
Suriye devrimi büyük bedeller ödenerek kazanılmış bir halk hareketidir!
Özgür-Der Çorum Temsilciliği 2025-2026programları kapsamında seminerlerine devam ediyor. Bu hafta Musa Üzer "Suriye Devrimi ve İslam Dünyasına Etkileri" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Suriye devrim sürecine değinerek sözlerine başlayan Musa Üzer, hiçbir şeyin sanıldığı gibi çok kısa bir zamanda gerçekleşmediğini ve yaşananları komplo teorileriyle basite indirgemenin ise ne insanlık, vicdan ne de İslam ile bağdaştırmanın mümkün olmadığını ifade etti. Bugün gelinen noktanın büyük bedeller ödenerek kazanılmış bir halk hareketi olduğunu ve Suriye halkının yaşadığı büyük acılara rağmen Rabbine sığınarak tevekkül etmiş ve direnerek ayakta kaldığını belirtti.
Türkiye Müslümanların da tıpkı toplumun diğer üyeleri gibi yüz yıldır laik, Kemalist, seküler eğitim politikalarından geçtiğini ifade eden Musa Üzer gaybi olanla ilişkide bu anlamda tökezlemelerin meydana geldiğini belirterek Suriye halkının bu mücadelesinin o yüzden doğru anlaşılamadığını aktardı. Benzer sürecin Gazze’de de yaşandığını aynı dinamikle burada da derinlemesine karşılaşıldığını vurguladı.
Öznesi Müslüman yada İslami Hareketler olan olayların tanımlanması, çözümlenmesi olayına değinen Üzer sol, laik, Kemalist, alevici, ırkçı çevrelerin sistemli olarak Müslümanları etkisizleştiren, mahkum eden ya da karalayan bir çaba içerisinde olduğunu, hiç utanmadan ve çekinmeden yalan, absürt, aptalca iddiaları dillendirdiklerini belirtti. Hakikati çarpıtan bu tablonun en çok da Suriye halkının özgürlük mücadelesinde ve Devrim süreci ve sonrasında karşımıza çıktığını belirterek dindar çevrelerin de bundan etkilendiğini ifade etti.
Devrim sürecinin oluşum evrelerini aktaran Üzer Rahman’ın ayetlerinin tecellisi bir fetih sürecinin olduğunu bunu ortaya çıkaranın ise uzun yıllar sabır, sebatla verilen mücadele olduğunu belirterek devrim sonrasında Türkiye’de yapılan değerlendirmelerin cehalet düzeyine dikkat çekti.
Hükümete yakın ya da muhalif medyadaki emekli asker, gazeteci, istihbaratçı, akademisyen, hukukçu kişilerin cehalet düzeyinin Türkiye halkına zarar verecek düzeyde olduğunu ifade etti.
Çadırlarda büyüyen çocukların Esed zalimine karşı kararlı bir savaşçı olarak yetiştiklerini bilmeyen cahillerin “iki günde parlatılan Ahmed Şara” saçma sözünü ortaya attığını belirten Üzer bu kişilerin bir kez olsun mücadele sahasında olmadığına dikkat çekti. 13 yıllık mücadele sürecine uzak duranlar hatta karalama kampanyalarına müşteri olanlar Devrimden sonra özeleştiri vereceklerine küstah bir şekilde bunu devam ettirdiklerini aktaran Üzer bunun tipik örnekleri olarak İrancı, Saadetçi, Atasoy Müftüoğlu, Ali Bulaç, Alpaslan Kuytul gibi kişi ve çevrelerin hastalıklı yaklaşımlarından örnekler aktardı.
Devrim’i gerçekleştiren kadroların İdlib’de elde ettikleri önemli tecrübeyle birlikte zafer sonrasında Hz. Peygamber’in fetih sonrası siyasetini takip ettiğini belirten Musa Üzer, bütün bir topluma merhametle yaklaşımın esas alındığını ifade etti. Güç ve imkan boyutunu da gerçekçi bir temelde ele alan yönetimin uluslararası arena da denge siyaseti yürüttüğünü hatırlatan Üzer, ABD, AB, Rusya ve bölge ülkeler ile yürütülen diplomasinin tamamen siyasi dengeleri gözeterek yürütüldüğünü belirtti. Bu bağlamda Suriye devletinin en önemli destekçisi olan Türkiye’nin, Suriye’nin uluslararası arenada tanınması için ciddi bir çaba sarf ettiğini söyledi.

Dezenformasyona karşı dikkatli olmalıyız!
İsrail ve işgal altında ki Golan tepeleri, Kürt ve Dürziler hakkında da bilgi veren Musa Üzer, Esed’in yıllarca halkına kimyasal silah kullanırken İsrail’e tek bir kurşun dahi atmadığını hatırlatarak yeni yönetimin İsrail ile hemen savaşmıyor oluşunu eleştirmenin saha gerçekliğinden uzak olduğu gibi iyi niyetli bir değerlendirme olmadığına dikkat çekti.
Esed’in giderken stratejik noktaların istihbaratını Siyonistlerle paylaşmasına dikkat çekerek İsrail’in buralara nokta operasyonlar düzenlediğini belirtti. İsrail’in bütün hayatları İslami mücadele ile geçen yeni yönetimin ve müttefiki Erdoğan Türkiye’sinin kendisi için büyük bir tehdit olarak gördüğünü ve Türkiye’nin Suriye’de hava savunma sistemleri ve üst kuracağı iddialarına bölgeye hava saldırısı düzenleyerek karşılık verdiğini hatırlattı.
Suriye’deki yeni yönetimin intikam peşinde koşmadığını ve af yolunu seçtiğini belirten Üzer, buna rağmen "Dürziler veya Kürtler katlediliyor" şeklinde asılsız propagandaların tamamen ideolojik kaygılarla yapıldığını ifade etti. YPG’nin emperyalist güçlerle iş birliği yaparken kendini "anti-emperyalist" gibi sunduğunu ancak, asıl Ahmet Şara ve ekibinin yıllarca Esed, İran, Rusya ve ABD’ye karşı mücadele verdiğini hatırlattı. Ümmetin başına bela olan Arap, Türk milliyetçiliği gibi Kürt milliyetçiliğinin de ne kadar hastalıklı ve problemli olduğunun son süreçte çok net olarak görüldüğünü ifade eden Üzer, ulusal kimlik saçmalığının siyasal-sosyal olaya yaklaşımda adalet, hakkaniyet, ümmet, kardeşlik yerine farklı cahili kriterleri insana dayattığını söyledi.
Suriye yönetimine yönelik eleştirilerde kardeşlik, insaf ve merhamet ölçülerinin esas alınmasının öneminde değinen Üzer, ortaya çıkan yanlış söylem ve eylemlerin uygun şekilde ifade edilmesine önemli olduğunu belirtti. Buna örnek olarak “Suriye Arap Cumhuriyeti” isminin değiştirilmemiş olmamasının pratik nedenlerinin anlaşıldığını ifade eden Musa Üzer, uygun zaman ve zemin geldiğinde bunun değiştirileceğinin belirtilmemesinin yanlış olduğunu muhataplarına ifade ettiklerini aktardı.
Program soru cevap ve dinleyicilerinde katkılarıyla sona erdi.







HABERE YORUM KAT