Hikâye devam ediyor: Kitabın, Suriye’nin ve özgürlüğün hikâyesi
Yeni Şafak / Yasin Aktay
İstanbul’da özellikle Arap Baharı sürecinden sonra başlatılan Uluslararası Arapça Kitap Fuarının bu y 11.si düzenleniyor. 15 Ağustos’ta Yenikapı Avrasya Fuar Merkezi’nde kapılarını açan Fuar, 23 Ağustos’a kadar devam ediyor. Otuzdan fazla ülkeden üç yüzü aşkın yayınevini, yüzlerce yazar, yayıncı ve kültür insanını İstanbul’da buluşturan fuarın bu yılki teması son derece sade ama bir o kadar da anlamlı: “Hikâye devam ediyor.”
Hikâyeden kastın 12 yıl önce Arap Baharının karşı devrim bağlamında, bilhassa Suriye’den, Mısır, Yemen, Libya, Irak ve daha birçok ülkeden yaşanan sığınmacı veya siyasi göçlerin Türkiye’deki Arap nüfusunu neredeyse 5 milyona çıkarmaya yüz tuttuğu bir ortamdan bugün bu göçün önemli bir kısmının ülkesine dönüşünün hikayesi değil elbet. Bunu çağrıştırsa da İstanbul’da Arapça dil, kültür ve yayına dair hikâyenin bundan çok daha uzun bir bağlamı var.
Türkiye ile Arap dünyası arasındaki bağları 1. Dünya Savaşından sonra kopararak asıl büyük hikâyeyi başlatan veya daha da büyük hikâyede uzun bir parantez açan hikâyeden bahsediyoruz.
Fuarın başlangıcından beri bir başka tanıtımına bu vesileyle itiraz ettim. “Bir Arap ülkesinin dışında gerçekleşen en büyük Arap fuarı” diye yapılan tanıtım Türkiye’de yaşayan Arap nüfusunun birçok Arap ülkesinden daha fazla olduğunu göz ardı eden bir tanıtım biçimi. Esasen yüz yıl öncesine kadar İstanbul bütün bu Arap coğrafyasının da nüfusunun da başkentiydi. Bugün de bu bütünlüğe dair hikâye kaldığı yerden devam ediyor gibi.
Gerçekten de ediyor ve bu yıl hikâyenin çok özel bir konuğu var: Suriye.
Suriye’nin fuara onur konuğu olarak katılması, sıradan bir protokol tercihi değil, zira değindiğimiz gibi bu fuarın hikâyesi ile Suriyelilerin son on yılı arasında çok özel bir bağ var.
Fuarın başladığı yıllar, Suriye’den Türkiye’ye büyük göçlerin yaşandığı yıllardı. İnsanlar evlerini, şehirlerini, kütüphanelerini, bazen bütün hayatlarını geride bırakarak geliyorlardı. Güvenliği bulmuşlardı ama insan yalnız güvenlikle yaşamıyor. İnsan hafızasıyla, diliyle, kültürüyle, kitabıyla yaşıyor.
O günlerde Arapça kitap İstanbul’da biraz da kaybedilmiş bir vatanın hafızasını taşıyordu. Suriyeli yayıncıların, yazarların ve okurların bu fuardaki varlığı da sürgünde kültürel olarak ayakta kalma çabasının bir parçasıydı.
Bugün ise aynı Suriye fuara başka bir yerden katılıyor. Artık yalnızca mülteci yayıncıları ve yazarlarıyla değil; devletiyle, Kültür Bakanlığıyla ve kültür kurumlarıyla onur konuğu olarak burada. Suriye Kültür Bakanlığı standında ülkenin edebiyatı, tarihi, sanatı ve kültürel mirası sergileniyor.
Bir zamanlar yıkımdan kaçarak İstanbul’a sığınan kitapların bugün yeniden kendi ülkesinin kültürünü temsil ediyor olması, “Hikâyenin sürekliliği” temasına ne kadar da güzel uyuyor.
