1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Şam’da kitapla bir medeniyetin yeniden doğuş anları
Şam’da kitapla bir medeniyetin yeniden doğuş anları

Şam’da kitapla bir medeniyetin yeniden doğuş anları

Yasin Aktay, Şam’daki kitap fuarını değerlendirdiği yazısında, "Şam’da kitapların raflara özgürce dizilmesi, sadece bir kütüphanenin açılışı değil; on yıllardır susturulmuş bir medeniyetin yeniden konuşmaya başlamasıdır." diyor.

14 Şubat 2026 Cumartesi 11:27A+A-

Şam’da kitapla bir medeniyetin yeniden doğuş anları

Yasin Aktay / Yenişafak


 

ŞAM

8 Aralık 2024 tarihinde emsalsiz suç örgütünün yönetiminden evlatlarının 60 yıllık sabır ve sebatının ve 14 yıllık özgürlük mücadelesinin ardından kurtarılan Suriye’de sadece insanların mutluluğunu görmek için, bir yeniden doğuş mucizesine şahit olmak için bu güzel ülkeyi ziyarete değer. Allah’ın günlerini nasıl deveran ettirdiğini, geceleri gündüze, gündüzleri geceye, baharı kışa, kışı bahara çevirme kudretinin başka bir tezahürü.

Bunu görmek için hiçbir fırsatı kaçırmamaya çalıştım. Bu sefer Şam’da düzenlenen Uluslararası Kitap Fuarına davetli olarak tutuyoruz Şam’ın yolunu. İstanbul’dan kalkan uçaktaki Avrupalıların sayısı ilgimi çekiyor ilk anda. Şam’a giden yol şimdilik İstanbul’dan geçiyor, ama bu aralar dünyaya açılan Şam’a dünyanın, Avrupa’nın ciddi bir ilgisi var. Doğal olarak yeni bir fırsatlar dünyası olarak görülüyor.

AĞAÇLARI BİLE YAKAN REJİMDEN KİTAP FUARINA

Havaalanında beni karşılayan Suriye Kültür Bakanlığından bir gençle otele kadar yol boyu sohbet ediyoruz. Türkiye’de bulunmuş bir süre, sonradan İdlib’e, devrim için üzerine düşeni yapmak için geçmiş. Daha Havaalanından çıkar çıkmaz sağlı sollu yeni dikilmiş fidanlara dikkatimi çekiyor. “Biliyor musun rejim sadece insanlara karşı değil, ağaçlara karşı da çok acımasız ve duygusuzdu. Bu yolun iki tarafı eskiden ormanlık derecesinde ağaç doluydu. Rejim bunların hepsini kesti.” Nasıl olur, bir güvenlik sorunu mu oluşturuyordu onlar açısından? Diye sormama kalmadan, “hiçbir gerekçesi yoktu, sadece ya ‘Ya Esed ya da ülkeyi yakarız’ diye sürekli bağırdıkları bir sloganları vardı. Bu onun en çarpıcı ifadesiydi. Gerçekten de Esed’i istemeyen ülkenin ağaçlarını yakmaya bile tenezzül ediyorlardı”.

Bu slogan özellikle 2011 sonrası gösterilerde rejim yanlısı şebbihalar tarafından duvar yazılarında, mitinglerde ve sosyal medyada kullanılmıştı. Muhalifler açısından bu ifade, rejimin “ya biz ya kaos” mantığını sembolize eden bir söylem olarak hafızalara kazındı. Otele doğru giderken bana yaşananları daha iyi anlatmak için Doğu Guta ve Cobar’dan geçen bir güzergâh izledi. Tamamen yıkılmış binalar, Hatay ve Maraş depremlerindeki yıkım görüntülerinden çok daha feci. Top atışlarıyla, hava bombardımanıyla veya yaylım ateşlerle delik deşik edilmiş, tamamen yıkılmış binalar. Ama mihmandarımın dikkatimi çektiği başka bir şey: Binalarda para edebilecek hiçbir şey bırakılmamış. Demir, çelik, ev eşyası malzemeler ne varsa şebbihalar tarafından ayıklanıp satılmış.

SURİYE’DE MEŞRUİYETİN YENİDEN İNŞASI

Bu manzaralar, Suriye’den 14,5 yıl boyunca dünyanın her tarafına yayılan 12 milyon sığınmacının sebebini aynelyakin gösteriyor. Bu insanların evlerini başına yıkmak, katletmek ve tehcir etmek pahasına iktidara tutunan bir rejimin sadece Suriye halkının değil bütün insanlığın başına nasıl bir bela oluşturduğunu daha kim nasıl anlatabilir? Rejimin bir devlet olarak dayandığı hiçbir ilke, erdem veya felsefe yok. Her şey Esed ve ailesi içindi. Onun Siyonizme karşı bir direniş hattı oluşturduğunu ve bundan dolayı devrildiğini vehmedenler var hala. Esas bu bencillik ve taşkınlıkla böyle bir rejimin şimdiye kadar devrilmemiş olması açıklanması gereken bir durum. Açıklaması şu ki, Esed İsrail için ciddi bir sorun veya tehdit oluşturmadığı için şimdiye kadar ayakta kalabildi.

Tabii ki İsrail için sorun olmayan bölgedeki herkes için bir sorun oluşturur. Kitap fuarındaki etkinlikler çerçevesinde beraber katıldığımız panelde Cumhurbaşkanı Danışmanı Ahmet Muvaffak Zeydan’ın dediği gibi “Bu yüzden Esed’den sadece Suriye halkı kurtulmuş olmadı. Yol açtığı sığınmacı sorunundan dolayı, ülkeyi bir uyuşturucu üretim ve dağıtım merkezi haline getirmiş olduğu için bütün komşu ülkelerde bilhassa Körfez ülkelerinde ciddi bir sorun kaynağıydı. Bu ülkelerin hepsi Esed’in düşüşüyle birlikte çok esaslı bir sorun kaynağından kurtulmuş oldular.”

Ve tabii ki şimdi o 12 milyon insanın ülkede devrim gerçekleşir gerçekleşmez ülkelerine büyük bir iştiyakla geri dönüşleri. Özgürleştiği günden beri Suriye’ye bu dördüncü gelişim. Her seferinde Suriye’nin gözle görülür derecede daha da canlandığını, kalabalıklaştığını görüyorum. Bu canlılık ve kalabalık dikkat çekici ve kuşkusuz iyi taraflarıyla birlikte gelecekteki birçok başka sorunun habercisi de. İyi tarafı, yaşanan bu kapsamdaki bir değişiklik ilk defa dışarıya bir göç vermekten ziyade dışarıya kaçmış olanları geri getiriyor. Mülteci, kendi ülkesine dair umudu, devletinin meşruiyetini beraberinde alıp götürdüğü gibi bu ölçekteki geri dönüşler de yeni devletin, yeni durumun meşruiyetini onaylar, pekiştirir. Ülkenin geleceğine dair bir umudu ve heyecanı da beraberinde getirir.

GERİ DÖNÜŞLERİN EKONOMİSİ, ÖZGÜRLÜĞÜN SİYASETİ

Ancak kalkınması, gelişimi tamamen dondurulmuş bir ülkeye akan bu nüfus hiç güncellenmemiş altyapıya haddinden fazla yükleniyor gibi. Bu, hem zaten hiç geliştirilmemiş konut, ulaşım ve hizmet altyapısına bir anda ağır bir yüklenmeyi beraberinde getiriyor. Bunun neye yol açabileceğini az bir ekonomi bilgisiyle herkes tahmin edebilir tabii. Konut arzı yok, ama konuta aşırı bir talep var. Ülkede yaşanan rahatlama, tüketimi canlandırıyor, yeni girişimler, yatırımlar büyük bir hızla yol almış durumda, ama bütün bunlar ciddi bir enflasyon sorunu oluşturuyor. Fiyatlar her alanda devrimden bu yana neredeyse 5 kat artmış. Ücretler de 20 dolardan 100 dolara çıkmış durumda ama bir yandan da paranın alım gücü azaldığı için bu paralel görünen fiyat-ücret artışları alım gücünü daha fazla zorluyor. Yeni yönetimi bekleyen baş edilmesi gereken büyük zorluklar bunlar. Tabii bütün bunlara yol açan pozitif bir gelişme olarak geri dönüşler bitmiş değil, devam ediyor.

Tabii bu arada yeni yönetimin dahili ve harici kazanımları ve başarılarına başarı katılıyor. SDG meselesinde hızla kaydedilen mesafe de büyük bir moral ve iyimserlik havası sağlamış durumda. Ülkenin geleceğinde ve ufkunda çok önemli ve uzun sürecek yeni bir sorun gibi görünen Doğu Fırat meselesinin bu kadar hızlı ve nispeten çok az maliyetle çözülmüş olması, Ahmet el-Şara yönetiminin yeni ve çok büyük bir başarısı gibi görünüyor. Bu da diğer önemli sorunların çözümüne dair bir umut ve iyimserlik havası oluşturuyor.

Böyle bir havada Şam’da, özgürleştikten sadece 14 ay sonra bir Uluslararası Kitap Fuarı’nın düzenleniyor olması çok anlamlı tabii. Şam’ın dünyayla yeniden entegre olma yolunda başka alanlardan ziyade bilhassa kitapla başlıyor olması az değil çok çok anlamlı.

Fuarla ilgili izlenimlerimizi sonraki yazımızda aktaralım.

 

 

HABERE YORUM KAT