Ankara, NATO’da İsrail Tehdidini Öne Çıkarmaya Hazırlanıyor
Dr. Mahmut Alrantisi / Fokus+
2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da düzenlenmesine karar verildi. Bu kararın alınmasından bu yana Türkiye’nin sadece zirvenin lojistik hazırlıklarını üstlenen bir ev sahibi olmak istemediği açıkça görülüyor. Ankara, NATO’nun güvenlik anlayışının yeniden tanımlanmasına katkı sunarak ve bu ev sahipliğini Türkiye adına daha fazla kazanım elde etmek için değerlendirerek önemli bir aktör olmak istiyor.
Geçen hafta İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamento Başkanları Zirvesi buna örnek gösterilebilir. Burada başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk yetkililerin konuşmaları analiz edildiğinde, Türkiye’nin NATO’nun güvenliğe bakış biçimini değiştirmeyi hedeflediği görülüyor. Ankara, güvenlik kavramının sadece Batı Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tehditlerle sınırlı bir Avrupa merkezli bakışla ele alınması yerine, güneye ve doğuya doğru daha geniş bir alanı kapsamasını; Filistin meselesi ve benzeri acil konuların da bu çerçeveye dâhil edilmesini istiyor.
Zirvenin zamanlaması da son derece hassas bir döneme denk geliyor. Küresel enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, deniz ulaşımını, dünya ekonomisini ve uluslararası ittifakların seyrini etkileyen benzeri görülmemiş güvenlik dönüşümleri yaşanıyor. Özellikle İran’a karşı yürütülen savaşın, Gazze’deki savaşın, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ve benzeri gelişmelerin ardından bu dönüşümler daha görünür hâle geldi. Tüm bunlar, dünyanın kalbi olarak görülen Orta Doğu’nun güvenliğini doğrudan etkiliyor.
Uzun süre boyunca NATO açısından temel tehdit geleneksel olarak Rusya’ydı. Ukrayna Savaşı da bu bakışı daha da güçlendirdi. Çin, terörizm ve siber güvenlik gibi başka başlıklar da gündemde yer alsa da Gazze, Suriye, Lübnan, enerji güvenliği, deniz ve kara koridorları gibi önemli meseleler NATO gündeminde gerektiği kadar yer bulmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO Parlamento Başkanları Zirvesi’ndeki konuşmasına bakıldığında, Orta Doğu’daki gerilimlerin temel nedeninin Filistin meselesinin çözümsüz bırakılması olduğunu açıkça dile getirdiği görülüyor. Konuşmanın muhataplarının NATO ülkelerinin parlamento başkanları olması nedeniyle bu sözler yalnızca duygusal bir çıkış olarak görülemez. Aksine bu konuşma, siyasi bir teşhis, sorumluluk yükleme ve bölgedeki yangının gerçek nedeninin anlaşılması için yapılmış bir yönlendirme niteliği taşıyor. Erdoğan, çözümün de İsrail’in ve farklı çıkar ağlarının şekillendirdiği ön yargılı bakışlarla değil, bu gerçek nedenin doğru anlaşılmasıyla mümkün olacağını vurguluyor.
Bu nedenle söz konusu açıklamalar, en azından Filistin meselesinin Batı güvenlik söylemindeki yerini değiştirebilir. Filistin meselesi, NATO gündeminin dışında kalan yalnızca insani bir dosya olarak görülmekten çıkıp ittifakın tartıştığı tehdit haritasının bir unsuru hâline gelebilir. Çünkü soykırımın, aç bırakma politikasının, Gazze’ye yönelik tehdidin yeniden gündeme getirilmesinin ve insani acıların sürmesinin etkisi yalnızca Filistinlilerin yaşadığı bir insani krizle sınırlı değildir. Bu süreç, ulaşım ve enerji hatlarının geçtiği bölgede istikrarı sarsan, bölgesel gerilimi artıran ve her an patlayabilecek bir birikim oluşturan bir tabloya dönüşmektedir. Bu da küresel güvenlik denkleminin tamamını etkileyebilecek bir sonuç doğurabilir.
Güvenlik anlayışını yeniden şekillendirme fırsatı
Ankara, güvenliğin istikrarla bağlantısını Filistin’deki çatışmanın köklerinin ortadan kaldırılması üzerinden kurabilir. Gazze’den Suriye’ye, Lübnan’dan Libya ve İran’a kadar bölgedeki istikrarsızlık dosyalarının NATO içindeki tartışmaların merkezine taşınması, özellikle de İsrail’in küresel bir güvenlik sorununun temel nedenlerinden biri olduğunun vurgulanması, meseleyi yalnızca Filistin halkının haklarını savunma başlığının ötesine taşır.
Öte yandan Ankara, diplomasi ve diyalog yoluyla bölgesel istikrarın sağlanmasındaki rolünü de öne çıkarıyor. Türkiye; Rusya, İran, Filistinli gruplar ve Lübnan’daki aktörlerle iyi ilişkilere sahip. Bu da Ankara’ya NATO’nun diğer üyelerine kıyasla önemli bir avantaj sağlıyor. Türkiye, bu avantajı bölgesel istikrarı sağlama yolunda kullanabilecek bir konumda bulunuyor.
Türkiye açısından bakıldığında Ankara, gücünü Türk savunma sanayisini öne çıkararak da pekiştirmeye çalışıyor. Türk savunma sanayisinin güçlenmesi, Ankara’ya siyasi, ekonomik ve stratejik açıdan önemli kazanımlar sağlıyor. Türkiye son dönemde Avrupa, Afrika ve Asya’daki ülkelerle bir dizi anlaşma imzaladı. Bu anlaşmalar kapsamında, Türkiye’nin gelişen savunma sanayisi tarafından üretilen birçok askerî ekipman ihraç edildi.
Zorluklar
Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin hedeflediği rolün önünde ciddi zorluklar bulunuyor. NATO içindeki büyük ülkeler, Çin ve Rusya’yı hâlâ en büyük tehdit olarak görüyor. İsrail ise Orta Doğu’nun güvenliğine ilişkin kendi anlatısını yerleştirmeye çalışıyor.
Ancak mevcut anın da kendine özgü fırsatları var. İran’a karşı savaş, Gazze’deki soykırım savaşı ve İsrail’in Suriye ile Lübnan’a yönelik saldırıları, birçok gerçeği ortaya çıkardı. Bunların başında İsrail’in bölgede istikrarı bozan bir aktör olduğuna dair artık silinmesi zor bir görüntünün ortaya çıkması geliyor. Türkiye ile İsrail arasındaki karşılıklı sert açıklamalar da Ankara’yı cesaretlendiriyor. Türkiye, NATO içinde artık daha güçlü ve daha iyi bir konumda bulunuyor. Bu durum, Ankara’nın ittifak içinde yeni bir güvenlik vizyonunun şekillenmesine katkı sunmasını kolaylaştırabilir. Üstelik birçok Avrupa başkenti de İsrail’i güvenliği sarsan bir aktör olarak görüyor.
Dünyanın güvenliği giderek daha kırılgan ve daha istikrarsız hâle geliyor. Dünyanın en büyük askerî ve güvenlik ittifakı, Orta Doğu’nun güvenliğini ve bölgedeki temel meseleleri dikkate almaz, gerçek teşhisi yapmazsa bu kırılganlık daha da artacaktır. Bu nedenle Ankara’nın söz konusu zirvede güvenlik anlayışında en azından bir değişimin başlangıcını oluşturacak bir adım atmaya çalışması bekleniyor. Elbette bu rolün önünde ciddi engeller ve zorluklar olduğu da göz ardı edilmiyor.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.