Esasen savaş sonrasında bir ülkeyi yeniden inşa etmek yalnız binaları, yolları ve şehirleri inşa etmek değildir. Hafızayı da yeniden inşa etmek gerekir. Hafızasını kaybeden bir toplum, binalarını yeniden kursa bile kendisini kolay kolay yeniden kuramaz. Suriye’nin özgürleştiği zamandan sonra dışa sunduğu ilk büyük yüzünün geçtiğimiz şubat ayında Şam’da gerçekleştirilen Uluslararası Şam Kitap Fuarı olması bu açıdan hiç şaşırtıcı değil. 14 senelik bir aradan sonra Şam’daki fuar da mübalağasız Arap dünyasının en kapsamlı ve en özgür fuarı olmaya şimdiden aday.
İstanbul’daki fuarın on bir yılda geçirdiği dönüşüm de dikkat çekici. Artık yalnızca kitapların sergilendiği ve satıldığı bir alan değil. Dokuz gün boyunca iki konferans salonunda paneller, yazar buluşmaları, şiir geceleri, sanat etkinlikleri; çocuk ve gençlik programları gerçekleştiriliyor. Hat ve resim sergileriyle kitap, sanatla buluşuyor.
Daha önemlisi, fuar giderek Türkiye ile Arap dünyası arasında kalıcı bir yayıncılık ve tercüme ağı kurmaya yöneliyor.
Telif Hakları Köşesi’nde Türk ve Arap yayıncılar telif hakları ve ortak yayın projeleri için doğrudan görüşüyor. Çeviri Köşesi’nde Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya çeviri atölyeleri gerçekleştiriliyor. “Arapçada Türk Edebiyatı” programıyla Türk yazarların Arap okuyucuyla daha güçlü biçimde buluşmasının yolları aranıyor.
Bunları tali faaliyetler olarak görmemek gerekir. Çünkü medeniyetler arasındaki en kalıcı köprülerden biri tercümedir. Birbirimize coğrafi olarak bu kadar yakın olduğumuz halde hâlâ birbirimizin çağdaş edebiyatını ve düşüncesini yeterince tanımıyoruz. Birbirimiz hakkında çok konuşuyor ama birbirimizi yeterince okumuyoruz.
Fuarın bugünkü (Çarşamba) programında ise bu kültürel buluşmaya çok özel bir anlam katacak bir panel var: “Şeyh Raşid el-Gannuşi’nin Düşünsel ve Siyasal Projesi.”
Tesnim el-Gannuşi’nin yöneteceği panelde ben Gannuşi’nin içinde bulunduğu hukuki ve insani durumu; Riyad eş-Şuaybi onun düşüncesindeki “Müslüman demokrasi” fikrini; Turan Kışlakçı Türkiye tecrübesi üzerindeki etkisini, Nabil Bukeyri ise teori ile siyasal pratiği arasındaki ilişkiyi ele alacak.
Gannuşi bugün 85 yaşında ve üç yılı aşkın süredir hapiste. Sağlık durumuyla ilgili kaygılar da giderek artıyor. Onun özgürlüğünün bir kitap fuarında gündeme gelmesinin özel bir anlamı var.
Çünkü Gannuşi sadece bir siyasetçi değil; İslam düşüncesi, demokrasi, özgürlük, çoğulculuk ve siyasal uzlaşma üzerine yarım asırdır yazan ve yirmiyi aşkın eseri birçok dile çevrilmiş bir düşünce insanıdır.
Bir düşünürün kitaplarının serbestçe dolaşırken kendisinin dört duvar arasında tutulmasındaki çelişki en güzel bir Kitap Fuarında ifade edilebilir.
Kitap fuarları sadece basılmış fikirlerin sergilendiği yerler değildir. Fikrin özgürce ifade edilmesinin ve düşünürün özgürlüğünün savunulduğu yerler de olmalıdır. Bu yüzden bugünkü panel aynı zamanda Gannuşi’nin özgürlüğüne ve insanlık onuruna sahip çıkma çağrısı olacaktır.
Hayatın gaileleri, siyasal çekişmeler insanlar arasında duvarlar örer; kitap o duvarlarda kapılar aralamanın bir yoludur. Tercüme birbirine uzaklaşmış toplumları yeniden konuşturur. Kültür ise siyasetin kopardığı bağları yeniden kurabilir.
Bu yıl Suriye’nin dönüşüyle, yeni tercüme köprüleriyle ve Gannuşi’nin özgürlüğünü kitapların arasında hatırlatmakla hikâye yeni anlamlar kazanıyor.
Hikâye içinde hikâye var ve hikâyelerin her biri devam ediyor.