Bakın Kur'an ne diyor?

26.06.2009 00:32

Süleyman Sargın

Birkaç gün önce Ali Ünal hocamızın hazırladığı Kur'an mealinden Bakara Sûre-i celîlesinin ilk ayetlerini (1 ve 21 arası ayetler) arkadaşlarımızla mütalaa ederken tatlı bir hisse kapıldık. Mü'min, münafık ve kâfirlerden bahseden ayetler sanki bugün nazil oluyormuş gibiydi. Bu tazeliği sizinle de paylaşmak istedik:

"Elif-Lâm-Mim

İşte (eşsiz, mucize) kitap: Onun hakkında hiçbir şüphe yoktur. O, (Allah'a gönülden saygı besleyip isyandan kaçınan, bütün emir ve yasaklarına hakkıyla riayet eden) müttakîler için baştan sona bir hidayet kaynağıdır.

O (müttakîler) sürekli yenilenen ve kuvvet kazanan bir imanla gaybe inanırlar, namazı bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve aksatmadan kılarlar, kendilerine rızık olarak (mal, güç, bilgi, zekâ...) ne lütfetmişsek, onu infak ederler.

Yine onlar, sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen (Kitaplara ve Sahifelere) de inanırlar. Ahirete de şüphe götürmez bir kesinlikle iman eder onlar.

İşte o kutlu zatlar, Rabb'ilerinden gelen tam bir hidayet üzerindedirler ve onlardır gerçek kurtuluşa ermiş olanlar.

Şu küfür ve inkârda diretenler var ya, kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlar için fark etmez; çünkü asla iman etmezler.

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Onların hakkı çok büyük ve dehşetli bir azaptır.

İnsanlar içinde bir de öyleleri var ki, aslında inanmadıkları halde "Allah'a da ahiret gününe de inandık!" deyip dururlar.

Kendilerince Allah'a ve mü'minlere hile yapıp güya onları kandırmaya çalışırlar. Hâlbuki (kendileri için neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu anlayacak derecede bir şuura sahip bulunmadıklarından) sadece kendilerini kandırmaktadırlar ama ne yaptıklarının farkında bile değillerdir.

Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da (kötülükte bu kadar ısrarcı olmaları sebebiyle) hastalıklarını artırmaktadır. Sürekli yalan söyledikleri için onların hakkı sadece çok acı bir azaptır.

(Birbiri ardına çıkardıkları fitneler dolayısıyla) ne zaman kendilerine "Yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp (bütün bir topluma zarar vermeyin!)" dense, "Ne münasebet! Biz, sadece ıslah edici, (barışsever) insanlarız." diye karşılık verirler.

Ama öyle değil! Onlar bozguncuların ta kendileridir de (gerçeği idrakten mahrum oldukları için, neyin ıslah neyin bozgunculuk olduğunun) farkında değillerdir.

Yine onlara ne zaman "Şu halkın, insan olan insanların iman ettikleri gibi siz de iman edin!" dense, (gurur ve kibirleri kabarır, halk çoğunluğunu küçümser bir eda ile) "Yani şu beyinsizlerin iman ettikleri gibi mi iman edelim?" derler. Oysa asıl beyinsizler kendileridir, fakat (hakkı bâtıldan, imanı nifaktan, doğruyu eğriden, ilmi cehaletten ayırt edecek bir bilgileri olmadığından) bunu da bilmezler.

Mü'minlerle karşılaştıklarında (riyakârane ve onlardan görünmek için) "Biz de sizin gibi inandık!" derler. Fakat (sureta insan) şeytanlarıyla gizli mahfillerde baş başa kaldıklarında ise, "Emin olun, biz her zaman sizinle beraberiz, sizin maiyetinizdeyiz; diğerlerine yaptığımız sadece alaydan, yüzlerine gülmekten ibarettir; biz onlarla dalga geçiyoruz." diye teminat verirler.

Allah da alaylarının karşılığını vermekte ve bir süre daha gayesiz, başıboş sürüklenip dursunlar diye azgınlıkları içinde onlara mühlet tanımaktadır.

Onlar hidayete bedel, sapkınlığı satın almış (tercih etmiş) kimselerdir ki, bu ticaretlerinden bir fayda görmezler. Artık kurtulmaya yol bulmaları da mümkün değildir.

Onların hali şu kimsenin durumuna benzer: (Geceleyin yolda giderken konakladığı yerde) bir ateş yakar. Ateş etrafı aydınlattığı zaman Allah ışıklarını alıverir, onları karanlıklar içinde bırakır ve artık hiçbir şey görmez olurlar.

(Kulakları her türlü yardım ve hayır çağrısına kapalı olduğu için) sağırdırlar; dilsizdirler, konuşamazlar; (karanlıklara gömülü oldukları için) kördürler. Artık bu halden kurtulup, geriye (ışıklı günlere) dönmeleri de mümkün değildir.

Veya (onların hali) her tarafı kaplamış karanlıklarla birlikte gök gürültüleri ve şimşekler arasında yağan fırtınalı yağmura tutulmuş kimsenin durumuna benzer. Yıldırımların verdiği dehşet içinde, (seslerini duymayınca kurtulacağını zannederek) ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarının içine kadar sokarlar. Allah, kâfirleri (kudretiyle) işte böyle kuşatmıştır.

Şimşek, neredeyse gözlerini kör edecek. Ne zaman çevrelerini aydınlatsa (bir ümitle) onun ışığında birkaç adım atarlar. Üzerlerine karanlık çökünce de yerlerinde kalakalırlar. Allah dileseydi onların işitmesini de görmelerini de alırdı. Şüphesiz Allah her şeye Kâdirdir.

(İşte mü'min, kâfir ve münafıkların halleri budur. Öyleyse) ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize ibadet edin, (sizi küfre ve nifaka sokacak riskli durumlardan kurtulun) ve hakiki takvaya ulaşın."

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim