HAKSÖZ HABER
Yıllarca kardeşlik, barış ve adaletten dem vuran siyasal Alevilerin gerçek yüzünü görmek için yakın tarihte hayli örnek mevcut.
Özellikle Alevilik adına örgütlenen ancak özünde Hz. Ali'nin pak şahsiyetinden zerre-i miskal nasibini almamış çevrelerin, mezhepçi arkaik idealler uğruna dökülen kan ve gözyaşına sahip çıktıklarına şahit olduk.
Son olarak 50’den fazla siyasal Alevi, Öcalan'ın İdris-i Bitlisî ve Yavuz ittifakını referans almasını hedef aldı.
Bildiriye göre Yavuz ve Bitlisî'nin ittifakı bir Alevi katliamıymış; oysa hakikat bunun tam tersi. Ne hikmetse bu çevreler, Şah İsmail'in Diyar-ı Bekir'de katlettiği binleri saymaz; Kürdistan vilayetinden Türkistan'a mezhepçi idealler uğruna Şah İsmail'in döktüğü kanı asla hesaba katmazlar.
Şah İsmail’in İran coğrafyasında on binlerce Sünniyi katletmesini, zorla şiileştirilmesini, tehcir edilmesini örtenler Osmanlı aleyhinde Safevilerle birlikte olmalarını gizliyorlar.
“Açın kapıları Şah’a gidelim” diyenler savaş meydanında yenilgiyi tattıktan sonra tıpkı inandıkları görüşler gibi mitolojik, kurgusal bir tarih inşa ediyorlar. Ülkedeki islam karşıtı sistem ve toplumsal koşullardan da güç alarak Yavuz-Bitlisi katliam yalanını her fırsatta gündemleştiriyorlar.
Camilerden çıkarılıp meydanlarda diri diri yakılan ulemayı ve İran coğrafyasından sürgüne ve katliama mahkûm edilen Ehl-i Sünnet Kürtleri görmezden gelirler. Elbette bu hadiseler tarihte kalmış değildir; henüz birkaç yıl öncesine kadar Baas rejiminin kanlı eylemlerini müdafaa edenler de yine bunlardı.
PKK ile Başbağlar'da sivillere karşı birleşmekten asla geri durmazlar, ancak mevzubahis silah bırakmak ve kanın durması oldu mu, bir takım arkaik söylemlerle süreci hedef almaktan vazgeçmezler.
Dün Yermük kampının görüntüleri karşısında, sanki bunları destekledikleri Baas cuntası yapmamış gibi meydanlarda poz kesenlerin, Şah İsmail'in mezhepçi katliamlarını örtbas etmesi hiç de şaşırtıcı değil.
Peki bunlara göre çözüm nedir? Elbette "Demokratik Sekülerizm!" Oysa destekledikleri rejimler ve tarihi vahşetler ortada. Hz. Ali'yi ve onun şahsiyetini dillerinden düşürmezken, onun hakikat anlayışından tamamen kopuk bir dünya tahayyülüne dayanmaktan da asla geri durmazlar.
