Anayasa Mahkemesi iddianameyi iade edebilir mi?

28.03.2008 03:57

Zühtü Arslan

Anayasa Mahkemesi 31 Mart 2008 tarihine kadar iddianamenin iadesine ilişkin bir karar vermediği takdirde iktidar partisi hakkındaki kapatma davası resmen başlamış olacak.

Yargılamanın henüz başlamadığı bu aşamada iddianameye ilişkin bazı hukuki değerlendirmeleri kamuoyunun bilgisine sunmayı akademik bir görev olarak görüyorum. Öncelikle başlıktaki soruya cevap verelim. Anayasa Mahkemesi iddianameyi iade edebilir. Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 33. maddesine göre siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri uygulanmaktadır. CMK'nın 174. maddesi, "iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle" iddianamenin iade edilebileceğini belirtmektedir. CMK'nın 170. maddesinin öngördüğü, iddianamenin sonuç kısmında davalının "sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür" şeklindeki hükme aykırılığı bir kenara bırakalım. Aynı şekilde, vali ve kaymakamların faaliyetlerinden dolayı iktidar partisinin sorumlu tutulabileceğine dair değerlendirmenin hukuken yanlış olduğu tartışmasına da girmeyelim. Hatta davalı parti kurulmadan yıllar önce yapılan bazı konuşmaların delil olarak sunulmasının da üzerinde durmayalım. Bu tür eksik ve hatalı noktaların dışında, iddianamede gözden kaçması mümkün olmayan iki temel hukuki hatanın olduğu ve bunların iade gerekçesi olabileceği ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi, iddianamenin Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olan bir davaya müdahale niteliği taşımasıdır. İkincisi de Anayasa'ya göre hukuken sorumsuz olan Cumhurbaşkanı'nın daha önceki bazı açıklamalarından dolayı iddianameye dahil edilmesi ve hakkında siyasi yasak talep edilmesidir.

1. İddianame Anayasa Mahkemesi önünde görülmekte olan iptal davasına doğrudan müdahale niteliğindedir.

İktidar partisi hakkındaki iddianamenin odak noktası, üniversitelerde uygulanan fiili başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik anayasa değişikliklerinin laiklik ilkesine aykırı olduğu tezidir. İddianameye göre, davalı parti "Anayasa'nın 10. ve 42'nci maddelerinde değişiklik yapmak suretiyle türbanın yükseköğretim kurumlarına girmesinin yolunu açmaya çalışmış, bu suretle laik devlet ilkesinin eğitim kurumlarından başlayarak tasfiyesi sürecini hızlandırmıştır". Bu nedenle, iddianamede, söz konusu anayasa değişikliklerinin "amaç yönünden Anayasa'ya aykırılık taşımakta" olduğu ileri sürülmektedir. Ne var ki, TBMM'de iktidar partisine mensup milletvekilleri dışında diğer siyasi partilerin de desteğiyle ve 411 milletvekilinin oyuyla kabul edilen bu anayasa değişikliği şu anda yürürlüktedir. Yasama organı tarafından yürürlükten kaldırılıncaya veya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilinceye kadar da yürürlükte kalacaktır. Ancak burada asıl sorun şudur. 10. ve 42. maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin iddianamede yer verilen görüşler, söz konusu maddelerle ilgili daha önce yapılan iptal davası başvurusundaki argümanlarla çakışmaktadır. Anayasa'ya göre anayasa değişikliklerinin şekil sakatlığı nedeniyle anayasaya aykırılığını ileri sürme yetkisi sadece cumhurbaşkanına ve Meclis'in beşte biri oranında milletvekillerine aittir. Bunun dışında, Yargıtay cumhuriyet başsavcısı dahil, herhangi bir kişi veya kurum böyle bir başvuruda bulunamaz. Dolayısıyla, anayasaya aykırılık tezini içeren bir iddianame, Mahkeme önünde zaten görülmekte olan iptal davasına doğrudan müdahale anlamına gelmektedir. Denebilir ki, Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı denetim şekil denetimidir, oysa iddianame esasa ilişkin bir iddiada bulunuyor. Doğrudur. Ancak, şekil denetimi altında Anayasa Mahkemesi'nin "teklif edilebilirlik" açısından bir denetim yapabileceği, dolayısıyla "iptal", "yok hükmünde sayma" veya "yorumlu ret" gibi kararlar verebileceği günlerdir tartışılmıyor mu? Daha da önemlisi, iptal başvurusunda bulunanlar 10. ve 42. madde değişikliklerinin iptal edilmesi veya yok hükmünde sayılması talepleriyle dava açmadılar mı? Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal başvurusunu değerlendirdiği sırada, bu davaya müdahil olması mümkün olmayan bir makamın, söz konusu değişiklikleri iktidar partisinin laikliğin aleyhine eylemlerin odağı olduğunun en temel delili olarak göstermesi Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'nın 138. maddesine göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere... tavsiye ve telkinde bulunamaz". Bu hükmün öznesi, sadece yasama organı ve idari makamlar değildir. Savcılar da, görev alanları dışında kalan davalara ilişkin olarak mahkemelere tavsiye ve telkinde bulunamazlar.

2. İddianamede Cumhurbaşkanı'nın isminin geçmesi hukukî bir hatadır.

Cumhurbaşkanı'nın, dışişleri bakanı iken yaptığı ileri sürülen bazı işlemlerin ve açıklamaların iktidar partisinin kapatılmasına gerekçe gösterilmesi ve ismine siyasi yasak istenenler listesinde yer verilmesi Anayasa'nın 105. maddesiyle bağdaşmamaktadır. Cumhurbaşkanı, bu maddeye göre "vatana ihanet" suçu dışında hiçbir şekilde suçlanamaz. Halbuki iddianame dolaylı olarak da olsa, siyasi olarak tarafsız Cumhurbaşkanı'nın daha önceki bazı fiillerinden dolayı suçlanması sonucunu doğurabilecektir. Siyasi Partiler Kanunu'nun 117. maddesine göre "Bu kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri işleyenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılırlar". Anayasa Mahkemesi 1998/2 esas sayılı kararıyla, Siyasi Partiler Kanunu'nun odak olmayı üyelerin mahkumiyet şartına bağlayan 103. maddesinin ikinci fıkrasını iptal ederken, 117. maddenin ancak kapatma kararından sonra uygulanabileceğini ileri sürmüştür. Halbuki, cumhurbaşkanı açısından böyle bir suçlama ve yargılama yapılması söz konusu olamaz.

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi bu ve benzeri hukuki hatalardan dolayı iddianameyi iade edebilir. Bunun bir süreliğine de olsa ülkeyi ve hukuk sistemini rahatlatacağı açıktır. Ancak, Mahkeme'nin bu konudaki kararı ne olursa olsun, bundan sonraki süreçte yaşadığımız akıl tutulmasından bir an önce kurtulup, kronikleşen siyasal/hukuksal sorunlara demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözüm önerileri sunmak ve bunları hayata geçirmek zorundayız.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim