CHP'nin de seçmen desteğini epeydir sıkışıp kaldığı % 20'ler düzeyinden çok daha yukarılara taşıyabileceği ileri sürülebiliyor. Bazı kamuoyu yoklamalarından da destek alan bu tahminler hakkında bir değerlendirme yapmak için henüz vakit varsa da, CHP'nin, Türkiye demokrasisini derinden etkileme potansiyeline sâhip bir değişim süreci yaşayacağı muhakkak.

CHP'deki bu önemli değişim, gündemin bir diğer önemli konusu olan anayasa değişikliklerini ve içinde bulunduğumuz referandum sürecini unutturmuş gibi görünüyor. Oysa, anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak, en az CHP'deki değişim kadar önemli ve hattâ CHP'yi de etkileyebilecek olan bir süreç yaşıyoruz. YSK'nın kararı uyarınca 12 Eylül 2010'da yapılacak olan halkoylaması, bir yandan yeni CHP liderinin ilk ciddî siyasî sınavı olacak, diğer yandan yapılacak olan oylamayı bir "referandum" niteliğinden çıkartıp, siyasî partiler arası bir seçim rekâbetine dönüştürebilecek. Biliyoruz ki CHP, zaten iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne götürdüğü anayasa değişikliklerine karşı ve bu nedenle referandumda da kendisini destekleyenlerden hayır oyu vermelerini talep edecektir. Elbette referandum bir genel veya yerel seçim gibi değildir ve referandumda kullanılan oylar da siyasi partilerin seçmen desteği ile birebir örtüşmemektedir. Ancak, bu defa, CHP'deki değişim ile birlikte, özellikle de Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı altında oylarını artıracağı düşüncesiyle, bazı yorumcular referandumda evet sonucu çıkmasının şimdi ciddî anlamda belirsizleştiğini ileri sürmektedirler. Buna, anayasa değişikliklerinin neredeyse sâdece AK Parti oylarıyla kabûl edildiği gerçeğini de eklersek, önümüzdeki referandumun bir "referandum" olmaktan çok bir siyasî parti rekâbeti hâlinde cereyân edeceği söylenebilir. İki küçük hatırlatma: 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği AK Parti grubunun dışında çok sayıda milletvekilinin kabûl oyu verdiği bir değişiklikti. Bu değişiklik, zamanın cumhurbaşkanı tarafından ihtiyari olarak referanduma götürülmüş ve % 70 civarında kabûl oyu almıştı. Benzer bir biçimde, 2008 yılında yapılan anayasa değişiklikleri 411 milletvekilinin oyuyla gerçekleşmişti. Şimdi halkoylamasına sunulan değişiklikler ise, neredeyse sadece AK Parti grubunun desteğiyle kabûl edilmiştir. Bu nedenle, referandum sürecinde de bu değişikliklere destek büyük oranda AK Parti'nin seçmen tabanına bağlanabilecektir. Aslında MHP tabanında bir bölünme olacağı tahmin edilebilirse de, halkoylaması süreci bu defa, anayasa değişikliklerinin sadece AK Parti tarafından benimsenmiş olmasının da etkilediği bir süreç olacaktır. Bu nedenle de referandum, siyasî partilerin seçmen tabanındaki destekleri hakkında daha fazla fikir verebilecek bir oylamaya dönüşecektir.

Tabiî referandum yapılabilirse veya bir anlamı kalırsa. Zira, hâlen iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi'nin önünde bulunan anayasa değişikliklerinin akıbetinin referandum öncesinde mi yoksa referandum sonrasında mı belli olacağını bilemiyoruz. Hep birlikte ihtimalleri düşünelim: Birinci ihtimal, Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı bir ön inceleme sonunda, zorunlu olarak referanduma sunulmak üzere Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış olan anayasa değişikliklerini denetleme yetkisinin olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesidir. Bu durumda sorun yoktur, referandum normal seyrinde işleyecektir. İkinci ihtimal AYM'nin davayı görmeyi kabûl etmesi ve kararını referandum târihi olan 12 Eylül 2010'dan önce açıklamasıdır. Mahkeme'nin kararı iptal talebinin reddi yönündeyse yine sorun yoktur. Buna karşılık AYM'nin kararı, anayasa değişikliklerinin tümünün iptali yönünde olursa, bu durumda referandum konusuz kalacağı için yapılamayacaktır. Bir diğer ihtimal ise, AYM'nin değişiklikleri kısmen iptal etmesidir. Bu durumda referandum sadece iptal edilmeyen değişiklikler için yapılacak, AYM tarafından iptal edilen değişiklikler referanduma tâbi olmayacaklardır. İptal davasını açanların ileri sürdükleri esas gerekçe, AYM ile HSYK'nın yapısında öngörülen değişikliklerin yargı bağımsızlığına ve demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırılık nedeniyle değiştirilemez 2. madde kapsamına girdiklerinden Anayasa'ya aykırı olduklarıdır. AYM'nin 2008'de yaptığı gibi bir kısmî iptal kararı vermesi hâlinde referandum bu iki konu dışındaki değişiklikler için geçerli olacaktır. Son ihtimal, AYM kararının referandumdan sonraya kalmasıdır ki, bu, referandumun olumlu netîcelenmesi hâlinde, ortaya çıkabilecek teknik sorunlar bir yana, halk irâdesiyle AYM'nin doğrudan karşı karşıya gelmesi demektir.

Modern demokratik dünyada hukukun en temel niteliği akılcılıksa, diğeri de, bu niteliğine bağlı bir biçimde, meşrûluktur. Akılcılığın ve meşrûluğun önemli göstergelerinden biri, kuşkusuz, hukuk kurallarının yazıldıkları gibi uygulanmalarıdır. Mahkemelerin yazılı hukuk (Anayasa) kurallarını nasıl uygulayacaklarının belirsizleştiği ortamlar, hukukun akılcı ve meşrû niteliğinin de zedelendiği ortamlardır. Türkiye'nin neredeyse üç yıldır yaşamakta olduğu "akut" anayasa krizi, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa hükümlerini nasıl yorumlayacağının önceden bilinememesiyle sürekli yeni boyutlar kazanmaktadır. Sorunun çözümü, şimdi, yukarıda işaret etmeye çalıştığım belirsizlikler içindeki referandum sürecini bekleyen anayasa değişikliklerini gerçekleştirirken, AYM'yi işin içine karıştırmamaktan geçmektedir. Bilindiği gibi Türkiye'de AYM re'sen harekete geçemez. İptal davası açma yetkisi "Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere" tanınmıştır. Bu durumda, örneğin anayasa değişikliklerini gerçekleştirirken iptal davası açma hakkı olan ve toplumsal olarak belirli bir siyasî temsil gücüne sahip bulunan muhalefet gruplarının ve milletvekillerinin rızasını gözetmek ve anayasa değişikliklerini sadece iktidar partisinin sâhiplenmesine bırakmamak en uygun yol olmaktadır. Bu yolun izlenmesi bakımından AK Parti'nin anayasa değişiklikleriyle ilgili süreçleri 2007'den bu yana iyi yönetemediğini söyleyebilirsek de, muhalefetin, özellikle CHP'nin demokratik toplumsal uzlaşma yönünde cesaret verici bir tavır içinde olmadığını da teslim etmek gerekiyor. Yeni CHP liderliğinin bu süreçte nasıl bir yol izleyeceği, bir anlamda yeni CHP için ilk ciddî sınav niteliğinde olan referandum yolunda nasıl bir tavır sergileyeceği, anayasa değişikliklerinin akıbeti kadar büyük bir merak konusu.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT