1. YAZARLAR

  2. Fatma Gülbahar Mağat

  3. Allah’ın Kürdü!
Fatma Gülbahar Mağat

Fatma Gülbahar Mağat

Yazarın Tüm Yazıları >

Allah’ın Kürdü!

A+A-

“Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir. Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir. Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.” (Francis Bacon)

“Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz.” (Farabi)

“Ağaç yaş iken ‘düzelir’.”(Atasözü)

Çünkü eğitimde amaç eğmek, bozmak, çirkefleştirmek, içi boşaltmak ve çürütmek değil, düzeltmek, olgunlaştırmak, şahsiyet oluşturmak, prensip sahibi edindirmek, tutarlı kılmak, her yeni kelimede diriltmek, yeniden ve yeniden bilginin ışığında aydınlanmak ve aydınlatmaktır.

Daha küçük yaşlarda bilemeye, doğrular ve hakikatler eşliğinde yontmaya çalışarak eğitmeye çabalıyorsak yavrularımızı, yarının aydınları, gerçeklerden korkmayan, hak ve özgürlüklerinden ödün vermeyen insanlık neferleri olmaları içindir.

Dünün çocukları, gençleri bugünün yöneticileri ve ‘efendileri’ olmuşlarsa eğer, bugünün çocukları ve gençleri de yarının idarecileri ve efendileri olacaklardır.

Yıllar yılı iç içe yaşamış, aynı kabı, aynı yatağı, aynı havayı, aynı toprağı, aynı sevinci ve aynı acıları birlikte paylaşmış olan milletler/ırklar/kavimler/topluluklar arasına nifak tohumları ekmeye çalışan zihniyetlerin kucaklarına ve tuzaklarına düşülürse eğer, kin, nefret, öfke ve husumet, yatağından taşıp kan ve gözyaşı kusmaya başlar. Bugün olduğu/oldurulmaya çalışıldığı gibi.

Tabanda var olmayan, lakin tavandan yüksek frekansla dillendirilmeye çalışılan bölücülük, ayrıcılık ve gayrıcılık sesleri, daha ilkokul yaşlarındaki çocuklarımızın beyinlerine çöreklenip, kangren gibi tüm hücrelerine ve iliklerine kadar işlemiştir.

Karşınıza komşunuz, dişçiniz, öğretmeniniz, arkadaşınız, bakkalınız, kasabınız ve hatta akrabanız olarak çıkan insanlara, memleketlerinden ve ırklarından dolayı ‘Allah’ın Kürdü’, ‘pis PKK’lı’, ‘dağdan inmiş terörist’ diye hitap etmeye, rencide etmeye, aşağılamaya ve dışlamaya başlamıştır.

Bir çocuk ki, Kürt olduğu için yaşadığı psikolojik baskılardan dolayı okulundan, mahallesinden kaçmak istiyor, daha Türklüğün veya Kürtlüğün ne olduğunu algılayamadığı halde, küçücük aklıyla ‘Kürt’ olduğuna lanetler edecek haleti ruhiye içerisine girebiliyorsa, içinde bulunduğumuz günlerin, ne vahim günler olduğunu bir düşünmek gerek.

Yetiştirdiğimiz nesillerin birer kabadayı, serseri, sokak başı tutucuları olmalarını istemiyorsak eğer, çocuklara sahip çıkmak, tertemiz beyinlerini yanlış ve haksız şeylerle doldurmamak gerekir. Eli bıçaklı çeteler kuran, okullardan kaçan, madde kullanan çocuklarda değil, büyüklerde, yani kendimizde aramamız gerekir suçu. Çünkü onları bizler yetiştiriyoruz.

Gündemin sıcak ve korku naralarıyla dolu olduğu, ülkenin her köşesinde ailelerin yitirdiklerine gözyaşı döküp isyanlar ettiği bir dönemde, her kesim sakin, olgun ve yapıcı olmalıdır. Aksi takdirde, bir yanda askerler üçer beşer düşerlerken toprağa, diğer yanda iç çatışmaların çıkmaması içten bile değil. Hele de, birileri tarafından hasret ve özlemle bekleniyorken böyle bir felaket!

**

‘Kürt Meselesi’ olarak gündemden düşmeyen, özünde ve temelinde Kürt halkının gasbedilmiş haklarının ve özgürlüklerinin iadesi konusundaki mücadelelerini ve haklı taleplerini barındıran sorunun çözümünün; ezici bir çoğunluğun, aydınların, akademisyenlerin ve pek çok söz sahibi şahsiyetlerin, kurum ve kuruluşların dile getirdiği gibi silahla değil de, siyaset arenasında olduğunu söylemelerine rağmen, 25 yıllık edinilmiş yanlış tecrübenin peşinden koşulmaya çalışılması, her gün ocaklara yeni ateşlerin düşmesine neden olmaktadır.

Yitirilen yiğitler sadece Kürtlerin veya Türklerin değil, tüm toplumun yiğitleridir. Sadece doğu ve güneydoğuda değil, diğer bölgelerde de ağıtlar ve gözyaşları yükselmektedir. Bu sorun, hepimizin sorunu, hepimizin yarası, hepimizin acısıdır. Artık silahlar susmalı, kelam ilminin engin zenginliğinden faydalanılarak, aklederek, düşünerek gereken adımlar atılmalıdır.

Dün Dağlıca’da, bugün ise Aktütün’de kanları akıtılan evlatlarımız üzerinden, devasa bir şüphe yumağı kemirmekte beyinlerimizi. Ardı arkası kesilmeyen sorular yığını daraltmakta nefesimizi. Bir yandan yitirilenlere dökülürken gözyaşları, diğer yandan sıra hangimizin ciğerinde diyerek, yitirilecekler için çırpınmakta biçare yürekler.

Taraf gazetesi çok büyük laflar ediyor kaç gündür. İnsanın kanını donduracak ve dilleri lal edecek boyutta ciddi iddialar bunlar. Yazılanları okuyunca, ‘Taraf ne yaptığının farkında mı’ diyesi geliyor insanın. Gerçek olmasından ürküyor, hayır, korkuyor insan adeta. Yayın yasağı geliyor, o ise devam ediyor iddialarına. Ahmet Altan’sa, önceki sorularına yenilerini ekliyor ve “Tehditi Bırak General, Cevap Ver!” başlıklı yazısında sürdürüyor hakikati arayışlarını. Kafalarında ‘acaba’lar olan ‘şehid’ aileleriyle birlikte, bizlerde iyice sıkışıyoruz umutsuz sorular arasında.

Sonra bir yanıt geliyor bu belge ve fotoğraflarla ilgili. Onların başka bölge ve mekanlara ait olduğu söyleniyor askerlerce. Taraf’ın verecek cevabını bekliyorum sabırsızlıkla.

Hemen ‘Nokta’ dergisi geliyor aklıma. Ama bir yandan da yayınladığı belgelerin gerçek olmamasını diliyor çırpınmaktan bitap düşen yüreğim. Böylesi daha hazmedilir olur çünkü. Hazımsızlık, tüm toplumun midesini bozmuşken şu sıralar.

**

Bizler en güzel, en iyi, en hayırlı evlatları yetiştirme kaygısıyla mücadele ederken dünya denen bu mekanda, birer birer alınırlarken ellerimizin arasından yavrularımız, korkulu gecelerin kabus dolu sabahlarına uyanırken acıyla, daha bir korkutulmaya çalışılıyorsak hamilerimiz tarafından, değil gençlerden, bizlerden ne hayır gelir ki hem kendimize, hem toplumumuza!

“Milletten başka kimse denetleyemez bizi” diyen Başbuğ, birkaç sorudan dolayı niçin korkutmakta ısrar ediyor bizi?

Yıllar yılı yaşanan acılar, işlenen zulümler, çiğnenen haklar, hapsedilen özgürlükler ne zaman bitecek acaba?

Tedavülden kalkan, kabuğuna çekilen büyüklerimiz(!) anlamışlar ve itiraf etmişlerdi hatalarını. Birde şimdiki büyüklerimize anlatsalar olmaz mı?

Paraysa para, silahsa silah, casussa casuslar versek de, kurtarsak artık şu ciğerparelerimizi!

Ve;

Bilgi cesaret verir, cehalet küstahlık. (Terry)

Selam ve dua ile!

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum