
Nekbe hiç bitmedi
Yetmiş sekiz yıldır süren Nekbe, geri dönüş hakkını ortadan kaldırmadı; aksine onu netleştirdi.
Monadel Herzallah’ın CounterPunch’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Büyükannem, solmuş kadifeyle kaplı küçük bir tahta kutuda paslı bir demir anahtar saklardı. Çocukken onun sadece kırık bir antika olduğunu sanırdım, ama ne zaman eline alsa gözleri uzaklara dalardı. O anahtarın, bir zamanlar Beyr El Sabaa’da hiç görmediğim aile evlerinin ön kapısını açtığını söylemişti bana — artık hiçbir haritada yer almayan, ancak hafızamıza kazınmış o mahallede. 1948'de dedem ve ninem oradan ayrılmak zorunda kaldıklarında, o anahtarı, üzerlerindeki kıyafetleri ve bir iki hafta içinde geri döneceklerine dair sarsılmaz inançlarını yanlarına aldılar. Yetmiş sekiz yıl sonra, o anahtar hâlâ kutunun içinde duruyor ve biz hâlâ bekliyoruz.
Nekbe — felaket — 1948'de sona ermedi. Farklı biçimlerde devam etti, Filistinlilerin acılarını derinleştirirken aynı zamanda yeni bir farkındalığı da keskinleştirdi: Filistinliler arasında, evet, ama aynı zamanda tanık olduklarını görmezden gelmeyi reddeden küresel bir nesil arasında da. Bu farkındalıkla birlikte ne yapacağımız, bu anın gerçek bir dönüm noktası mı olacağını yoksa sadece zamanla unutulacak bir öfke bölümü mü olacağını belirleyecek.
Milyonlarca Filistinli için 15 Mayıs soyut bir tarih değildir. Bu, hiç kapanmayan bir yaradır. 1948 Nekbe’si, 750.000’den fazla insanın zorla sürülmesi, 500’den fazla köyün yıkılması ve bir toplumu silip süpürmek amacıyla yürütülen kasıtlı bir terör kampanyasıydı. Ancak Filistinli yazar Hassan Kanafani'nin 1936-1939 ayaklanmasına ilişkin analizinde bize öğrettiği gibi, bu felaket birdenbire ortaya çıkmadı. Yıllarca süren sömürgeci manipülasyonlar, iç bölünmeler ve nihayetinde mücadeleye ihanet eden dış güçlere bağımlılık sonucu hazırlandı. Kanafani, bu ayaklanmanın yenilgisinin, kurtuluş hareketlerinin nasıl başarısız olduğunu anlamak için bir şablon olduğunu savundu — cesaret eksikliğinden değil, birleşik bir strateji, kendine güven ve net bir analiz eksikliğinden. Bu ders sadece Filistinliler için değil, ahlaki bir duygu anından daha fazlası olmak isteyen her dayanışma hareketi için de geçerlidir.
Ve Nekbe hiç bitmedi. Sadece üniformasını değiştirdi. Eylül 1993’te Oslo Anlaşmaları imzalandı; yorgun bir halka ve umut dolu bir dünyaya barışa giden yol olarak sunuldu. Oysa Oslo, direniş için büyük bir yenilgiye dönüştü. Filistin topraklarını kontrol bölgelerine böldü, bir kurtuluş hareketini işgalin güvenlik alt yüklenicisine dönüştürdü ve müzakere masasından mültecileri ve geri dönüş hakkını tamamen sildi. Bir Arap analistin yazdığı gibi, “dayatılan barış — zorlama ve suç yoluyla sağlanan barış — tamamen geçersizdir, aşağılayıcı bir teslimiyettir.” Oslo tam da buydu: güç yoluyla barışı dayatma, ulusal hakları, davayı idari bölgelere bölen bir anlaşma ile değiştirme girişimi. Ancak tarih, kolektif hafızayı bombalayarak boyun eğdiremeyeceğinizi kanıtlıyor. Ulusal haklar ölmez. Kimlik, üzerine kaç imza atılırsa atılsın, yerleşim anlaşmalarıyla silinemez.
Bugün, süregelen Nekbe’nin en vahşi hali Gazze’de yaşanıyor. Ekim 2023’ten bu yana, soykırımcı bir devlet, tüm bir halkın hızlandırılmış etnik temizliğinden başka bir şey olmayan topyekûn bir savaş yürütüyor. Toplu katliamlar, kasıtlı aç bırakma, bütün aile soylarının yok edilmesi, hastanelerin, okulların ve üniversitelerin sistematik olarak tahrip edilmesi — bunların hepsi Batılı hükümetler tarafından finanse ediliyor ve silahlandırılıyor. ABD vergi mükellefleri için bu, sizin hiçbir payınız olmayan yabancı bir trajedi değil; bu, sizin vergi paranız, siyasi kurumlarınız ve sessizliğinizle mümkün kılınan bir suçtur. Dünya çapında sokaklara dökülen öfke haklıdır, ancak öfke tek başına, uzun süredir var olan iktidar yapılarının ürettiği bir soykırımı durduramaz. Hepimiz — Filistinliler ve adalet arayan herkes — bu muazzam kararlılık ve öfke enerjisini, yaşadığımız dünyayı, bugüne kadar bu katliamı durdurmakta yetersiz kaldığı kanıtlanmış dünyayı gerçekten değiştirecek bir enerjiye dönüştürmeliyiz.
Bu, dayanışmanın artık yüzleşmesi gereken acı gerçektir. Birçoğumuz yürüyüşlere katıldık, infografikler paylaştık ya da temsilcilerimize baskı yaptık, ancak bombalar düşmeye devam ediyor. Bu, eylemlerimizin anlamsız olduğu anlamına gelmez; imparatorluğun hesaplarını değiştirmek için gereken türden sürdürülebilir, stratejik ve ezber bozan bir hareket henüz inşa edemediğimiz anlamına gelir. Kanafani’nin 1936–1939 dönemine ilişkin analizi bu noktada yine aydınlatıcıdır. O, bir isyanın parlak bir şekilde alev almasına rağmen, birleşik bir siyasi liderlik, bağımsız kaynaklar ve düşmanın provokasyonlarına sadece tepki vermek yerine onun yapısal zayıflıklarını hedef alan bir strateji eksikliği durumunda yine de ezilebileceğini göstermiştir. Bugün dayanışma da benzer bir zorlukla karşı karşıyadır: ara sıra yapılan ahlaki ifadelerin ötesine geçerek, işgali ve soykırımı hayatta tutan askeri, ekonomik ve diplomatik damarları kesebilecek uzun vadeli, organize bir baskı oluşturmak.
Somut olarak bu, Nekbe’yi anmanın – ister bir mülteci kampında ister Batı’nın başkentlerinden birinde düzenlenen bir mitingde olsun – yalnızca yıllık bir anma ritüeli olarak kalamayacağı anlamına gelir. Hafıza hayati önem taşır; köklerinden koparılmış bir halk için hayatta kalmanın şartıdır. Eski evlerin anahtarları hâlâ gururla havaya kaldırılmalıdır. Ancak hafıza, kurumlar, bilgi birikimi ve stratejik kampanyalar oluşturmak için gereken yoğun çabaların yerine geçtiğinde bir tuzağa dönüşür. Başka bir yazarın da vurguladığı gibi, Nekbe’yi anmayı kolektif bir emek alanına dönüştürmemiz gerekiyor: sözlü tarih projeleri, hukuki belgeleme, kamplarda ve toplum merkezlerinde siyasi eğitim ve harekete tek bir haber döngüsünden daha uzun ömürlü veriler ve stratejiler sağlayabilecek bağımsız araştırma kurumlarının kurulması.
Bu yazı sadece Filistinliler için değil. Son aylarda, gerçek zamanlı olarak gerçekleşen bir soykırıma öfkelenerek Londra, New York, Sana’a, Johannesburg ve yüzlerce başka şehrin sokaklarını dolduran herkes için. Protestolarının bombaları henüz durduramadığını düşünen Chicago’daki aktivist için ve paralarının Gazze’deki çocukların bedenlerinin yok edilmesini doğrudan finanse ettiğini fark etmeye başlayan Boston’daki vergi mükellefi için. Kendinize daha ne yapabileceğinizi hiç sorduysanız, bu yazı sizin için.
Filistin mücadelesinin destekçileri için bu, dayanışmamızı acıma ya da suçluluk duygusundan uzaklaştırıp, ortaklık ve stratejik uyum temelinde yeniden şekillendirmek anlamına gelir. Bu, geri dönüş hakkının bir metafor olmadığını; kendi toplumlarımızda incelenmesi, açıklanması ve savunulması gereken hukuki ve siyasi bir talep olduğunu anlamak demektir. Bu, Batı medyası, akademisi ve mevzuatına yerleşmiş Filistin karşıtı çerçevelere karşı çıkmak anlamına gelir — sadece yılda bir kez değil, sürekli bir kampanya olarak. Ve bu, Filistinlileri yerinden eden ve öldüren sistemlerin, kendi ülkelerimizdeki savaşlar, kemer sıkma politikaları ve gözetimle de bağlantılı olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Kurtuluşumuz birbirine bağlıdır.
Yetmiş sekiz yıldır süren Nekbe, geri dönüş hakkını ortadan kaldırmadı; aksine onu netleştirdi. Ve son aylarda tanık olduğumuz küresel vicdan ayaklanması, milyonlarca insanın bu netleşmenin bir parçası olmaya hazır olduğunu gösterdi. Şimdi yapılması gereken, bu ateşi umutsuzluğa ya da sadece anma törenlerine dönüştürmemek, onu siyasi güç oluşturmak için yapılan gösterişsiz, sabırlı ve koordineli çalışmalara yönlendirmektir. Kanafani'nin ısrarla belirttiği gibi, mesele adaletin bizim tarafımızda olup olmadığı değil, onu reddedenler kadar ciddiyetle örgütlenmeye hazır olup olmadığımızdır.
Notlar:
El-Nekbe — “felaket” — 1948’de Filistin’de yaşanan etnik temizliği ifade eder; bu süreçte 750.000’den fazla Filistinli zorla yerinden edildi ve 500’den fazla köy yıkıldı; bu da dünyanın en uzun süren mülteci krizine yol açtı.
1936–1939 Filistin ayaklanması, İngiliz egemenliğine ve Siyonist yerleşimlere karşı kitlesel bir sömürgecilik karşıtı ayaklanmaydı. Hassan Kanafani tarafından derinlemesine analiz edilen bu ayaklanmanın yenilgisi, on yıl sonra Nekbe’nin önünü açacak stratejik zayıflıkları ortaya çıkardı.
Kaynak:
Kanafani, Hassan. Filistin'deki 1936–39 Ayaklanması. (İlk olarak Thawrat 1936–1939 adıyla yayınlanmıştır.
*Monadel Herzallah, Ed.D., ABD Filistin Toplumu Ağı'nın (USPCN) kurucularından biridir. Kendisi bir eğitimci ve işçi örgütleyicisidir ve Özgür Filistin ile tüm halkların kurtuluşu için ömür boyu aktivistlik yapmaktadır.

HABERE YORUM KAT