Medeniyet Üniversitesi Milletlerarası Hukuk anabilim dalı Öğretim Üyesi Dr. Abdurrahman Erol, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD yolunda Avrupa ülkelerinin hava sahasını kullanmasını Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) kurucu anlaşması Roma Statüsü ve Mahkemenin ilgili kararları ışığında AA muhabirine değerlendirdi.
Erol, "Netanyahu'ya tanınan geçiş izninin 'diplomatik gereklilik' çerçevesinde verilmiş olmasının bu ülkelerin UCM'nin kurucu anlaşması Roma Statüsü'nü ihlalini ortadan kaldırmıyor." ifadelerini kullandı.
Mahkemenin, Moğolistan, İtalya ve Macaristan aleyhine verdiği emsal kararların da taraf devletlerin böyle bir muafiyet öne sürmesinin hukuken mümkün olmadığını gösterdiğinin altını çizen Erol, "UCM'nin Moğolistan, İtalya ve Macaristan aleyhine verdiği emsal kararlar, 'diplomatik gereklilik ya da devlet başkanlığı dokunulmazlığının' bu ihlali meşrulaştırmayacağını ortaya koyuyor." dedi.
UCM, Gazze Şeridi'nde işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gerekçesiyle Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında 21 Kasım 2024'te tutuklama emri çıkarmıştı.
O tarihten bu yana Netanyahu'nun ABD'ye yaptığı seyahatlerde kullandığı uçak defalarca Roma Statüsü'ne taraf Avrupa ülkelerinin hava sahasından geçti.
Eylül 2025'te BM Genel Kurulu için New York'a giderken Yunanistan ve İtalya hava sahasını kullanan ancak Fransa'ya girmeyen Netanyahu'nun uçağı, 28 Aralık 2025'te ve yeniden bu yılın şubat ayında Trump ile görüşmek üzere ABD'ye giderken üç ülkenin de hava sahasından geçti.
AB Komisyonu Dış İlişkiler Sözcüsü Anouar el Anouni, konuya ilişkin AA muhabirinin sorusuna verdiği yanıtta, AB'nin UCM'yi ve Roma Statüsü'nün ilkelerini desteklediğini yineleyerek taraf devletlere Mahkeme ile tam işbirliği çağrısında bulunmuştu.
Taraf devletlerin UCM ile işbirliği yükümlülüğü
Dr. Erol, "Roma Statüsü'nün 86. maddesi, taraf devletlere Mahkeme'nin yetkisi kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında Mahkeme ile tam işbirliği yapma yükümlülüğü veriyor." diyerek, Statü'nün 88. maddesine göre taraf devletlerin geçici tutuklama dahil Statü'de öngörülen tüm işbirliği türleri bakımından kendi iç hukuklarını Mahkeme'nin emir ve taleplerini yerine getirmeye elverişli hale getirmekle yükümlü olduğunu vurguladı.
Statü'nün 89. maddesinin ise taraf devletlerin, kendi ulusal hukuklarındaki usule uygun biçimde tutuklama ve teslim taleplerini yerine getirmesini öngördüğünü kaydeden Erol, "Bu üç madde, taraf devletlerin UCM tutuklama kararlarını uygulamasının bir tercih değil, bağlayıcı bir yükümlülük olduğunu ortaya koyuyor." diye konuştu.
Erol, UCM Ön Dava Dairesinin, Macaristan'ın Netanyahu'yu 3-6 Nisan 2025 tarihlerinde ülkesinde bulunduğu sırada tutuklamayarak Statü kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmettiği, 24 Temmuz 2025 tarihli kararında, "taraf devletlerin Mahkeme ile tam işbirliği yapmakla yükümlü olduğunu ve bu işbirliğinin iyi niyetle, Statü'nün konu ve amacına uygun biçimde yürütülmesi gerektiğini" yinelediğini hatırlattı.
Daire'nin Macaristan kararının da Statü'nün 98/1. maddesinin taraf devletlere, bir talebin kendilerince uygulanabilir görüldüğü her durumda işbirliğini tek taraflı olarak askıya alma hakkı tanımadığı yönünde olduğunun altını çizen Erol, "Bu tespit, devlet başkanlığı dokunulmazlığının UCM önünde bir savunma aracı olarak işlemeyeceği, şüphelinin devlet başkanı sıfatı taşıması ve dokunulmazlığa sahip olmasının tutuklama ve teslim işlemini yapmamak için geçerli bir gerekçe oluşturmayacağı anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.
UCM, işbirliği yapmayan ülkelere karşı ne yapabilir?
Statü'nün 87/7. maddesine göre, bir taraf devletin Mahkeme'nin işbirliği talebine Statü hükümlerine aykırı biçimde uymaması ve bunun Mahkeme'nin işlev ve yetkilerini kullanmasını engellemesi halinde, Mahkeme'nin bu yönde bir tespitte bulunarak konuyu Taraf Devletler Meclisine (ASP) bildirebileceğine işaret eden Dr. Erol, şu değerlendirmelerde bulundu:
"UCM, Macaristan'ın yanı sıra 24 Ekim 2025 tarihli kararıyla Moğolistan'ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i tutuklayıp Mahkeme'ye teslim etme talebine Statü hükümlerine aykırı biçimde uymadığına ve bunun Mahkeme'nin işlev ve yetkilerini kullanmasını engellediğine hükmederek meseleyi ASP'ye havale etti."
Erol, UCM Ön Dava Dairesinin 17 Ekim 2025'te oy birliğiyle İtalya'nın da Osama Necim (Njeem) hakkındaki tutuklama emrini yerine getirme yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar verdiğini ve 26 Ocak 2026 tarihli kararla İtalya'nın tutuklama emrini yerine getirmemesi sebebiyle ASP’ye havale edildiğini anımsattı.
Erol, "Macaristan, Moğolistan ve İtalya örnekleri, UCM'nin tutuklama emirlerini uygulamayan taraf devletlere karşı hem uyumsuzluk tespiti hem de ASP'ye havale mekanizmasını fiilen işlettiğini kanıtlıyor." dedi.
Macaristan kararında bir uyumsuzluk tespitinin otomatik olarak ASP'ye havaleyle sonuçlanmadığını ve hakimlerin bu konuda belirli bir takdir yetkisine sahip olduğunu anlatan Erol, "Nitekim Eylül ve Aralık 2025'te Netanyahu'nun Avrupalı ülkelerin hava sahasını kullandığı durumlarda Mahkeme durumu ASP'ye iletmedi." dedi.
Ülkelerin hava sahasında bir devlet uçağını durdurma yetkisi var
Erol, Yunanistan, İtalya ve Fransa'nın "uçak sadece geçti, inmedi" savunmasının havacılık hukuku bakımından da dayanaksız olacağına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
"Uluslararası hukukta devlet uçaklarının statüsünü kapsamlı ve özel biçimde düzenleyen bir hukuki çerçeve bulunmuyor, örneğin devlet uçaklarının dokunulmazlık ve ayrıcalıklarını düzenleyen tek bir uluslararası belge yok. Bu konu farklı sözleşmelere dağılmış durumda. Uluslararası hukuka göre devletler, kara suları dahil kendi toprakları üzerindeki hava sahasında egemenliğe sahip ve bunun sonucu olarak ister sivil ister devlet uçağı olsun hiçbir hava aracı, önceden izin almaksızın bir devletin topraklarına giremez veya üzerinden uçamaz."
Chicago Sözleşmesi'nin bu teamül kuralını teyit etmekle birlikte, kendi rejimi kapsamında sivil hava araçlarına, devlete ait veya devlet kontrolündeki sivil hava araçları dahil, giriş veya transit geçiş bakımından belirli ayrıcalıklar tanıdığını anlatan Erol, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Her ne kadar, Chicago Sözleşmesi'nin kapsamı esasen sivil hava araçlarıyla sınırlı olup askeri, gümrük, diplomatik ve polis hizmetlerinde kullanılan devlet uçaklarını dışarıda bıraksa da devlet uçaklarının diplomatik ya da resmi seyahatlerini düzenleyen ayrı ve kapsamlı bir sözleşme bulunmadığından, Chicago Sözleşmesi'ndeki egemenlik ilkesinin teamül hukuku niteliği taşıması nedeniyle sözleşme hükümleri mümkün mertebe devlet uçaklarının transit geçişleri bakımından da referans olarak kullanılıyor."
Erol, bu durumun, Netanyahu'yu taşıyan uçağın Yunanistan, İtalya ve Fransa'nın hava sahasını bu ülkelerin önceden izni olmadan kullanamayacağı anlamına geldiğini söyleyerek, "Macaristan, Moğolistan ve İtalya'nın başına gelen tutuklama emrini uygulamama sebebiyle ASP'ye havale süreci, aynı gerekçelerle Yunanistan, İtalya ve Fransa'yı da bekleyen bir olasılık olarak önümüzde duruyor." ifadelerini kullandı.

