Çete Savaşına Mukabelede, Düzenli Ordularda Aynı Yönteme Mecburdurlar...

23.08.2015 18:17

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

Bugün karşılaşılan durum, sadece terör suçlamasıyla geçiştirilemez..

Terör, savunmasız, sivil kitleleri dehşete düşürerek çaresiz bırakmak, korkutmak, sindirmek, algı operasyonlarıyla farklı yönlere sevketmek taktiğiyle yapılan silahlı veya silahsız her türlü eylemi içine alır..

Bugün karşılaşılan durum ise, sadece terör eylemi değil, bir silahlı mücadele örgütünün , bir devlet sistemine karşı yürüttüğü bir ’çete / gerilla savaşı’dır. Evet, sivil, savunmasız kitlelere de saldırılıyor, kan akıtılıyor, ama, karşı oldukları bir devlet mekanizmasının silahlı savunma güçlerine karşı da mücadele veriyorlar.. Bu yönüyle, tablo, sadece bir ’terör vak’aları’nı değil, çete savaşlarının özelliklerini de yansıtmaktadır..

Gerilla savaşlarının, çete savaşlarının özelliği, bir kaç kişilik küçücük gruplarla, düzenli büyük orduların karşısına çıkılabilmesini sağlamasıdır.

Dünyadaki bütün örneklerinde görüldüğü üzere, gerilla savaşlarındaki taktikler, genelde düzenli orduların karşı koymakta zorlandıkları bir durumdur. Ve, gerilla savaşına karşı aynı taktikle, gerilla savaşı taktiğiyle savaşılması da geliştirilen taktiklerden birisidir..

Elbette bunun da ayrı bir takım büyük ve tehlikeli mahzurları vardır.. Çünkü, kontrolü zor olan bu gibi resmî gerillalar kısa zamanda, sistemin içinde, kontrol edilemez bir güç ve cinayet şebekesi ve mafya haline dönüşebilir..

Yani, hangi tarafından bakılsa, bir takım olumsuzluklar hep vardır.

Ama, gerilla savaşı veren, çete savaşı veren bir silahlı mücadele örgütüne karşı, siz, dağları bombalarsınız, ama, onlar pek zarar görmezler..

Bunların örnekleri Vietnam’da görülmüştür.. Amerikan emperyalizminin yarım milyonluk ordusu, 20 yıla yıldan fazla bir zaman diliminde, General Giap’ın komünist güçleri organize ederek geliştirdiği  gerilla /çete  savaşı taktikleri karşısında netice alamamıştı.. 

Keza, Afganistan’da da görülmüştür..

Sovyet Rusya’nın muazzam askerî güçleri karşısına, o zaman ’mucahid’  olarak nitelenen örgütlerin militanları, dağlarda çıkıyorlar ve o büyük gücü çaresiz bırakıyorlardı..

Daha sonra ise, öteki emperyalist güçlerin işine gelmiyen bir noktaya varılınca, terörist sayılan bu güçlerin, Afganistan dağlarında, dönemin iki büyük süper gücünden birisi sayılan  Sovyet Rusya’ya karşı verdiği savaşlarda hangi noktaya varıldığı görülmüştür..

Sovyet savaş uçaklarının geldiği görülünce, herkes kocaman kayaların altındaki oyuklara girer ve oradan, dağların bombardıman edilişi, zevkle seyredilirdi..

Bugün bu durum, çöl şartlarında biraz değişik olmakla birlikte Filistin’de de görülmektedir.

Bu yüzden, ’şöyle yaparız, böyle yaparız, ezeriz, geçeriz..’ gibi konuşmalar  iddialı sözler olsa bile, bunların her zaman gerçeği yansıtmayacağı görülmelidir.. Üstelik, sizinle hesablaşmak için onları daha bir teşvik eden, destekleyen yığınla güç kaynağı da devrede ise..

Ama, her halükarda, çete savaşlarına karşı, onların taktikleriyle de karşılık verilmesi kaçınılmazdır. Çünkü, 50 kişilik bir çete grubu, birbirinden kopuk gibi gözüken planlı ve kararlı eylemlerle, epeyce zorlayabilirler.. Hesab edilsin ki, bir tek çete elemanı, bir yere bir bomba koyar; o bombanın bozduğu kamu düzenini sağlamak için, siz oraya 50-100 kadar güvenlik gücünü göndermek zorunda kalırsınız.. Bunu o gibi çeteler de bildikleri için, birkaç yerde arka arkaya yapabilseler, kocaman bir düzenli ordu gücünü epeyce silkeleyebilirler.

Ama, düzenli ordu birlikleri duruma hâkim olmaya ve kamu düzenini sağlamaya çalışırken, kendileri de bir başka rahatsızlık kaynağı oluşturabilirler.. Çünkü, savaşçı güçler, ölüm meydanındadırlar, ölmemek için öldürmeyi temel şiar kabul ederler.. Hele bir de ahlâkî sınırları gözetmek kaygusu olmazsa, duruma hâkim olmaya çalışmak adına, daha tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir..

Nitekim, bu son hadiselerde , haberlerden resmî açıklamalardan anlaşıldığına göre, devlet güçlerine karşı savaşanlardan öldürülenlerin cesedleri, oralardaki yerli halk ve köylüler tarafından kaldırılmakta ve kaçırılmaktadır.

Yani, her zıdlaşma, kendi içinde yeni direniş odaklarını da oluşturmakta ve geliştirmektedir.

*

HERKESİN KENDİSİNİ ’ERKAN-I HARB SUBAYI’ ZANNETMESİ..

Bir diğer nokta..

Herkes ’erkan-ı harb / kurmay subayı’  gibi konuşuyor, mahalle kahvelerinde, umumî mekanlarda, otobüs, metro ve dolmuşlarda, berber salonlarında..

Buralardaki insanların çoğu da, -ki, onlar sessiz çoğunluk içinde konuşan insanların çoğunu oluşturuyorlar- bilgi kaynakları olarak, hattâ herhangi bir siyaset veya düşünce adamının söz veya yorumunu değil, gazete manşetlerini gösteriyorlar, ya da tv. ekranlarında heyecan karıştırılarak, ’reiting’ derdiyle daha bir yaldızlanmış olan manşetleri tekrarlıyorlar..

’Gazete yazmıştı..’ en büyük delil..

Ki, bu gibi ’inandırıcı’ (!) delilleri ileri sürenler, genelde, ’Gazete değil mi, yalan üzerine kuruludur..’ demeyi de pek ihmal etmezler.. Ama, okkalı laflar söylenmesi gerektiğinde.. Kaynakları o kadar sağlamdır ki.. ’Gazeteler yazdı yahu.. Tv. ekranların da sözkonusu oldu, duymadın mı?’

Bu kadar ’güçlü deliller’ sunanlar karşısında, susmaktan başka bir yol bulamayabilirsiniz..

Çünkü, konuları bu kadar sathî ele alanlarla neyi, nasıl konuşacaksınız.. 

Napolyon, ’Beni, üç gazete, 100 binlik bir ordudan daha fazla korkutur..’ derken, çok da haksız sayılmazdı herhalde..

Hele bir de, mahalle kahvelerinde kadar yayılan bir laf var ki, asıl tehlike budur:

’Filan kavimden olanları, kovalım gitsin, buralardan..’

Kimleri ve nereye?

Bu gibi lafları söyleyenlerin etnik köklerine bakarsanız, en azından onlar da bir yerlerden gelmişlerdir, buralara.. Çünkü, Anadolu’nun asıl yerlisi olan etnik unsurlar tarihen sâbittir ki, çok farklıdır ve başkadır..

Ben özellikle de Devlet Bahçeli’ye hatırlatmak istiyorum.. Kendisinin haberi var mıdır, bilemem, ama, ona ve partisine ve örgütlerine bağlı gençler ve sıradan halk arasında geliştirilmek istenen bu gibi zehirli laflar karşısında, tehlike giderek işin içinden çıkılmaz hale gelir ve ister terör, ister çete- gerilla savaşı denilsin, bu gibi atmosferler tam da onların istedikleri pozisyonu hazırlar.. Eline bir bayrak ve silah kapan kimselerin nereye varacaklarını kestirmek zordur ve onları durdurmak zordur..

Biz herbirimiz, müslüman halk olarak aynı inancın bağlısı olarak, insanları hangi etnik kökten gelirse gelsin, kardeş olduğumuza inandırmaya  ve  kitle psikolojisinin saptırıcı anlık tepkilerinden  uzaklaştırmakla muvazzaf / vazifeli iken; bir avuç, heyecan unsuru ağır basan, hayat hakkında doğru-dürüst hiç bir bilgisi ve tecrübesi olmayan gencecik kimseler, yok etmekten, ezmekten söz ettiklerinde karşı olduklarından daha az tehlikeli durumda olamazlar.

Bu günlerde, asıl korunması gereken, geniş halk kitleleridir ve bu insanlar ancak inanç bağlarıyla birbirlerine bağlanırlar.. Yoksa, bir kez, herkes etnik köklerine ve coğrafî ve sosyal konumlarına göre değerlendirilmeye başlandığında, ortaya tam bir sosyal facia ve kaos çıkar..

