Amerika ve İran’a Yakın, Türkiye’ye Irak mıdır?

17.10.2016 10:51

Kenan Alpay

Sadece Irak için değil Suriye için de aynı soruyu sorabiliriz ve de sormalıyız zaten. Amerika ve İran’a bu kadar yakın hatta bitişik ve bağımlı sayılan Irak ve Suriye’nin Türkiye’ye çok ırak ve ilişkisiz bir coğrafya gibi takdim eden diplomatik çözümlemeler havada uçuşuyor. Alenen gerçekleri alt üst eden algı operasyonuna kurban edilmek isteniyoruz. Üstelik yeni zamanlarda adına algı kontrolü denilen bu kara propaganda mekanizması dışarıdan bir karabasan gibi çökmeye yeltenen emperyal siyasetlerle içeride paralel işleyen bir manzara arz ediyor.

İran ve Amerika’nın basit ve bir o kadar da çirkin kuklasından ibaret olan Haydar el-İbadi’nin savurduğu tehditler üzerinden son şekli verilmek istenen Irak tablosunun nihai hedefini idrak etmek hiç de zor değil. Tartışma İbadi üzerinden sürüyor ve tırmanıyorsa da Türkiye’nin asıl ve öncelikli muhatabı Amerika ve İran’dır. Tartışmaları önemli kılan, riski sürekli yükselten temel faktör Türkiye’nin Irak ve Suriye üzerinden giderek daraltılan çemberin başında bileşik bir cephenin bulunmasıdır. Hem Suriye üzerinde hem de Irak üzerinde girişilen operasyonların temelinde etnik ve mezhebi azınlıklarla inşa edilecek despotik rejimlerle genel olarak İslam toplumlarını özel olarak da Türkiye’yi hizaya çekme politikaların icra edildiği aşikâr.

Musul’u Teslim Almanın Yolu

Uluslararası dengelerin, ittifak ve ayrışmaların hızlanarak değişmesinde Suriye ve Irak’ta yaşanan kanlı ve yıkıcı sürecin belirleyici olduğu sır değil. Amerika’nın Türkiye kadar Suudi Arabistan’la da gerilim yaşadığı, sahada ayrışma ve çatışmaların hızlandığı bir vasatta İran, PKK-PYD, kukla Bağdat yönetimi gibi yeni müttefiklerle iş gördüğü süreçte sadece Musul’dan değil bir bütün olarak Irak’tan kimlerin eli ayağı kesilmek isteniyor? Irak’ta güçlü kudretli kılınmak istenenler kim?

Amerika ve Avrupa’nın nükleer enerji konusunda anlaştığı İran’ı Suriye ve Irak’ta baskın kılarak Türkiye’yi bölgeden tecrid etme stratejisi yürüttüğünü inkâr etmek pek kolay olmasa gerek. Daha küçük çaplı fakat aynı stratejinin bir parçası olduğu şüphe götürmeyen PKK-PYD siyasetinin Fırat Kalkanı Harekâtı’yla sıkı bir darbe yediğini söyleyebiliriz. Yakın ve orta vadede Suriye’nin kuzey bölgesinde PKK-PYD kantonlarının birleştirilebilme ve ‘Rojava devrimini kemale erdirme’ ihtimali yüzde kaçtır acaba?

PKK’nın gerek Rusya ve İran’dan gerekse Amerika ve Avrupa’dan aldığı devasa destekle sahada yürüttüğü etnik temizliğin ve Türkiye’ye yönelik giderek büyüyen bir tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi hafife alınamayacak bir durumdur. Suriye’de PKK-PYD’ye yapılan yatırımlar, üzerine kurulan planlar köklü bir tadilata ve ileri sayılacak bir ertelemeye mecburdurlar artık.

Amerika ve Avrupa’yı Musul operasyonları bahsinde Türkiye’ye karşı bu kadar telaşlandıran ve saldırganlaştıran faktörlerden birinin de Suriye’de PKK-PYD üzerinden kurulmak istenen tezgâhın Cerablus bölgesini içeren askeri harekâtla yıkılmış olmasıdır. Kaldı ki şimdilik Dabık’a kadar sarkmış olan Türkiye’nin askeri varlığı Rusya’nın engellemelerini de bir dizi anlaşmayla kaldırarak Özgür Suriye Ordusu bileşenleriyle el-Bab’a doğru yürüyüşünü hızlandırmıştır.

Evet, Rusya’nın Esed rejimine desteği ve Halep başta olmak üzere büyük şehirlerde giriştiği katliamlar engellenememiştir. Ancak bunlara rağmen ve müttefiklerinin engelleme çabalarını da aşabilen Türkiye’nin askeri ağırlığını koymasıyla Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir hayat alanı açılması yolunda epeyce bir mesafe alınmıştır.

Tecrübeler Acı, Kaygılar Yüksek

Musul’a yönelik askeri harekâtın etnik ve mezhebi bir arındırmaya, açık bir Sünni katliamına ve Şii yağmacılığına dönüşeceği kaygıları yersiz ve temelsiz değil elbette. Çok yakında ve yaygın olarak yaşanmış acı tecrübeler, kanlı hikâyeler, viraneye dönüştürülen şehirler kaygıları ve korkuları haklı olarak besliyor. İşgal altındaki Irak’ta Amerika’nın işlediği suçlarla yarış eden İran destekli Şii fanatizmi bütün Sünni şehirlerini kuşatıp yağmalamak üzere motive olmuş durumda.

Amerika, İngiltere, Fransa gibi koalisyon unsurlarına ait orduların İran ve Irak ordusu adı altında faaliyet gösteren fanatik Şii çetelerle eş güdüm halinde Musul’u kurtarmak niyetinde değiller. Bu unsurların IŞİD’den farkı nedir ki? Türkiye’de gerek Cumhurbaşkanı düzeyinde gerekse Dışişleri Bakanı düzeyinde yapılan açıklamaların IŞİD ile İran destekli Haşdi Şaabi gibi fanatik milisleri ayrımsız olarak cinayet ve işgal gücü olarak gördüğünü deklare ediyor zaten.

Türkiye’yi Irak’a sokmamak, Musul’a yanaştırmamak, Sünni toplumla buluşturmamak hesabıyla hareket ederken Haydar el-İbadi’nin yalnız olmadığı besbelli. Yüksek perdeden savrulan tehditler, icra edilen bir takım sabotajlar Amerika ve İran ortak yapımı olarak hayat bulmaktadır. ‘Sahibinin sesi’ konumundaki İbadi’ye yönelik her türlü aşağılayıcı ifade, tehditlerine yönelik verilen bütün cevaplar ve şantajlarına çekilen restler elbette Amerika ve İran göz önünde tutularak sarf edilmektedir.

Zorlu ve zorlayıcı bir süreç yaşandığı ortadadır. Lakin coğrafyasıyla, halkıyla, kültürüyle, tarihiyle Irak bize değil Amerika ve İran’a ıraktır. Bize yakın olan, parçamız olan Irak’ı Amerikan ve İran ittifakının da onlara yanaşma yazılanların da ıraklaştırma gayretlerinin zorbalık dışında bir karşılığı yoktur.

Yeni Akit

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim