Khaled Mahajna’nın The New York War Crimes’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Gazze’ye yönelik savaş başladığından beri İsrail, hapishanelerinde de paralel bir savaş yürütüyor.
17 yılı aşkın bir süredir İsrail mahkemelerinde çalışıyorum ve Filistinli tutukluları ziyaret ediyorum; kariyerim boyunca binlerce olmasa da yüzlerce tutuklunun davasını takip ettim. Son iki yıl, öncesinden tamamen farklı. 7 Ekim’den sonra yaşananlar, medyanın ilgisi ve herhangi bir denetim olmaksızın yürütülen bir tutuklular savaşıdır. İsrail, Uluslararası Kızıl Haç'ın tutukluları ziyaret etmesini ve koşullarını izlemesini bile yasakladı.
İsrail hapishanelerinden sorumlu bakan Ben-Gvir, tüm hapishane gardiyanlarının Filistinli tutuklulardan intikam almasına izin veriyor. Buna ek olarak, tutuklu hareketinin daha önce elde ettiği tüm kazanımlar, yiyecekten kişisel eşyalara kadar elinden alınmakta ve avukatları da dâhil olmak üzere dünyadan daha da izole edilmektedir.
İsrail yasalarına göre, tutuklular ya da avukatlar her ne zaman isterse görüşme yapma hakkına sahiptir. Ben-Gvir’in emriyle, soykırımın ilk dört ya da beş ayı boyunca avukatların ziyaretleri tamamen yasaklandı. Gazze’ye yönelik savaşın ilk iki haftasında, Megiddo Hapishanesi’nde ilk tutuklu şehit oldu. Önceden herhangi bir hastalığı olmayan yaşlı bir adamdı, ancak 7 Ekim’e misilleme olarak maruz kaldığı işkence ve kötü muamele nedeniyle hayatını kaybetti.
Avukatların işgal altındaki Batı Şeria, Kudüs ve '48 işgal topraklarından gelen tutukluları ziyaret etmelerine izin verildikten sonra, hayal gücünün ötesinde tanıklıklar duyduk. Hapishane gardiyanları, tutuklulara en iğrenç şekillerde kötü muamele ve işkence uyguluyor. Tutukluların yemek porsiyonlarını ve ne yiyebileceklerini kontrol ediyorlar. Tutukluların kıyafetlerini değiştirmelerine izin verilmedi ve iç çamaşırları da dâhil olmak üzere aylarca veya yıllarca aynı kıyafetleri giydiler.
Ben-Gvir, Filistinli tutuklulardan intikam almayı kendine hedef edinmiştir. Tutuklulara verilen yiyeceklerin miktarını ve çeşitlerini kısıtlama konusunda bizzat rol almıştır. Tutuklulara, tercihleri ya da diyabet dâhil beslenme ve tıbbi kısıtlamalar hiç dikkate alınmadan yiyecek verilmektedir. Daha da endişe verici olan ise, tutukluları yavaş yavaş ölüme sürüklemek amacıyla ayarlanan yiyecek miktarıdır. Dünya, serbest bırakılan tutukluların fiziksel durumunu ve sistematik açlık politikası nedeniyle onlarca kilo verdiklerini görmüştür.
Daha da üzücü, endişe verici ve dayanılmaz olan ise, İsrail'in Ofer, Sde Teiman ve diğerleri gibi askeri gözaltı kamplarında işlediği ve henüz ifşa etmediği suçlardır. Askeri kamplardaki Gazze, Lübnan ve Suriye'den gelen Tutukluların koşulları hakkında duyduğum korkunç tanıklıkları asla hayal edemezdim.
İsrail bu işkence kamplarının varlığını tamamen gizledi. Biz, yasal temsilciler olarak, bu durumdan haberdar değildik ve uzun süre Gazze’den gelen binlerce Filistinli tutuklunun, İsrail yasalarına göre tutukluların tutulabileceği tek yer olan cezaevi idaresinde işlemlerini beklediklerini varsaydık. Ancak Gazze'den gelen tutukluların serbest bırakılmasından sonra, binlerce Filistinliyi hapseden İsrail askeri kamplarının varlığını keşfettik. O andan itibaren bu işkence kamplarını bulma mücadelesi başladı ve hukuk kurumları, bu kampların ayrıntılarını ve yerlerini öğrenmek için yüksek mahkemeye başvurdu. Daha sonra İsrail, askeri eğitim kamplarını Gazze'den gelen kadınlar, erkekler, yaşlılar ve çocuklar için gözaltı kamplarına dönüştürdüğünü doğruladı; bunlardan en kötü şöhretli olanı, El-Negeb'de bulunan Sde Teiman işkence kampıydı.
Sde Teiman'ın diğer askeri gözaltı kamplarının yanı sıra hâlâ ayakta olduğunu belirtmek önemlidir. Arapça bir TV kanalında çalışan ve hâlâ gözaltında bulunan Gazze'li gazeteci Muhammed Arrab'ı ziyaret ettiğimde, bu gözaltı kampını ziyaret eden ilk kişilerden biriydim.
40 dakikalık ziyaretim sırasında bana işkence ve kötü muameleyi anlattı. Bu ziyaret, şahsen benim için en zorlu ziyaretlerden biriydi ve bugüne kadar ruhsal olarak beni etkilemeye devam ediyor. İfadesinde, Tutukluların aylarca kelepçeli ve gözleri bağlı tutulduğunu anlattı. Abartısız. Daha da korkutucu ve endişe verici olan ise cinsel istismar ve tecavüzle ilgili ifadeler ile İsrail’in tıbbi ihmali bir baskı ve istismar aracı olarak kullanmasıydı.
Arrab, Haziran 2024'teki bir ziyaretimde, İsrailli gardiyanların işkence ve intikam amacıyla Sde Teiman'da Gazze'den gelen yaşlı bir adama tecavüz ettiğini anlattı. Adam, İsrailli gardiyanlar tarafından hücresinden çıkarıldı, elleri ve ayakları arkasına bağlandı ve giysileri çıkarıldı. 19 ve 20 yaşındaki bu İsrailli gardiyanlar, hem kadınlar hem de erkekler, askeri coplarını adamın anüsüne soktular. Bu genç askerler, bunu utanmadan telefonlarıyla filme aldılar. Tutuklu daha sonra hücresine geri götürüldü ve herhangi bir tıbbi müdahale veya bakım görmeden bırakıldı. Aynı gün tutuklu, cinsel istismar ve kan kaybı nedeniyle öldü.
Bu tutuklunun adını biliyorum, ancak onurunu korumak için bunu gizli tutmaya karar verdim. Yangın söndürücü kullanılarak işlenen bir başka tecavüz vakası daha var. Düşünebiliyor musunuz? Yangın söndürücü.
Olay sırasında tutuklu 28 yaşındaydı. Ona ne olduğu, serbest bırakılıp bırakılmadığı, öldürüldüğü ya da hâlâ tutuklu olup olmadığı konusunda hâlâ hiçbir fikrim yok. Yangın söndürücüsündeki kimyasallar vücuduna girmiş. Ve yine, bu olay da kameraya alınmış. Arrab'ı ziyaretim sırasında öğrendiğime göre, tutuklu bu travmatik olaydan sonra tamamen aklını yitirmiş.
Bazı tutukluların elleri ve ayakları, metal derilerini aşındırıp kemikleri ortaya çıkarana kadar aylarca metal kelepçelerle bağlanmıştı. Askeri gardiyanlar ve doktorlar bu tutuklulara tıbbi tedavi sağlamak yerine uzuvlarını kesiyorlardı. Bu kesme işlemleri, “kasap dükkânı” olarak bilinen bir klinikte, herhangi bir anestezi uygulanmadan gerçekleştiriliyordu. Acı çektiğini gösteren herhangi bir tutuklu, daha da fazla işkenceye maruz kalıyordu. Acı çekmenize izin verilmiyor, ağlamanıza izin verilmiyor. Tüm bunlar gözleriniz bağlıyken, kesilmeden tecavüze ve işkenceye kadar size ne olduğunu göremeden gerçekleşiyor.
Bu sahneleri zihnimden silemedim. Tutuklular, işkence, uzuv kesme ve diğer tutuklulara tecavüz suçlarından kaynaklanan kan kokusunu bütün gün kokluyorlar. Son zamanlarda, tüm dünyanın gözü önünde ve hiçbir hesap verme yükümlülüğü olmaksızın, İsrail, askerlerin Filistinli bir tutukluya tecavüz ettiği belgelenmiş davayı kapattı. Bu, İsrailli askerlere, herhangi bir sonuçla karşılaşmadan Filistinli tutuklulara tecavüz etmeye, istismar etmeye ve infaz etmeye devam etmeleri için yeşil ışık yakıyor.
İsrail hapishanelerinde herhangi bir sonuçla karşılaşmadan öldürülen Filistinli tutukluların 84'ten fazla belgelenmiş vakası bulunmaktadır.
Bir avukat olarak tüm umudumu yitirdim. İsrail yargı sisteminin Filistinli tutuklulara, özellikle de Gazze’den gelenlere adalet sağlayabileceğine inanmıyorum. Şu anda İsrail hapishanelerinde aynı kötü muamele ve işkenceye maruz kalan Suriyeli ve Lübnanlı tutuklular da bulunmaktadır.
Uluslararası toplumu, Uluslararası Adalet Divanı'nı, uluslararası ceza mahkemelerini ve dünyanın özgür insanlarını hükümetlerine baskı yapmaya çağırıyorum. İsrail, İran'a karşı savaşı, Filistinli tutukluları daha da izole etmek için kullanıyor; onların hücrelerinden çıkmalarını yasaklıyor ve avukat ziyaretlerini tamamen engelliyor.
Filistinli tutukluların maruz kaldığı şeyler dünyanın başka hiçbir yerinde görülmez. Biz avukatlar olarak, onların aileleriyle aynı durumdayız. Tutukluların koşulları ve refahı konusunda endişeliyiz. Tutukluların hapishanede istismara uğrayıp öldürülmesinden ve bunun hesabının sorulmamasından endişe duyuyoruz. Tutukluların bugün verdiği mesaj şudur: “Bizi ölümden kurtarın, mezarlarda yaşıyoruz, bizi bu toplu mezarlıktan kurtarın. Artık özgürlük istemiyoruz, sadece onurlu bir şekilde yaşamak ve işkenceye, istismara ve tecavüze uğramamak istiyoruz.”
Hukuki açıdan, tutuklulara karşı yürütülen savaşı durdurmak için önümüzde iki yol bulunmaktadır. İlk yol, uluslararası mahkemelere başvurmaktır. Diğer yol ise kitlelere dayalı, halkın desteğini alan bir yoldur.
Artık, herhangi bir suçlama ya da resmi itham olmaksızın ve adil bir yargılama yapılmadan tutulan 10.000’den fazla tecrit edilmiş, sivil ve masum tutuklunun durumunu düzeltmenin zamanı gelmiştir. Bu tutuklulara karşı yürütülen savaşa son vermek için tüm dünyanın harekete geçme zamanı gelmiştir.
*Khaled Mahajna, Tutuklu İşleri Komisyonu'nda görev yapan Filistinli avukat ve insan hakları savunucusudur, 16 Mart 2026'da Filistin Gençlik Hareketi ile düzenlenen bir web semineri sırasında bu açıklamayı yaptı.