Yeni Şafak / Ersin Çelik
O insanlar nereye kayboldu?
Senelerdir şu sahne hiç değişmemiştir: Bir futbolcu yeni bir sözleşmeye imza atar, milyon dolarlık kazancıyla ekranlarda pahalı bir spor otomobilin direksiyonunda poz verir. İsviçre saatleri, Dubai tatilleri, villalar... “Hangi futbolcu hangi model arabaya biniyor” haberleri çok fazla yapılır mesela. Ancak kimse kaynağını sormaz. “Adam top oynuyor, kazanıyor” denir. Çünkü futbol piyasasında dönen paralar ortadadır. Kulüpler batar, şampiyonluklar kaçar, taraftar kahrolur ama futbolcunun kazancı mesele edilmez. Hatta başarı gelirse primler, bonuslar artar, transfer ücretleri ikiye katlanır.
Ya da bir sanayicinin, müteahhidin, şarkıcının, oyuncunun her yıl arabasını yenilemesi kimsenin eleştiri konusu olmaz, garajdaki araçların sayısı en fazla magazin haberi olur. Eleştiren çıkarsa da hâkim görüş olarak “kazanıyor ki harcıyor” denir.
Böyle onlarca örnek verebiliriz.
Ancak bir siyasetçinin, mevki ve makamıyla paralel zenginleşmesi aynı değildir. Elbette avukatsa avukatlığını yapar. Varsa ticaretine devam eder. Rızkını kazanır, yetiyorsa kazancı politik kariyerine yatırım da yapar. Fakat siyaset öncesi ile sonrası arasında uçurum varsa, “Bir dakika, vekil ya da başkan maaşıyla bu gelir mümkün değil” denilmelidir, değil mi?
Topluma dönelim. Sokağa bakalım. Eskiden bir mahallede işi gücü ve kazancı belli, vasat hayatı olan biri eğer lüks model bir araba almışsa bu olağan dışılık kahvehanede, köşe başlarında konuşulurdu. İster istemez şu sorulurdu: “Bu adam bu parayı nereden buldu?” Çünkü normalde kazancı bellidir. Öyle ki Anadolu’da “piyango vurmuş” efsaneleri senelerdir dilden dile dolaşmıştır. O para helal ve yasal da olabilir. Belki miras kalmıştır. Ama insanlar merak eder. İrdeler. Oturup kalktığı, komşuluk ettiği, çocuklarına örnek olacak semt insanının yanlışa meyletmesi sorundur çünkü. Ya kumar oynuyorsa? Ya illegal işler yapıyorsa? Bu arada böylesi sorgulamalar bir lekeleme değil, sosyal çevrenin “sosyal kontrol” mekanizmasıydı. Maliyeden önce mahalleli denetlerdi yani.
Hâliyle sorgulama refleksi güçlü bir toplumda, 28 yaşında bir gencin milyon dolarlık yatı, özel jeti “şüpheli kazanç” olarak konuşulmalıydı. Fon skandalı tam da bu “konuşulmamayı” önümüze koydu. Mahalleden kastım sadece semt değil. Siyaset veya iş çevresi de mahalledir. Parti mahalledir. İdeoloji mahalledir. Cemaat mahalledir.
Fon skandalında rakamlar, kazanç gibi gösterilen vurgunlar ortada. Operasyonun merkezinde milyarlarca liralık bir portföy şirketinin genç patronu var: Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız.
Basına yansıyan kayıtlara göre 19,5 milyon dolarlık Bombardier jetini Kasım 2025’te almış. Tescil kodu ise TC-YRZ. Soyadının harflerini jetin kuyruğuna yazdıracak kadar da gösterişli bir yaşamı var Yarız’ın. MASAK raporlarına yansıyan bilgiye göre soruşturmadan dört ay önce İsviçre’deki bir hesabına 14,5 milyon dolar gönderilmiş ve Yarız ertesi gün süper yat satın almış.
Hatta özel jeti de varmış. Gizli saklı da yapmamış. Kuyruğunda soyadı yazan bir jet zaten gizlenemezdi. Bu serveti saklama ihtiyacı duymamış. Merak ediyorum, Yarız’ı tanıyan, geçmişini bilenler “Bu jetin parası nasıl kazanıldı?” diye en azından kendi kendilerine sordular mı?
Ya da daha açık yazayım: “Sosyal çevresindekiler” bu gencin ayağına neden basmadı?
Dahası, Yarız kamuoyuna yansıyan bir mali incelemeden de geçmemiş. Milyarlık para transferlerini, alımlarını, satışlarını denetleyen olmamış. Nasıl kazandığı da milyarlık harcamaları da sorgulanmamış.
Hukuki ve mali denetlemeye takılmayan Yarız’ı “mahallesi”, siyasi çevresi, ailesi, arkadaşları ve iş dünyası da sorgulamamış. “Nereden buldun?” sorusunu ilk sorması gerekenler, kendilerinde böyle bir sorumluluk görmemiş.
Biliyorum, zor bir anlatı. Lakin bu denetimsizlik bir yandan topluma da sirayet ediyor.
İzahı çetrefilli ve hepimize dokunan bir kabulleniş daha var. Meseleyi toplumsal yönden ele alırsak borsadan, fondan servet devşirenlerin nasıl bir algıyla normalleştiğine de bakmalıyız. Bilinen bir mesleği olmayan, tek işi yaşantısını sergilemek olan fenomenlerin bir anda zenginleşmesi de kimseyi şaşırtmıyor mesela. Şaşırmıyoruz. Sormuyoruz. Hatta takibe alıp sanal yolla da olsa yaşantımıza dâhil ediyoruz. Gençlerin böylesi hayatlara nasıl özendiklerini görüyoruz. Hâliyle sorgulanmayan zenginlik bir anda normalleşiyor ve meşru bir yöntem olarak taklit ediliyor.
Görünen o ki fon skandalında da kimse kimsenin ayağına basmamış. Sonuç olarak binlerce insanın birikimi o ayakların altında ezilmiş.
Bitirirken, cümlelerim cımbızlanmasın, farklı anlamlar yüklenmesin diye bir not düşeyim: Asıl sorumluluk elbette denetim yetkisini elinde tutan devlet mekanizmalarındadır. Ama bu, bizleri sorgulama vazifemizden azat etmez.
Peki, “Bu parayı nereden buldun?” diye soran o insanlar nereye kayboldu?

