AHBAP krizinde öz eleştiri ve siyasi hesaplar

AHBAP krizinde öz eleştiri ve siyasi hesaplar

Ersin Çelik, AHBAP etrafında oluşturulan güvenin siyasi bir atmosferde inşa edildiğini ve bugün yaşanan tartışmalarda buna kefil olan isimlerin de sorumluluk taşıdığını söylüyor.

Ersin Çelik / Yeni Şafak

Bize de ne deseniz haklısınız!

Geçtiğimiz pazartesi günü Hafıza programında, Haluk Levent’in AHBAP’a gelen yardım paralarıyla bahis oynadığının ortaya çıkmasına dair söyledik-lerimden bir kesiti Instagram hesabımdan paylaştım. Yaklaşık üç dakikalık video bir milyondan fazla izlendi. Hâliyle binlerce yorum da geldi.

Bana yöneltilen eleştirileri de okudum. Haklıydılar. Yazının sonunda ayrıca değineceğim.
Önce videoda söylediklerime geleyim.

Akıbeti bugün sorgulanan o milyarlarca liralık bağış, 6 Şubat depremlerinin ardından Oğuzhan Uğur ve etrafında kümelenen isimlerin çağrılarıyla Haluk Levent’e yönlendirilmişti.

O günlerde sosyal medyada dolaşıma sokulan slogan şuydu: “Devlet yok, AHBAP var.”
Bu sloganla topluma “güven operasyonu” çekildi.
Şundan eminim: Haluk Levent’i öven sanatçılar, yardım paralarının gasp edileceğini akıllarına dahi getirmediler. Toplanacak parayla elde edilebilecek “siyasi sonuca” odaklanmışlardı.

Haliyle Haluk Levent, kendisini kahramanlaştıranları da dolandırmış oldu. Başta araştırmacı gazeteci büyükleri Uğur Dündar, sonra zekasıyla övünen Fatih Altaylı, her devre sondaj yapmanın kitabını yazan Ruşen Çakır, Murat Ağırel, Oğuzhan Uğur, ünlüler dünyasının dokunulmaz ismi Gülben Ergen ve daha bir sürü ismi…

Direkt suçlu olmayabilirler ama masum da değiller. Sicilinde ticari ihtilaflar bulunan, sanat camiasında verdiği sözleri tutmamasıyla sıkça eleştirilen bir ismi bir anda Türkiye’nin en güvenilir insanı hâline getirdiler çünkü.

Peki ama bu “Ahbap-çavuş” ilişkisinde maddi bir gelirleri olmayacağına ve itibarlarının zedelenmesi riskine rağmen bunu neden yaptılar?

Bu sorunun yanıtı aslında Haluk Levent’te değil, 2023 seçimlerine giden siyasi atmosferde saklı.
6 Şubat’ta meydana gelen deprem, doğal olarak iki ay sonra yapılacak seçimlerin kaderini belirleyecekti. Devlet, büyüklüğü ne olursa olsun 11 ili yerle bir eden bu felaketin altından kalkamazsa Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi kaybeder, Cumhur İttifakı da iktidardan düşerdi. Bu da “siyasetin gereği” bir sonuç olurdu. Anımsayalım, 17 Ağustos depreminin ardından dönemin hükümeti, 2002 seçimlerinde sandıktan çıkamayarak enkaz altında kalmıştı.

Kahramanmaraş’ı vuran ilk depremden 22 saat sonra şehre ulaşmış bir gazeteci olarak İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra şu soruyla çok kez muhatap oldum: “Bu durumda seçim sonuçları nasıl olur?”
Şunu söyledim hep: “Seçimin sonucunu deprem bölgesindeki vatandaş belirleyecek. Hükümet bir yıl sonrasına dair güven oluşturursa kazanır. Muhalefet ise yanlış yapıyor. Enkazların üzerinde siyaset yapmak yerine orada samimiyetle insanların yaralarını sarmaya çalışsalar çok farklı bir tablo ortaya çıkar.”

Nitekim depremden bir hafta sonra Malatya’ya giden dönemin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yıkıntılar arasında dolaşırken “Enkaz altından devleti çıkarıyor millet” dedi. Ardından seçimlerin ertelenmesini dillendirdi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “ucube tek adam rejimi” sözleriyle hedef aldı.
Ancak kameralar önünde hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Bir depremzede, “Siyaset yapacaksanız gidin başka yerde yapın. Bir felaket var. Hepimiz etkilendik” diyerek tepkisini ortaya koydu. Akşener, korumaları eşliğinde hızla bölgeden ayrıldı.

Tam o günlerde sosyal medyadaki yıkımın boyutu da ağırlaşmıştı. Muhalefet ve destekçileri, henüz enkazlardan yaşam belirtileri duyulurken seçim çalışmasına başlamıştı.

Her eksiklik büyütülüyor, her gecikme felaket senaryosuna dönüştürülüyor, doğrulanmamış bilgiler milyonlara ulaştırılıyor, algoritmalar da öfke ve umutsuzluğu yayıyordu. “Devlet aciz kaldı” algısı oturtulurken, yerine de “siyaset üstü” toplumun tüm kesimlerince desteklenecek bir yapıyı oturtmak gerekiyordu.

İşte böylesine bir atmosferde Haluk Levent iyilik meleği ilan edildi ve AHBAP Derneği de sıradan bir sivil toplum kuruluşu olmaktan çıkarıldı.

Öyle ki Haluk Levent’in Cumhurbaşkanı olması bile dillendirildi. Ekşi Sözlük tayfasına göre hiç değilse bakanlık kaçınılmazdı. Hatta onun için “Türkiye Cumhuriyeti Afet Bakanlığı” kurulabilirdi.

Gazetecilerden politikacılara, sanatçılardan fenomenlere kadar felaketten politik kazanım elde etme peşinde olan herkes Haluk Levent’e kefil olma yarışına girdi.

Haliyle sıradan vatandaşlar da yardımlarını AHBAP’a göndermekte bir beis görmediler. Zaten insanlar Haluk Levent’i tanıdıkları için bağış yapmıyordu. Onu tavsiye edenlere güveniyorlardı. Uğur Dündar’ın tüm mesleki birikimiyle kefil olduğu birine milyarlarca lirayı teslim etmekte şüphe duymuyorlardı.
O nedenle maddi yolsuzluğu konuşurken, milyonlarca insanın güvenini inşa edenlerin asıl amacının ne olduğunu da tartışmak gerekiyor.

Şimdi ise tek tek özür metinleri yayınlıyorlar. Görülmemiş bir geri adım atma furyasını ve “yardım” ve “yataklıktan sıyrılma” telaşını izliyoruz. Panikle yine devleti suçluyorlar o da ayrı mesele. Ancak üzerine çıkamayacakları büyük bir enkazın altında kaldılar. Öyle görünüyor ki bundan böyle sosyal medyaları her an başlarına yıkılacak.

Tam burada ben de bir muhasebe yapmak zorundayım.

Yazının başında atıf yaptığım video kesitinin ardından bana “Bunları neden o gün söylemediniz?” diyenler haklı. Eksik kaldık. Bu soruları daha yüksek sesle sormalıydık. Açık söyleyeyim... Yardım çalışmalarına zarar vermekten çekindik. İyilik yapan insanları hedef alıyormuş gibi görünmekten çekindik. Ne deseniz haklısınız.

Ben dersimi çıkardım. Her İzmir Marşı okuyanın değirmenine su taşıyanların yeni bir Haluk Levent bulup peşine takılmayacaklarımdan emin değilim ama…

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir