
Unutulmayan hatıra...
Çağdaş Filistin şiirinin önde gelen ismi Mahmud Derviş, İsrail’in 1948’de Filistin’i işgal etmesinin ardından çocuk yaşlarında düştüğü mülteci durumunu ve Beyrut’a gidişini anlatıyor. Barış Hoyraz, Haksöz-Haber için çevirdi.
Unutulmayan Hatıra
Mahmud Derviş*
Beyrut'un seması koyu renk metalden yapılmış çok büyük bir kubbeye benzer. Ufuk açık gri kayrak taşı gibidir. Hiroşima seması. İstersem elime tebeşiri alır ve ne dilersem yazabilirim. Bir heves işte beni ele geçirdi. Şöyle yüksekçe bir binanın çatısına çıksam ne yazardım acaba? "Buradan geçemeyecekler!" Ama bu daha önce söylenmişti. "Ölümle yüzleşebilir miyiz? Memleketim sen çok yaşa!" Bu da daha önce söylenmişti. "Hiroşima" Bu da söylenmişti. Harflerin hepsi ağzımdan ve parmaklarımdan döküldü. Alfabeyi unuttum. Tüm hatırladığım bu altı harf: B-E-Y-R-U-T
Ben Beyrut'a 34 sene önce geldim. O zamanlar altı yaşındaydım. Kafama bir şapka giydirdiler ve beni Al-Burj Meydanı'nda bıraktılar. Burada tramvay vardı, ben de bindim. Demirden yapılmış birbirine paralel iki hattın üzerinde gidiyordu. Tramvay gidiyordu fakat nereye bilmiyordum. İki hat üzerinde ilerliyordu. Bu gürültülü büyük oyuncağı neyin hareket ettirdiğini kendime söyleyemiyordum: Yere paralel döşenmiş raylar mı? Yoksa dönen metal tekerler mi? Bir sürü bina ve pencere gördüm, bir sürü göz gözetliyordu. Bir sürü ağaç gördüm. Tramvay gidiyor, apartmanlar hareket ediyor, ağaçlar hareket ediyordu. Tramvay yol aldıkça etrafındaki her şey hareket ediyordu. Tramvay kafama şapka giydirdikleri yere geri geldi. Büyükbabam beni aldı. Arabaya bindirdi ve Damur'a gittik. Damur Beyrut'tan daha küçük ve daha güzel çünkü oradaki deniz muhteşem. Fakat burada tramvay yok. "Beni hemen tramvaya götürün!" dedim. Beni hemen tramvaya götürdüler. Deniz ve muz ağaçları haricinde Damur hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum. Muz ağacının yaprakları ne kadar büyüktü öyle! Ne kadar büyüktü! Ayrıca evlerin duvarlarından tırmanan kırmızı çiçekler... On sene önce Beyrut'a geldiğimde ilk yaptığım şey, taksiyi durdurup şoföre: "Beni Damur'a götür!" demek oldu. Kahire'den gelmiştim. Kendisinden büyük adımlar atan bir çocuğun küçük ayak izlerini arıyordum. Ne arıyordum? Ayak izlerini mi? Yoksa çocuğu mu? Yoksa ulaşmak istedikleri fakat bulamadıkları vahşetli kayalıklardan geçmiş bir milleti mi? Deniz, Damur'a vuruyordu ve ben büyümüştüm. Onun içinde saklı olan çocuğu arayan bir şair olmuştum. Geçmişte bir yerlerde bırakmış ve unutmuştum. Şair büyümeye başlamıştı fakat unutulan çocuğun büyümesine izin vermedim. İlk izlenimlerimi burada topladım ve ilk deneyimlerimi burada kazandım. Burada bağ sahibi bayanla tanıştım. İlk gülleri burada çalmıştım. Büyükbabam burada gazeteden geri dönüş haberini beklemişti ama o haber gazetede hiç çıkmadı.
Biz Celile köyünden gelmiştik. Kirli Rmesh havuzunun yanında, domuzların ve hayvanların yanında bir gece uyuduk. Ertesi sabah kuzeye doru yola çıktık. Tire'de dut topladım. Daha sonra Jizzine'de yolculuğumuz sona erdi. Daha önce hiç kar görmemiştim. Jizzine bir kar çiftliğini andırıyordu. Üstelik şelalesi de vardı. Daha önce hiç şelale görmemiştim ve daha önce dallardan sarkan elmaları da görmemiştim. Elmaların sandıkta yetiştiklerini düşünürdüm. Küçük bambudan yapılmış sepetler aldık ve ağaçtan elmaları topladık. Bu elmayı da istiyorum, şu elmayı da istiyorum. Dağdan çıkıp, küçük kırmızı kiremitli evlerin arasındaki kanallardan akan suda elmalarımı yıkadım. Kışın soğuğuna dayanamadık ve Damur'a taşındık. Gün batımı, zamanı kendisinden çalıyordu. Deniz kıvrım kıvrım kıvrılıyordu.
Çocuk oradaki ailesine gitti. Uzakta ailesini bulamadı. Büyükbabam gün batışlarını, mevsimleri ve sönük ellerinin parmaklarındaki kalp atışlarını sayarak öldü. Kalbini yok ettiler. Burada, Damur'da beklemekten yoruldu. Arkadaşlarına, nargilesine ve çocuklarına veda etti. Beni de aldı ve artık onun olmayan şeyi bulmak için geri döndü. Burada yabancıların sayısı arttı ve mülteci kampları daha da büyüdü. Bir savaş geçti, sonra ikincisi, üçüncüsü ve dördüncüsü. Topraklarımız bizden uzaklaştıkça uzaklaştı. Çocuklarımız BM Yardım ve Çalışma Örgütü'nün sütlerini tattıktan sonra annelerinin sütlerinden de uzaklaştılar. Kendilerinden uzaklaşmaya başlayan topraklarına ulaşabilmek için silahlar satın aldılar. Kendi kimliklerini geri getirdiler, toprakları tekrar oluşturdular ve izini takip ettiler. Adımlarını takip ettiler fakat daha sonra yollara ayrılındı. Yetim yetimin sırtında yaşadı ve bir mülteci kampı diğerine karıştı.
* Mahmud Derviş 1941 yılında Birwe'nin yukarı bölgelerinden Celile köyünde doğdu. Çağdaş Filistin şiirinin önde gelen temsilcilerinden Mahmud Derviş'in doğduğu köy 1948'de İsrail'in eline geçince ailesiyle birlikte Lübnan'a göç etti. İlk şiirlerini yayımladığı dönemde el-Arz cephesinde çalışmaya başladı. El-İttihad gazetesinin ve el-Cedid dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kez tutuklandı, hapis yattı. Bu alıntı Derviş'in 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgali sırasında yazılmış hatıratından alınmıştır. Derviş 1948 yılında Beyrut'a ilk gidişini anlatmaktadır.
Çev: Barış Hoyraz
HAKSÖZ-HABER
