‘Bölgesel Savaşın Kalbi’ Olma Gurur ve Şuuru

31.12.2015 11:24

KENAN ALPAY

 

Silahlı örgütün siyasal örgüte, silahlı mücadelenin siyasal mücadeleye dönüşeceğine dair bütün beklenti, çaba ve umutlar boşa çıktı. Çünkü PKK liderlerinin Kandil’den verdiği mesajlar ile HDP sözcülerinin Meclis’te dile getirdiği talepler gün geçtikçe iyiden iyiye benzeşti, öyle ki özdeşleşmesine az kaldı. Gelinen aşamada PKK ve HDP salt Çözüm Süreci'nin değil bir bütün olarak siyasal sürecin sabote edilmesine yatırım yapan bir pozisyon aldı.

HDP ve diğer bileşenlerinin aynen 2011’de olduğu gibi hatta daha sansasyonel bir dizi eylem silsilesinin sonunda geçen hafta beyan ettikleri özerklik-özyönetim modelinin hayata geçirilebilme şansı var mı? Nereden bakılırsa bakılsın Sur, Silopi, Nusaybin, Cizre gibi beldelerde mayınlı hendekler eşliğinde sürdürülmeye çalışılan şehir savaşlarıyla hiçbir surette siyasal bir çözüm öngörülmediği aşikâr. Aksine öncelikle Türkiye kronik bir çözümsüzlük ve çatışma iklimine mahkûm edilmek isteniyor. Lakin öncelik Suriye ve Irak’ta daha kolay ve yakın görülen statülerin netleştirilmesine verildiği için mesele şimdilik Türkiye’yi bölgedeki hesaplardan olabildiğince uzak tutmak.

Hendek ve Barikatlar Federalizmi

PKK-HDP yaşanan bütün süreçleri ilk elde bölgesel boyutlarıyla Esed rejimi ve İran’la paslaşarak daha ileri boyutlarını ise ABD ve Rusya arasında kâh ortak payda olmanın kâh pazarlıkları kızıştırmanın imkânlarını kullanarak hayata geçirmeye girişiyor. Bu noktadan hareketle adı geçen devletlerin hemen tamamının bütün ihtilaf ve çatışma potansiyelleri belki de Sünnilerin iktidardan mahrum edilmesi ve Türkiye’nin bölgeden uzak tutulması şeklinde belirginlik kazanıyor.

Kandil’de üslenen PKK liderlik kadrosundan mütemadiyen alınıp kamuoyuna servis edilen röportajlar veya Olympos muamelesi yapılan Kandil’e gönderilen muhabirler marifetiyle pazarlanan silahlı propaganda süreçleri AK Parti Hükümetine karşı adım adım örülen bir ittifakın göstereniydi. Bu sebeple mesele sadece Selahattin Demirtaş ve HDP temsilcilerinin cilalanıp parlatılmasını çoktan aşıp Cemil Bayık, Murat Karayılan, Bese Hozat gibi isimlerin de günlük hayatın bir parçası haline dönüştürülmesine evrildi. Hendek kazıp mayınlı tuzak kuran, şehir merkezlerini savaş meydanına çeviren ‘fırtına gençlik’ bir sempati odağı olarak lanse edilmeye başlandığında PKK’nın hemen her şeyiyle Kemalist iktidar sınıflarının çocuğu olduğu teyid ediliyordu sadece.

Rojava devrimi” zafere yaklaştıkça PKK-HDP eliyle Türkiye’ye yönelik silahlı saldırıların boyutu artıyor, siyasal ajitasyon ve provokasyonun etkisi genişletiliyor. HDP heyetinin Washington-Moskova arasında gerçekleştirdiği mekik diplomasinin ardından dile getirdiği talep ve itirazların mahiyeti gün gün daha yüksek bir gerilimi hatta kopuş ve çatışmayı işaretliyordu zaten. İşte bunun önemli noktalarından biri de Diyarbakır’da gerçekleştirilen toplantıdaki hedeflerdi.

Öncelikle HDP-DTK-BDP gibi tümüyle PKK’ya müzahir siyasal teşkilatların sarf ettiği sözler, verdikleri pozlar ve ilan ettikleri hedefler her şeyden önce siyasetin inkârını bir kez daha ikrardır. Siyasal aklın değil silahlı örgütün kontrolündeki tipik ajitasyon Türkiye’de siyaset ve toplum için yeni veya sürpriz değildir. Temel mesele bu ajitasyona karşı hiçbir surette prim vermemektir. HDP veya diğer kurumların kapatılmasına yönelik bir girişim her ne surette olursa olsun yanlış, faydasız ve fakat zararlıdır.

Azalan Güç, Çoğalan İhtiras

Elde edilen onca farklı destekle Suriye’de elde edilecek kantonal statü olsa olsa felçli bir kazanım olacaktır. Kaldı ki orayı model alan şehir savaşları bütün zafer söylemlerine rağmen ters tepmiştir.

Kandil’den gelen emirler doğrultusunda hareket eden HDP’nin siyasal etkisi hızla zayıflarken kamuoyuna daha büyük iddia ve hedeflerle çıkılıyor oluşu dikkat çekicidir. Sadece 7 Haziran’dan 1 Kasım’a geçen beş aylık süreç dahi bu durumu gözler önüne sermektedir. Peki ya 1 Kasım sonrasında ismi geçen birkaç beldede PKK’lıların ortaya koyduğu yıkımın bütün ülke göz önünde tutulduğunda faturası nasıl tecelli edecek acaba?

Bahsi geçen kongrede Selma Irmak ve Hatip Dicle tarafından verilen mesajlar en kabasından tehdit ve şantajlarla örülmüş vaziyette. “Çatışmaları bütün metropollere yayma, devlete son kez seslenme ve içimiz öfkeli” gibi tehdit dozu yüksek mesajları bilmeyen tanımayan yok. Muhakkak ki bu tehditlerin içerdiği riskler bütün bir toplum için mevcut ama daha fazlasıyla sahiplerini kuşatacak bir tehdit savurduklarını da hatırlatmak icap eder.    

Aslında temel mesaj Demirtaş tarafından şöyle verildi: “Nasıl bir yönetim inşa edebiliriz dünyaya hatırlatmak için bu toplantı çok önemli olacaktır.”. Bu söylem biçimi açık arttırma usulü bir destek arama, kendini pazarlama ve buradan devşirilecek güçle Türkiye’de bir iktidar mücadelesine soyunmadır. Şu aralar AB’nin gündemine giremeyen, Amerika’dan alınamayan destek Rusya’dan tam teşekküllü olarak elde edilmiş gibi zannediliyor. İran-Rusya-Esed rejimi bloğu PKK ve HDP’nin “Gelecek yüzyılda Kürdistan statüsü olacak. Belki federal devletleri, belki bağımsız devletleri olacak” idealine nasıl kavuşturacak göreceğiz.

Yeni Akit

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim