Böyle bencil köşe yazarı görülmemiştir

18.02.2014 13:46

Salih Tuna

 

'Sürecin siyasi riski, siyasi getirisi ve götürüsü her ne olursa olsun, bizim bu meseleyi Türkiye'nin, vatandaşın çıkarına, geleceğimiz adına çözmekten başka bir gayemiz yoktur ve olamaz...'

Sayın Başbakan, 2009 yılında, AK Parti Meclis Grubunda aynen böyle demişti.

Bir öngörüde de bulunmuştu: 'Çözümsüzlükten beslenenler ellerinden geleni yapacaklardır...'

Dediği gibi de oldu.

Gerçekten de 'çözümsüzlükten beslenenler' ellerinden geleni yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.

Lakin herkesin 'beslenme' tarzı aynı değil; kimi son derece açık ve dobra, kimi son derece sinsi ve şeytanî.

Prof. Ümit Özdağ gibi gayet dobra bir şekilde taa baştan beri barışa, çözüm sürecine karşı çıkanları anlamak / görmek maharet değil.

Maharet, 'kendine jilet atan adam'ların veya Hasan Cemallerin farkına varmakta.

Başbakan Erdoğan söz konusu konuşmasını şöyle nihayete erdirmişti: 'Doğu bölgelerinde terörün tamamen bitmesinin yakın gelecekte mümkün olduğuna inanıyorum. Bu fotoğraf uzakta değil. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum. Bizim niyetimiz son derece samimi. Artık gencecik fidanların solmasına tahammülümüz yok. Artık feryat figana artık daha fazla tahammülümüz yok (...) Munzur dağlarında hep birlikte kardelenler toplamak istiyoruz, derlediğimiz çiçekleri Türk analarına vermek istiyoruz...'

Hasan Cemal bu konuşmayı 'tarihi dönüm noktası' mesabesinde değerlendirmiş, Erdoğan'ı yere göğe sığdıramamıştı.

Nasıl mı?

Şöyle: 'Bu ülkede uzun yıllardır siyaseti ve Kürt sorununu çok yakından izlemeye çalışıyorum, yazıp yorumluyorum. /Şunu söyleyebilirim. / Kürt sorunuyla ilgili olarak ilk kez bir başbakan, bu kadar yüreğinden konuştu, bu kadar siyasal cesaret sergiledi ve ilk kez meseleyi yüreğinde hissettiğini bu kadar anlatabildi, bu kadar siyasal riski göze alabildi./ Başbakan Erdoğan'ı kutluyorum.' (13. 08. 2009, Milliyet)

Peki sonra ne oldu?

Yani, Sayın Başbakan 2009'da söylediklerini yapmadı mı?

Ziyadesiyle yaptı. Hem de (yaklaşık bir yıl evvel) ucunda baldıran zehri içmek de olsa ben bu barış sürecinden vazgeçmem dedi.

Ve, 'barış süreci' başladı; 30 yıl süren 'savaş' bitti, son bir yıldır çocuklarımız ölmüyor, öldürmüyor, çok şükür.

Barış vaat eden konuşması üzerine 2009'da Başbakan'ı tebrik eden Hasan Cemal ne yaptı peki?

Sözünün arkasında durarak, ne pahasına olursa olsun barışı gerçekleştiren Başbakanı, bin kez tebrik etmesi beklenirdi değil mi?

Yok öyle yapmadı, adeta düşman kesildi.

Geçenlerde 70'inci yaş gününü kutlayan hazret 'barış süreci' başlar başlamaz akıl almaz bir telaşla dağın yolunu tuttu ve Karayılan'a adeta intizar etti: 'Türkiye'de bazı çevreler diyorlar ki; bu defa Kürtler Türkleri satacak ve kendi istediklerini alırken, Erdoğan'ı da başkan baba yapacaklar; yani Kürtler kendi haklarını elde ederken Türkiye'de otoriter bir rejime kapıyı açacaklar...'

O vakit 'Türkiye'de bazı çevreler' diyerek kendini aklı sıra bu çevrelerin dışında tutmaya çalışmıştı.

Halbuki bu çevrelerin 'elebaşısı' kendisiydi.

Bunu da geçen günkü yazısında ifşa etmekten artık imtina etmedi: 'Öcalan, Erdoğan'la Kürtlerin hakları ve kendi geleceği ile ilgili olarak uzlaşmaya varıp, Türkleri demokrasi konusunda satışa getirebilir mi?..'

Demokrasi olmadan barış olmaz diyordu, barış gerçekleşince, demokrasi yok oldu demeye başladı.

Böyle korkunç bencillik görülmemiştir: Ağzının içine bakıldığında demokrasi var, bakılmadığında yok.

Her şey ama her şey bu kafa için sadece araçtan ibaret: Gezi muhabbeti, '17 Aralık kalkışması', barış, savaş ve her şeyden evvel de demokrasi.

Her şeyi araçsallaştıracak kadar bencil olan bu adamın son kitabının adı: 'Bir Genç Kadın Gerillanın Dağ Günlükleri'

Sunumda, 'Kürdistan dağlarında yankılanan genç bir kadın sesi 'berxwedan jiyane' diyordu; 'yaşamak direnmektir...' ifadesi yer alıyor.

Buradaki 'yankılanan' kelimesi mi çağrıştırdı bilmem ama Hasan Cemal'in Öcalan yakalandığında kaleme aldığı yazı kafamda yankılandı: 'Başbakan Ecevit'in televizyondan açıklamasını dinlerken bir heyecan dalgası yalıyor içimi. Gerçekten tarihi bir an, bir dönüm noktası. Apo'nun yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi, 1984'ten beri Cumhuriyet devletinin PKK'ya karşı verdiği haklı ve meşru mücadelede bayrağın zirveye dikilmesi, zaferin tescilidir(...) Türkiye için gerçekten tarihi bir an, heyecan verici bir an (...)Tarihi bir dönüm noktası! (...) Bu büyük başarı öncelikli olarak askeri bir başarıdır. Silahlı Kuvvetlerimiz, devlete karşı silah çekmiş, 15 yıldır şiddet ve terörü politika aracı benimsemiş, insanlığa karşı suç işlemiş olan PKK'yı çökertmiştir...' (17 Şubat 1999, Milliyet)

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim