Platform adına Umut Işığı Derneği Bşk. Yrd. Erhan ŞENGÜL'ün okuduğu basın açıklamasının tam metni:
RAMAZAN RAHMET BEREKET ve ÖZGÜRLÜKTÜR!
"Haksızlık karşısında susma! Hakkını kaybettiğin gibi onurunu da kaybedersin." Hz. Ali (r.a.)
Yaklaşan Kuran ayı Ramazanın; mensubu olmakla övündüğümüz ümmet-i Muhammed'e rahmet, bereket ve özgürlük getirmesini temenni ediyoruz
104. kez Tevhid, Adalet ve Özgürlük şiarını istikrarla haykırmanın onuruyla yine Sanat Sokağı'ndayız. Yasaklar konusunda kısa vadede somut sonuç almanın zorluğuyla beraber tarihe kayıt düşmenin ve dayanışmanın pratiği, umut aşılamaktadır. 2. yıldönümü etkinliğimizi Ramazan sonrasına tehir ettiğimizi bildirerek, geçen 2 yıl zarfında bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüren başörtüsü direnişçilerini ve yurdun dört bir tarafında meydanlar da hak ve özgürlük mücadelesi verenleri selamlıyoruz.
20007–08 eğitim ve öğretim yılının son haftasında YYÜ yönetiminin provokatif kararı ile yaşanan haksızlıklar karşısında gelişen onurlu direnişin mirasıyla yeni eğitim ve öğretim yılının arifesine gelmiş bulunmaktayız. İlahiyat fakültesi yönetiminin akademik personele başörtülü öğrencilerin derslere alınmamasına yönelik imzalattığı tutanak, yasakçı zihniyetin devam ettiğini göstermektedir. Öncesinde fakültedeki bayan mescidinin kapatılması zulümlerin münferit vakalar olmadığının ispatıdır. Keza üniversite camiinin İlahiyat Fakültesi tatbikat camiine dönüştürülmesi camiinin işlevsiz bırakılması ve cami cemaatinin dağıtılmasına sebep olmuştur. Bütün bu olanlar, beraber düşünüldüğünde makam-mevki kullarının durumdan vazife çıkararak derin güçlerin emir erliğini icra ettikleri sonucu ortaya çıkmaktadır.
Din eğitimi vermek amacıyla tesis edilen bir kurumun Kur'an'ı öğretip Kur'an'ın açık emri olan başörtüsünü yasaklaması ne yaman çelişkidir. Daha doğrusu bu kurumlar din eğitimi vermek amacıyla değil egemenlerin rızası doğrultusunda, imal edilmiş bir resmi dinin propagandası misyonunu icra etmektedirler. Öncelikli kuruluş amacı başörtüsü özelinde tüm hak ve özgürlük ihlallerine karşı mücadele olan VAHÖP her zaman ve zeminde başörtü yasağının takipçisi olacaktır.
Ülke gündeminde sıcaklığını koruyan Ergenekon hadisesi sistemin kirli yüzünü deşifre etmeye devam etmektedir. Dudak uçuklatan iddiaların ardı arkası kesilmemektedir. Kurumları koruma saikıyla emekli personel üzerinden yürütülen süreç aslında daha derinlerde sistemin bütünüyle çeteleştiği gerçeğini örtbas edememektedir. Siyasi iktidarın bu aşamada ki tavrı, süreci askıya alma izlenimi vermektedir. Bu ise çetelerden arınma toplumsal talebinin, başka bir bahara tehir edildiğini göstermektedir. Olması gereken, siyasi iktidarın ucu nereye varırsa varsın olayın üzerine gitmesidir. Yine temel bir toplumsal talep olan hak ve özgürlüklerin genişletildiği sivil bir anayasanın hazırlanması siyasi iktidarın öncelikleri arasın da olmalıdır.
Kafkaslardaki gerginlik yeni bir soğuk savaşın işaretlerini vermektedir. Yeniden çift kutuplu bir dünya görüntüsü oluşmaktadır. Amerikan ve Rus emperyalizminin arasında saf belirlemek gibi bir seçeneği temelde reddederek İslam dünyasını tarihteki asli rolüne ve özne konumuna dönmesini insanlığın selameti açısından tek geçer yol olarak görmekteyiz. Bu yolda Türkiye'nin tarihi ve coğrafik sorumluluğunu hatırlaması elzemdir.
VAHOP olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonrada her türlü hak ve özgürlük ihlaline karşı onurlu insanların sesi olmaya devam edeciğiz.
Van Hak ve Özgürlükler Platformu
Anadolu Gençlik Derneği /Gökkuşağı Derneği / Erdem-Der/ İnsan –Der
Van İmam Hatip M. ve M. Derneği / Memur-Sen / Mazlum-Der / Umut Işığı Derneği
Yukarıdaki basın açıklaması üzerine sitemize cevabi yazı olarak 100. Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Rıza GÜL tarafından gönderilen metni buraya almayı uygun bulduk.
Değerli Editör Kardeşim,
Van Hak ve Özgürlükler Platformu'nun 104. eylemi sonunda yayınladığı ve sizin de sitenizde yer verdiğiniz basın açıklamasını okuyunca doğrusu dehşete kapıldım. Çünkü bu açıklamada yalan-yanlış bilgiler ve iftiralar yer almakta, bize haksız saldırılar yapılmaktadır. Gönderdiğimiz cevabımızı sitenizde yayınlayacağınızdan eminiz.
Sayın Editör,
Evvela, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü'nün başörtüsü ile ilgili olarak bütün birimlerine, bu arada da Fakültemize göndermiş olduğu yazıyı personelimize duyurmamız istismar konusu yapılmaktadır. Bir resmi kurumun nasıl işlediğini azıcık bilen herkes takdir eder ki, üst makamdan gelen ve personele duyurulması istenen bir belge gizlenemez. Fakültemiz'de kim Dekan, Dekan Yardımcılığı gibi görevleri yürütürse yürütsün, personele Rektörlüğün bu yazısını duyurmak zorundadır. Aksi bir durum istifa etmeyi ve soruşturmayı gerektirir ki, bunun hem kurumumuz, hem de bu kurumda görev yapan bizler için zararı ortadadır. Bu bildirinin altına imza atanları yönlendiren arkadaşlar bizim yerimizde olsalardı, acaba ne yaparlardı? Yönlendirici konudaki arkadaşların bu sorunun cevabını ellerini vicdanlarına koyarak ve inandıkları dinin dürüslük, Allah'ın emrettiği gibi dosdoğru olma gibi fazilet değerlerine bağlı kalarak vermeleri gerekir. Tabi, bunları söylememiz, başörtüsü yasağının doğru olduğunu savunduğumuz anlamına hiçbir şekilde gelmez. Takdir edersiniz ki, kişisel kanaatlerle uygulamalar her zaman aynı olmayabilir.
Sayın Editör,
İkinci olarak, Fakültemizdeki bayan Mescidini kapatmakla suçlanıyoruz. Bu tamamen yalandır. Allah'ın dinini savunmak bahanesiyle yalan söyleyen, bunu da zulme karşı durma gibi kutsal bir ilkeyle bütünleştirmeye çalışan yalancıları Allah'a havale ediyoruz. Kamuoyu iyi bilmelidir ki, biz Mescit kapatmadık. Bütün yaptığımız, ihtiyaçtan dolayı, mevcut bayan Mescidini öğrenci işlerine dönüştürmekten ve onun yanındaki odayı Mescit olarak tahsis etmekten ibarettir. Fakültemizde biri öğrenci, diğeri bayan, üçüncüsü de personel mescidi olmak üzere toplam üç mescit faal durumdadır. Bizim tasarrufumuzu gerçeği bildikleri halde kasten "Mescit kapatma" olarak kamuoyuna duyuran arkadaşlarımız acaba ne yapmak istiyorlar? Biz bu yalanları uyduranlardan Allah'ın adaletine sığınıyoruz.
Sayın Editör,
Üçüncü olarak, Üniversitemizin kampüs alanında bulunan Caminin Fakültemize devri haksız ithamlarda bulunulmakta ve yine Allah'ın evi yalanla güya savunulmaktadır. Çünkü Cami Diyanet İşleri Başkanı'nın Van'ı ziyareti esnasında İl Müftüsü'ne verdiği bir talimatla İlahiyat Fakültesi Tatbikat Camii'ne dönüştürülmüştür. Caminin işlevsiz bırakılması veya Cami cemaaatinin dağılması kesinlikle söz konusu değildir. Bu tam bir iftiradır. Aksine, gerekli olan iyileştirmeler yapılarak, Caminin konumu güçlendirilmiş, etkinliği artırılmıştır. Bütün amaç, Camide kendilerine görev vereceğimiz öğrencilerimizin mesleki açıdan daha iyi yetişmelerini sağlamaktır.
Dördüncü olarak, "makam-mevki kulu" olmakla suçlanıyoruz ki, bu da tam bir iftira, hakaret ve kişilik haklarına saldırıdır. Oysa bizim makam-mevki için her şeyi caiz görme, her şeyi yapma gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.
Değerli Editör, yukarıda cevap vermeye çalıştığımız çirkin suçlamalar, iftira ve yalanlar bizi yıldıramayacak, Fakültemize hizmet etme ve bulunduğu yerden ileriye taşıma konusundaki azmimizi kıramayacaktır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Doç. Dr. Ali Rıza GÜL
Y.Y.Ü. İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı



