1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Venezuela ve Siyonist kolonyalizm ilişkisi
Venezuela ve Siyonist kolonyalizm ilişkisi

Venezuela ve Siyonist kolonyalizm ilişkisi

Filistin ve Venezuela örnekleri üzerinden Anglosakson hegemonyanın Batı’yı içten ayrıştırdığını ve küresel direncin merkezinde Müslümanların yer aldığını ifade ediyor.

05 Ocak 2026 Pazartesi 17:36A+A-

Yeni Şafak / Selçuk Türkyılmaz

Anglosakson kolonyalizmi Venezuela’da

7 Ekim 2023’ten sonra Avrupa ve Batı kavramlarının bizim düşündüğümüzden daha farklı bir içeriğe sahip olduğunu görmüş olduk. İspanya Filistin’e desteği ile öne çıkan Avrupa ülkeleri arasındaydı. Aynı şekilde Latin Amerika ülkelerinden bazıları da Filistin’e destek vermekten çekinmedi. Bu, klasik manada Batı ve hususi olarak Avrupa kavramı içinde anlaşılacak bir farklılaşma değildi. Batı ve Avrupa ile kast ettiğimiz aslında büyük ve kendi içinde bütünlüğünü sağlamış bir coğrafya değildi. Bu sebeple Anglosakson kavramını kullanmaya dikkat ettim. Aşağı yukarı aynı gerekçelerle Siyonizm’i de Anglosaksonlar tarafından icat edilmiş ve geliştirilmiş bir kolonyal ideoloji olarak görmemiz gerekiyordu. Ne yazık ki bizde bunun tam aksi yönde bir inanış vardı. Sömürgecilik kavramının sınırlı anlamı Anglosakson yerleşimci kolonyalizmini görünmez kılıyordu. Buradan hareketle çoğu zaman İngiltere’nin sömürgelerde bir hayran kitlesi bıraktığına inanılmıştır. Tabiatıyla bundan sonra onlar yönetmeyi iyi biliyorlar gibi yanlış bir inanış ortaya çıkıyordu. Böylelikle Anglosakson hegemonyası zihin dünyamızda tam olarak netleşmemiştir. Bunda Türk düşünce hayatında İngiliz ve ABD etkisinin derinliği de çok büyük rol oynadı. Fakat artık Avrupa ve Batı da gözümüzün önünde ayrışıyor. Bunun en son örneğini Venezuela’da gördük. Anglosaksonlar büyük bir ülkeyi yeniden kolonize etmek için harekete geçti. Kuşkusuz bu hadise Latinlere yönelik bir hareket olarak da görülebilir.

ABD’nin bir gece yarısı saldırısı ile Nicolás Maduro’yu yatağından alıp kaçırmasından sonra özellikle Almanya, İngiltere, Fransa ve ABD kamuoylarından yükselecek tepkileri takip etmeye başladım. İlk dikkat çekici açıklamalardan biri İngiltere Başbakanı Keir Starmer’dan geldi. Starmer, ABD’nin gece yarısı baskınına karşı çıkmadı ama bu olayın içinde yer almadıklarını söylemekten de geri durmadı. Hâlbuki İngiltere uzun bir zaman önce Venezuela’nın altınlarına el koymuş ve bu ülkeyi uluslararası sistemin dışına itmişti. En bilindik yönteme başvurarak Maduro’yu karalamışlar ve altınlara el koymuşlardı. İngiltere yüz yıllar önce de İspanya’nın Latin Amerika’dan çaldığı altınları çaldı. Batı Avrupa kolonyalizminin Latin Amerika’ya etkisini öğrenmek isteyenler Eduardo Galeano’nun “Latin Amerika’nın Kesik Damarlarını” okuyabilir. İngilizler ve Amerikalılar geçmişte olanları bugün tekrarlıyor. Geçen yüzyılın büyük olaylarını hatırlamakta fayda var. Fakat İngilizlerin ve Almanların Amerikalılarla birlikte aynı olaylara dünyanın geri kalanından farklı baktıkları da kesindir. Bu ülkelerde Amerika’nın uluslararası hukuku hiçe sayan saldırganlıkları karşısında etkili bir duruş sergilenmedi. Zaten bu ülkelerin kamuoylarına yön veren aydınlar Gazze’deki korkunç saldırılar karşısında bile İsrail’i desteklemekten vaz geçmemişlerdi. Filistinliler lehine açıklama yapmayı bile suç saydılar ve bu durum sıraladığımız ülkelerde kitlesel tepkilere yol açmadı. Bugün aynı şekilde Venezuela’yı kolonize etmek istediklerinde benzer bir durumla karşılaşmamız oldukça önemlidir. Kitlesel düzeyde de dünyadan ayrıştırdıklarını düşünebiliriz.

Büyük değişimlere sebep olacağını düşünmemiz belki doğru olmaz ama ABD’nin Venezuela’ya saldırısı dünyanın birçok bölgesinde zaten yaygın olan Amerika karşıtlığının Avrupa’ya sirayet etmesine yol açabilir. Filistin’in tarihî topraklarında devam eden İsrail zulmünün arkasında daima İngiltere ve ABD vardı. Küresel hegemonya piramidinin tepe noktasına Anglosaksonları koymalıyız. Diğer Avrupalılar uzun bir süre onların hâkim olduğu bir dünyanın nimetlerinden faydalanmayı tercih etti. Theodor Herzl’in ve İsrail’i kolonyal bir yapı olarak ortaya çıkaran Yahudilerin eserlerinde aynı faydalanma isteğini görebiliriz. Yahudilerin Siyonizm’i benimsemesinde Anglosaksonların İsrail’e desteği çok büyük bir rol oynamıştır. Onlar da Anglosakson hegemonyasını bir nimet olarak gördü. Elbette diğer Avrupalılar bu nimetin bir bedeli olduğunu Yahudilerden daha önce fark etmeye başladı.

Filistin’de olduğu gibi epeyce uzun bir zamandan beri mevcut dünya düzenine karşı direnç gösteren Müslümanlardır. Bu direnci anlamak için özellikle muhafazakâr liberallerin ve Batı ile özdeşleştiğine inan kesimlerin İslam dünyasına yönelik aşağılayıcı ifadelerini bir kenara itmek zorundayız. Çünkü bu direnç geleceğe dair çok şey söylemektedir. Önümüzdeki yıllarda Filistinlilerin mücadelesinin bütün dünyaya ilham vereceğine inanıyorum. Bu da yeni yorumlara ihtiyacımız olduğunu gösterir.

HABERE YORUM KAT