Basın açıklamasında "başörtüsü kimliğimizdir", "yasak sürüyor uyuyor musunuz", "yaşasın başörtüsü direnişimiz", "dövizlerinin taşındı "adım müslüman zulme karşı her zaman" sloganları atıldı, tekbir getirildi. açıklamayı Ribat Vakfı Adapazarı şubesi adına Sahir Akça okudu.
Basın açıklamasının metni:
Ramazan'la arınmış, sahibi bilinen bir hayat ile mübârek bir bayram olan Ramazan Bayramımızı idrak etmiş bulunuyoruz. Her yıl Ramazan ayı geldiğinde Türkiye'nin gündemine bilhassa, Ramazan'la ilişkili değerlerin gözden düşürülmesini hedefleyen sansasyonel konuların sürülmesine iyice alıştık.
Oluşturulan tartışma ortamı, halkın tamamında bir moral bozukluğuna sebep olduğu açıkça hissediliyordu. Bu tartışmaların Ramazan ayı dolayısıyla yükselen dînî duyguların ürettiği atmosfere karşı bir sabotaj amacı taşıdığından hiç kimsenin kuşkusu da yoktur. Zamanla, bir tarz haline gelen bu medya operasyonları, 28 Şubat döneminde oluşturulan kutuplaşmada yerlerini net bir biçimde belli ettikleri için etkileri de iyice azaldı.
Ramazan ayını, orucuyla, teravihiyle, zekâtıyla, fitresiyle, bayramıyla anlamından yoksunlaştırma gayretleri eskiden beri eksik olmamıştır. "şeker bayramı" nitelemesi de, bir dönem üzerinde bir hayli durulmuş bir projenin adıdır. Ramazan'ı "yaşanmaz" değilse bile "görünmez" kılmayı bir ölçüde başarmış bir dönemin politikaları, bayramını da "şeker"lendirerek, dînî anlamından soyutlamaya çalışmıştı. Bu döneme ait politikalara karşı duyarlı Müslüman kitle her zaman tepkili olmuş, resmî söyleme hiç itibar etmeksizin kendi isimlendirmelerini sürdürmüştür. Öyle bir noktaya gelindi ki, bugün aslında Ramazan Bayramı'na neden "şeker bayramı" denildiğini bile toplumun çok az bir kesimi hatırlıyor.
Ramazan'a ve aslında İslâm'ın birçok şiarına, namaza, kurbana, bilhassa başörtüsüne karşı açılan savaşın da böyle cılız bir yanı var. Başörtüsü, gerçekten bazı kadınların fantezisi veya siyasî bir inada dayanıyor olsaydı, şimdi çoktan çıkarılıp atılmış olurdu. Onun binlerce yıllık İlâhî iradenin bir tecellisi olduğunu göremiyor olmak büyük bir zavallılıktır, onunla mücadele edebileceğini sanmak ise sadece gaflet ve dalalettir.
Hayatın, Türkiye'nin ve Dünyanın gerçeklerinden habersiz olanlar; hâlâ, zorla baş açtırarak "kazanacaklarını" zannedenlerin, bu "zanları" o kadar yanlış ki, ayrıca izaha gerek duymuyoruz. Gün gelip yasakçılar da anlayacak ki, zorla baş açarak insanların kalplerini fethetmek mümkün değildir.
Anlayacaklar ki, "kazandık" diye düşündükçe, kökten kaybediyorlar.
Anlayacaklar ki, başörtülülerin daha şuurlu hale gelmesine sebep oluyorlar.
Anlayacaklar ki, "ikna odaları" ile bir yere varmak mümkün değildir.
Anlayacaklar ki, zorla baş açtırarak, anaları ve bacıları ağlatarak ta "demokrat" olmak mümkün değildir.
Anlayacaklar ki, dünya da uzun süre bu haksızlık karşısında susmayacaktır.
Anlayacaklar ki, son kaybeden kendileri olacaktır.
Nesli helak etmek için acımasız kıyımlara devam eden ve hiç kimseye hesap vermeyen zâlimler, karşılarında Müslüman halkımızı bulacaktır.
Türkiye'deki başörtüsü direnişi, sadece eğitim hakkının değil; bizden çalınan ve hayatımızın her alanını etkileyen özgürce yaşama hakkımızın geriye alınmasıdır.
Ülkeyi, kargaşa ve düzensizliğe itmeye çalışan; halkın kendi içinde çatışmasını sağlamak için hayali düşmanlıklar üreten ve teşvik etmeye çalışan bu hain insanların karşısında adaletin ve huzurun teminini vaat eden de yine İslâm'ın bizzat kendisidir.
Bu duygularla haftaya aynı saatte burada buluşmak üzere duyarlı ve izzetli Sakaryalılara teşekkür ederiz.