*

BÖYLESİ BİR DARKAFALILIĞA, ’YUHH’ OLSUN..

’Yozdil’ rumuzlu birisi var, kemalist-laik-ırkçı medyada..

Bir Bakan ile ilgili bir yazı yazmış..

Tek kelimeyle, utanç verici..

Maksadım Bakan’ı savunmak değil..  Onun icraatına yönelik bir eleştiri olsaydı, kendisi savunmasını yapardı..

O Bakan hakkında yazılan yazı, ırkçılığın da ötesinde, bu ülkenin kültüründen, halkımızın tarihî ve yüksek insanî değerlerinden uzak düşmüş bir sefil mantığı ortaya koyuyor..

Sözkonusu Bakan, bir siyasî görüş açıklamış, ’eğer Başkanlık Sistemi olsaydı, bu sıkıntılar gelmezdi’ demiş..

Vayy, sen misin bunu söyleyen..

Sen kimsin?

Bu ülkenin siyasî mekanizmasındaki bir takım uygulamaları nasıl eleştirirsin?

O kadar da değil.. Hani, bu şekilde bir eleştiri yapsa, yine de, ’ o da görüşünü açıklamış..’ deyip bir kenarından geçebilirsiniz..

Ama, o öyle yapmıyor..

Gümülcine doğumlu olan sözkonusu Bakan’ın, Yunanistan vatandaşı iken Türkiye’ye kaçarak geldiğini, ’haymatlos /(yurtsuz, vatansız)’ durumunda iken hangi merhalelerden geçirilerek okutulduğunu, doktor olduktan sonra Gümülcine’ye gitse de orada doktorluk yapamadığını, gizlice yine Türkiye’ye geçtiğini, vs. merhaleleri keşfetmiş..

Sonra siyasete atılmış, bugün de Bakan..

’Sen bu merhalelerden geçmiş birisi iken, nasıl olur da bu ülkenin sisteminin yanlışlığını  söylersin?’ demeye getiriliyor, o sözkonusu  saldırı yazısında..

Mentalitenin fukaralığına bakar mısınız?

Bu ülkede, Osmanlı’nın tarih sahnesinden silinmesinden sonra Balkanlardan gelmek zorunda kalmış milyonlarca insanımız var..

Bu yazıda, o milyonlarca insanın herbirisine iğrenç bir ırkçı, coğrafyacı darkafalılıkla saldırıda bulunuluyor; onlara, ’Siz susunuz, buraya dışardan geldiniz, burada bir takım imkanlara ve makamlara bile kavuştunuz. Bunun kıymetini bilin, eleştiride bulunma hakkınız yok..’ demek isteniyor..

Bu kadar zavallı ve seviyesiz , gayri-insanî bir mantık?

Üstelik, bu yazı, ’resmî ideoloji’yi kendilerine ’mutlak ve kutsal bir yol’ gibi kabul etmiş olanların toplandığı bir mevkutede yazılıyor.. O resmî ideolojinin ikonlaştırdığı kişiye de karşı çıkılmak istendiğinde, bir takım darkafalılar da, aynı mantıkla, en olmayacak yerden, ’Sen bu ülkeye dışardan gelmiş birisisin.. Senin filan makam sahibi olmaman gerekir..’ diyerek karşı çıkmışlardı; ve onun geldiği yer de yazık ki, artık Yunanistan sınırları içinde kalmış, ’haymatlos’ durumuna düşmüştü..

Bugünkü ülkemize, (500 küsur yıl ülkemiz olan) Balkanlar’dan ve diğer coğrafyalardan gelmek zorunda kalmış  milyonlarca insanın belki de çoğu, kendilerine de ’Sen sus bakalım..’ denilebileceğinin endişesiyle, bu yazı karşısında yutkunmayı tercih edeceklerdir.

Bu yüzden, onların suskun kalmak mecburiyetlerini anlayabiliriz.

Her kim olursa olsun, her bir vatandaşın, ülkemizin iç düzeniyle ilgili olarak, eğriliği-doğruluğu ayrı, bir siyasî görüş açıklaması karşısında, ırkçılığın da ötesinde, bu kadar iğrenç, saldırgan ve her türlü insanî değerleri ayaklar altına atan bir yazının yazılmış olması karşısında, insaf ve idrak sahibleri de bir itiraz hak ve sorumluluklarının olduğunu düşünmelidirler.

Bu not bunun için düşülmüştür.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim