Yeni Şafak / Taha Kılınç
“Kutsal Kitabı bilmiyorlar”
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, son kamuoyu yoklamalarında İsrail’e yönelik olumsuz görüş bildiren Amerikalıların oranının yüzde 60’lara çıkması üzerine ilginç bir açıklama yaptı. Chicago merkezli NewsNation televizyonuna konuşan Huckabee, ABD kamuoyundaki İsrail karşıtlığının üç ana sebepten kaynaklandığını söyledi: “İsrail’e desteğin düşüşünün ilk sebebi dezenformasyon ve yabancı propagandalar. İkinci olarak, bir Tanrı’nın varlığına ve onun hayatın her alanıyla ilgili kurallar koyduğuna inananlara yönelik nefret. Ve nihayet üçüncü sebep, Kutsal Kitap’la alakalı bilgisizlik.” Huckabee, “Bu üçü bir araya geldiğinde, sadece İsrail’e sinirlenmek ve her şey için onu kınamak istiyorlar. Örneğin Gazze’de bir soykırım yapıldığı veya İsrail’in bir Apartheid rejimi olduğu şeklindeki suçlamalar tamamen temelsiz ve yanlış. Amerikalılar eğer gerçekten hakikatin peşinde olsalardı, İsrail’e daha fazla sempati duyarlardı” dedi.
Kamuoyu yoklamaları elbette ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin doğasını ve seyrini değiştirebilecek güçte mekanizmalar değil. Ancak Siyonizm’in on yıllardır ABD’de yaptığı çok boyutlu ve çok yönlü yatırımlar düşünüldüğünde, Amerikan kamuoyundaki İsrail karşıtlığının göz ardı edilemeyecek seviyelere tırmandığı anlaşılıyor. Bu trend, İsrail ve Siyonistler aleyhine işlemeye devam edecek, hatta sıradan Yahudileri bile etkisi altına alacak. Bunu da en iyi Siyonistler ve onların destekçileri biliyor.
Mike Huckabee’nin Kutsal Kitap (Bible) vurgusu, üzerinde ayrıca konuşulmayı gerektiren bir husus. Şurası gayet açık: “Modern” bir dünyada yaşadığımız halde, sözde bütün ölçüler “modern” olduğu halde, hatta içinde bulunduğumuz zaman dilimine “sekülerlik çağı” bile dendiği halde, bugün uluslararası ilişkilerin en yakıcı sorunu durumundaki Filistin meselesinin temelinde “din” ve “dinî metinler” var.
İşin ilginç ve absürt yanı, 1897’deki Birinci Siyonist Kongre’yle birlikte resmen tarihte boy gösteren Politik Siyonizm, esasında seküler -hatta düpedüz tanrıtanımaz- bir hareket. Theodor Herzl, Yahudiliğe duyduğu alerjiden ötürü, oğlu Hans’ı sünnet bile ettirmeyen bir ateistti. Herzl’in yakın kadrosundaki Max Nordau, David Wolffsohn, Max Bodenheimer gibi isimlerin hepsi, aynı şekilde tanrıtanımaz şahsiyetlerdi. İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Chaim Weizmann, ilk başbakanı David Ben-Gurion, ilk kadın başbakanı Golda Meir ve diğerlerinin hayatında Yahudilik en ufak bir şekilde yer almaz. Tüm bu isimlerin -ve benzerlerinin- konuşmalarında ve yazılarında Yahudilikten söz edilirken “çağdışı kalmış dogmalar” biçiminde tahkir edici tanımlar vardır.
Buna rağmen, Siyonist Hareket gözünü kadim Filistin topraklarına dikerken, Yahudiliği ve onun temel metinlerini mecburen kullandı. Çünkü Ortadoğu gibi bir “dinler coğrafyası”nda seküler, tanrıtanımaz, sosyalist, Marksist vb. bir devlet kurma iddiasıyla taraftar toplamaları mümkün değildi. İster istemez, dinî metinleri ve inançları sömürerek sahneye çıktılar. Mike Huckabee aynı sömürüyü sürdürüyor bugün. Diğer Siyonistler gibi.
Tam bu noktada, aynayı kendimize tutmak istiyorum. Ellerindeki muharref metinlere tutunarak coğrafyanın altını üstüne getirenler tam karşımızda dururken, Müslümanlar kendi sahih metinlerinden haberdarlar mı? Tarihi ve coğrafyayı okurken, bu metinler kendilerine ne kadar yol gösteriyor? Yazılarında ve konuşmalarında, kendi öz metinlerine referans veriyorlar mı, yoksa bu tavrı “akademik üslubun dışında” mı görüyorlar?
Tüm bu soruların cevabı, bizim adımıza maalesef pek iç açıcı değil. Ortadoğu’ya ve İslâm dünyasına dair kaleme aldığınız herhangi bir kitapta, köşe yazısında veya akademik çalışmada ayet ya da hadislere gönderme yaptığınızda, yazdığınız şey doğrudan doğruya “ilahiyat metni” olarak damgalanıyor. Konuşurken “nas”lardan yola çıkarsanız “meseleye ilahiyatçı gibi bakmak”la -dolayısıyla konunun özünü kavrayamamak ve mevzuyu “objektif” bir dille anlatamamakla- itham ediliyorsunuz. (Başıma bazen geliyor, oradan biliyorum.) Oysa Kur’ân’da ve elimizdeki temel kaynaklarda, tarihe ve coğrafyaya dair çok çarpıcı vurgular ve prensipler var. Onları görmezden gelerek yapılacak her yorum, kadük kalmaya mahkûm. Biz kaçsak ve gözümüzü kapatsak bile, hakikat bu.
Aynı şeyin altını tekrar çizerek bitireyim: Muharref metinlerin karşısında, elimizdeki sahih kaynakların önümüze koyduğu çerçeveye odaklanmak zorundayız.

