Yeni Şafak / Yasin Aktay
Tunus’ta yaseminler hâlâ tütüyor ve Gannuşi hâlâ nefes alıyor
Geçtiğimiz günlerde Yemen’de Husi iktidarına karşı ortaya çıktığını anlattığımız enteresan durumlar esnasında hem Libya hem de Tunus’ta da benzer istikamette enteresan gelişmeler cereyan ediyordu. Arap Baharı’nın bu üç ülkesinin aynı anda hareketlenmiş olması başlı başına kayda değer bir durum. Bunlar karşı-devrim süreçlerinin bir istikrar oluşturamadığı gibi halktaki daha iyi yaşam, hürriyet, adalet ve ekmek taleplerinin ertelense de sonuna kadar bastırılamayacağının işaretleri olarak okunabilir.
Tunus’ta son günlerde yaşanan protestolar sıradan bir ekonomik hoşnutsuzluk veya muhalefetin yıldönümü gösterilerinin ötesinde son beş yıldır biriken siyasal gerilimin yeni bir aşamasını temsil ediyor. Tabi 2011’deki Yasemin Devrimi’ni hatırlatacak ölçekte bir halk ayaklanmasından söz edilemez ancak yaşananların, rejimin toplumsal meşruiyetinde önemli bir aşınmaya işaret ettiğini söylemek mümkün.
25 Temmuz’da düzenlenen gösterilerin sembolik anlamı bu tarihin, Kays Said’in 2021 yılında parlamentoyu askıya alarak olağanüstü yetkileri kendi elinde topladığı günün 5. yıldönümüne denk gelmesi. O gün birçok Tunuslu, yaşanan siyasi tıkanıklık, ekonomik kriz ve parlamentodaki bitmeyen çekişmeler nedeniyle Said’in attığı adımı desteklemişti. Nahda’nın iktidar-ortağı olduğu süre boyunca yıpranması ve devlet mekanizmasının işlemez hâle gelmesi, toplumun geniş kesimlerinde güçlü bir değişim beklentisi doğurmuştu. Dolayısıyla Said’in müdahalesi ilk yıllarında önemli ölçüde toplumsal meşruiyete sahipti.
Bugün ise aynı toplumsal zeminin önemli ölçüde değiştiği görülüyor. Son protestolarda öne çıkan sloganlar dikkatle incelendiğinde, muhalefetin ortak söylemi, “Sorun Nahda değil, sorun devletin tek kişinin iradesiyle yönetilir hâle gelmesidir” noktasına gelmiş durumda. Bu değişim, Tunus siyasetinde önemli bir psikolojik eşiğin aşıldığını göstermektedir.
Bununla birlikte protestoların büyümesinde asıl belirleyici unsur siyasetten çok ekonomi gibi görünüyor. Kays Said iktidarını büyük ölçüde yolsuzlukla mücadele, ulusal egemenliği yeniden tesis etme ve halk adına konuşan güçlü lider imajı üzerine inşa etmişti. Ancak geçen beş yıl içinde ekonomik tablo bu söylemi destekleyecek ölçüde iyileşmedi. Yüksek enflasyon, artan işsizlik, yatırım eksikliği, kamu maliyesindeki sıkıntılar ve genç nüfusun giderek artan göç eğilimi, toplumsal memnuniyetsizliği sürekli besliyor. Son haftalarda yaşanan elektrik kesintileri ve temel kamu hizmetlerindeki aksaklıklar ise ekonomik sıkıntıları gündelik hayatın doğrudan hissedilen bir parçası hâline getirdi. Bu nedenle bugün sokakta yükselen tepki yalnızca özgürlük taleplerinden değil, aynı zamanda geçim sıkıntısından beslenmektedir.
Belki de son protestoların en dikkat çekici tarafı, uzun süredir birbirinden kopuk duran muhalefet kesimlerini aynı zeminde buluşturabilmiş olmasıdır. Sol hareketler, liberaller, sendikalar, insan hakları örgütleri, bağımsız hukukçular ve İslamcı çevrelerin aynı gösterilerde yan yana gelmesi, 2021 sonrasında ilk kez bu ölçüde geniş bir toplumsal ortaklığın oluştuğunu göstermektedir. Bu ortaklığın henüz iktidarı değiştirecek bir siyasi alternatif oluşturduğu söylenemez. Ancak siyasal atmosferin yönünü değiştirecek potansiyele sahip olduğu da inkâr edilemez.
Bu süreçte Raşid Gannuşi’nin durumu da ayrı bir önem kazanmış bulunuyor. Bugün Tunus’ta çok az kişi Gannuşi’nin ilerleyen yaşından ve hastalığından dolayı yeniden aktif siyasetin merkezine dönebileceğini düşünüyor. Buna rağmen cezaevindeki sağlık durumu ve ailesi ile avukatlarının kendisine erişemediğine ilişkin haberler, onu siyasi rekabetin ötesinde hukukun üstünlüğü tartışmasının sembollerinden biri hâline getirmiştir. Böylece mesele yalnızca Nahda’nın geleceği olmaktan çıkmış, siyasal tutuklular ve hukuk devleti tartışmasına dönüşmüştür.
RAŞİD EL-GANNUŞİ İÇİN ACİL ÇAĞRI
Ailesi adına kızlarından Tesnim Gannuşi iki gün önce durumunun vahametini ortaya koyduğu bir bildiri yayınladı. Özetle şunları söylüyor:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
Temmuz ayı boyunca babam Raşid el-Gannuşi, Tunus makamları tarafından tutulduğu cezaevinden altı kez acilen hastaneye sevk edilmiştir. Son iki ay içinde sağlık durumu sürekli ve hızla kötüleşmektedir. Yaklaşık iki hafta önce hastaneden cezaevine döndükten hemen sonra avukatıyla görüşmesi sırasında aşırı sıcak nedeniyle bilincini kaybetmiş, tansiyonu 23’e kadar yükselmiş ve yeniden hastaneye kaldırılmıştır.
Tunus makamları, hastaneye sevk edildiği dönemde 11 gün boyunca babamı tam bir tecrit altında tutmuş; ailesi ve avukatlarının kendisini ziyaret etmesini, sağlık durumu hakkında bilgi almasını engellemiş ve tüm sağlık bilgilerini gizlemiştir. Babam bu süreçte, ziyaret hakkı ve temel haklarının tanınması talebiyle yemek yemeyi ve ilaçlarını kullanmayı reddetmiştir. Cezaevine döndükten sonra sağlık durumu yeniden ağırlaşmış ve yalnızca bu ay içinde altıncı kez hastaneye sevk edilmiştir.
Tunus Halk Temsilcileri Meclisi eski Başkanı, muhalefet lideri ve 85 yaşındaki Raşid el-Gannuşi’nin ailesi olarak uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulunuyoruz. Babamızın hastaneye her sevk edilişinde tam tecride tabi tutulduğunu, ziyaretlerin engellendiğini ve sağlık durumuyla ilgili ciddi bir bilgi karartması uygulandığını kamuoyuna duyuruyoruz.
Ayrıca, hastaneye sevk edilen tutukluların aileleri ve avukatlarıyla görüşmesini 21 güne kadar yasaklayan yeni uygulamanın keyfî ve hukuka aykırı olduğunu düşünüyoruz. Sağlık dosyasının gizlenmesi ve bağımsız doktorların devre dışı bırakılması, babamı en temel haklarından mahrum bırakan ağır bir kötü muamele niteliğindedir.
Babam tutuklanmadan önce, Parkinson hastalığına rağmen sağlıklı yaşamı ve düzenli spor sayesinde aktif bir hayat sürdürüyordu. Tutuklandıktan sonra ise daha önce yaşamadığı ağır tansiyon krizleri ve ciddi sağlık sorunları ortaya çıkmıştır. Cezaevinde uygulanan tedavinin ve verilen ilaçların doğruluğu konusunda ciddi endişeler taşımaktayız. Bu nedenle sağlık dosyasının tamamına erişim ve bağımsız doktorlar tarafından muayene edilmesini talep ediyoruz.
Tunus makamlarının uygulamaları uluslararası hukuka da aykırıdır. BM Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubu, 63/2025 sayılı görüşünde Gannuşi’nin tutukluluğunu keyfî ve hukuka aykırı bularak derhâl serbest bırakılmasını istemiştir. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi de ailesi ve avukatlarıyla görüşmesine izin verilmesi, bağımsız doktorlar tarafından muayene edilmesi ve temel haklarının güvence altına alınması yönünde bağlayıcı ihtiyati tedbir kararı vermiştir. Buna rağmen Tunus makamları bu kararları uygulamamakta ve tecrit uygulamalarını sürdürmektedir.
Bu nedenle Tunus makamlarından; uluslararası kararları eksiksiz uygulamasını, hastanedeki tecridi derhâl kaldırmasını, ailesi ve avukatlarının kendisini serbestçe ziyaret etmesine izin vermesini, sağlık dosyasını şeffaf biçimde paylaşmasını, bağımsız doktorların muayenesine izin vermesini ve Gannuşi’ni derhâl ve koşulsuz olarak serbest bırakmasını talep ediyoruz.
Üç yılı aşkın süredir 85 yaşındaki bir siyasetçinin keyfî biçimde cezaevinde tutulması zamana yayılmış bir ölüm cezası niteliğindedir. Tunus makamları, Gannuşi’nin sağlığından, güvenliğinden ve hayatından hukuki, cezai ve ahlaki olarak tamamen sorumludur.
İnsan hakları kuruluşlarını, uluslararası medyayı ve dünya kamuoyunu, çok geç olmadan onun hayatını korumak için acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.”
