1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. TikTok denen rezilliğe seyirci kalmanın bedeli büyüyor
TikTok denen rezilliğe seyirci kalmanın bedeli büyüyor

TikTok denen rezilliğe seyirci kalmanın bedeli büyüyor

Ersin Çelik, TikTok'un algoritmalarıyla toplumsal aidiyeti aşındıran ve zihin güvenliğini tehdit eden bir platforma dönüştüğünü, Türkiye'nin buna karşı koruyucu politikalar geliştirmesi gerektiğini ifade ediyor.

03 Temmuz 2026 Cuma 12:05A+A-

Yeni Şafak / Ersin Çelik

TikTok’u kapatmanın zamanı geldi de geçiyor!

Sosyal medyayla ilgili verdiğim hemen her konferansta katılımcılara aynı soruyu soruyorum: “Aranızda TikTok kullanan var mı?”

Yetişkinler genellikle “aman aman” diyerek yaka silkiyorlar. Gençlerden ise birkaç çekingen el kalkıyor. Ben de her seferinde Türkiye’deki o 40 milyonu aşan TikTok kullanıcısına bir gün bir yerde rastlayacağım diye latife ediyorum. Ancak gerçek şu ki Türkiye nüfusunun yarısı TikTok kullanıcısı.

Yine bir söyleşiden sonra orta yaşlı bir anne, yanıma gelerek “Buradaki gençler ‘kullanmıyoruz’ diyorlar ama biz annelerin derdi TikTok” diyerek söze başladı.

15 yaşındaki oğlunun günde sekiz saati aşan sürelerle TikTok videoları izlediğini anlattı.

Telefonu elinden almaya kalktıklarında hırçınlaşıyor, evdeki eşyalara zarar veriyormuş.

Profesyonel destek almalarını tavsiye ettim.

Gözleri doldu.

“Psikoloğa götürdük. İkinci seanstan sonra psikoloğun TikTok hesabını bulmuş. Kadına ağzına geleni yazdı.”

Psikolog hanım, “Ben sizin gibi gençler neler yapıyorlar diye hesap açtım” dese de kâr etmemiş. Çünkü birçokları gibi takipçisini artırmaya yönelik içerikler paylaşıyormuş.

Genç adam da buna tepki göstermiş.

Anne bir an sustu ve yutkunarak, “Oğlum bizden uzaklaştı. İnsan içine çıkmak istemiyor. Okuldan, arkadaşlarından soğudu. Sadece ekranı kaydırıyor” dedi.

Sabretmelerini ve çocuklarıyla iletişim kurmaya devam etmelerini tavsiye edebildim. Giderken, “TikTok keşke kapatılsa, çocuk kahvehaneleri açılsa daha kontrollü olurdu” dedi.

Benzetme çok yerindeydi. Ben de askerden geldikten ve gazetecilik mesleğine başladıktan sonra bir zamanlar saatlerce takıldığımız internet kafeler için aynı benzetmeyi yapmıştım. Gerçekten de 90’lı yılların sonlarında doğru mahalle aralarında açılan çocuk kahvehaneleriydi internet kafeler. Birkaç nesil de oralarda zehirlendi.

Ancak itiraf edeyim, TikTok’a göre masumdu. En azından sınırsız değildi. İnternet kafenin bir kapısı vardı. Bir sokağa çıkıyordu. Bir sahibi, bir kapanış saati vardı. Anne-baba en azından çocuğunun nerede olduğunu bilirdi. Ortam kötüydü, denetimsizdi ama yine de fiziksel bir mekândı.

TikTok ise çocukların cebinde. Serviste, okul çıkışında. Yemek masasında. Gece yatakta, yorganın altında.

Üstelik internet kafelerde çocuklar aynı oyunu oynar, aynı ekrana bakar, aynı ortamda bulunurdu. TikTok’ta ise çocuğun neye baktığını, hangi videoda durduğunu, neyi tekrar izlediğini, neye tepki verdiğini öğrenen ve sonra onu daha uzun süre ekranda tutmak için yeni içerikler seçen görünmez bir sistem var.

Yani sorunların kaynağı bir başına o “beyaz ekran” değil.

Çocukların zihin dünyalarını ele geçiren, anne-babasından, çevresinden, okulundan koparan algoritmaların tahakkümü mevzubahis.

Tam bu noktada önemli bir gelişmeye dikkat çekmek istiyorum.

İstanbul Aile Vakfı, çocukları ekrana bağımlı halê getiren sosyal medya algoritmalarının şeffaflığına yönelik bir dava açtı.

Vakfın, üç yıllık saha çalışmasına göre ekran süresi arttıkça kaygının yükseldiği, aidiyet duygusunun zayıfladığı ve kimlik bunalımının derinleştiği tespit edildi.

Vakıf Başkanı Üner Karabıyık’ın ülke olarak üzerinde durulması gereken hayati bir tespiti var: “Ekran süreleri arttıkça, baskı, sıkıntı, kaygı seviyesi artıyor. Baskı, sıkıntı, kaygı seviyesi arttığında aidiyet düşüyor. Ülkeye olan aidiyet düşüyor, ‘geleceğimi başka ülkede ararım’ deme eğilimi artıyor.”

Yukarıda feveranını aktardığım annenin “Oğlum bizden uzaklaştı” sözlerinin neye tekabül ettiğini görmemiz gerekiyor.

TikTok’ta saatlerini öldüren çocuklar önce ailelerinden uzaklaşıyor. Sonra okuldan soğuyor, arkadaşlarından kopuyorlar. Topluma karışmak istemiyorlar. Sadece vakitlerini değil, sosyal bağlarını da yitiriyorlar. Bu kopuş zamanla sosyal çevreyle olması gereken sağlıklı ilişkiyi zedeliyor. Memleket, vatan, devlet, millet aidiyetini zayıflatıyor. Hatta manevi duygular da örseleniyor.

“Verin benim TikTok’umu gerisi umurumda değil” diyen ve diyecek gençler çevremizdeler.

Hatırlayalım: Rusya-Ukrayna savaşının ilk günleriydi. Rus gençleri ağlayarak “Bize ne savaştan, açın Instagram’ı” şeklinde videolar çekiyordu.

Çin menşeli mecranın ekran istilasına dair başka hususlar da var.

Platformun sahibi olan ByteDance şirketi kendi ülkesi Çin’de TikTok’u açmadı. Çin’deki kullanıcılar aynı şirketin geliştirdiği Douyin isimli farklı bir platformu kullanıyor. Yani Çinli TikTok kendi evinde yok! Douyin hayli farklı. Çocuklara yönelik süre sınırlamaları, gece erişim kısıtlamaları uygulanıyor ve daha da önemlisi algoritması Çin’in geleneklerini de göz önünde bulunduracak hassasiyette. Dünyanın geri kalanındaki çocuklar ise TikTok’un çok daha farklı bir algoritmik ekosisteminin içinde büyüyor.

Burada durup şu soruyu sormamız gerekiyor:

Çin kendi çocukları için özel dijital koruma modeli kurarken, Türkiye çocuklarının maruz kaldığı algoritmalar üzerinde neden hiçbir söz sahibi olmasın?

Üstelik Türk çocuklarının ne izledikleri sorununun yanında istihbari tehditler de söz konusu.

TikTok’un ABD operasyonlarının, İsrail destekçisi Oracle şirketinin altyapısına taşınmasıyla platformun veri güvenliği, algoritma şeffaflığı ve toplumlar üzerindeki hakimiyeti Türkiye düşmanı Siyonistlerin eline geçti. TikTok bu haliyle memleket için İsrail kadar beka sorununa dönüştü.

Aidiyeti zayıflatma etkisi ile de “zihinsel egemenlik” meselesi olarak önümüzde duruyor.

Türkiye’nin kara sınırlarının her saniye gözetlendiği gibi, hava sahasının yabancı güçlere bırakılmadığı gibi, enerji güvenliğinin, gıda güvenliğinin tesis edildiği gibi; çocukların, gençlerin ve de yetişkinlerin zihin güvenliği de TikTok’a terk edilmemeli, değil mi?

HABERE YORUM KAT