1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. “Maduro bir eşik”
“Maduro bir eşik”

“Maduro bir eşik”

Mehmed Mazlum Çelik, ABD ve İsrail’in liderleri kaçırma ve doğrudan tasfiye etmeyi yeni bir dış politika enstrümanı haline getirdiğini söylüyor.

06 Ocak 2026 Salı 15:06A+A-

Maduro Bir Eşik: Olası Bir Lider Avına Karşı Devlet Başkanları Nasıl Korunuyor?

Mehmed Mazlum Çelik / Fokus+


 

ABD’nin Nicolas Maduro’yu kaçırmasıyla dünya kamuoyu ikiye bölündü. Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı bu operasyon sonrası bazı sorular öne çıktı.

“Liderlerin hedef alındığı bu stratejinin amacı nedir ve dünya liderleri nasıl korunuyor?”

Bilindiği üzere Cihan Harbi 28 Haziran 1918 yılında Veliaht Prens Franz Ferdinand’ın suikastla öldürülmesi sonucu başlamıştı. Bu travmatik olay sonrası liderlere yönelik suikast ve kaçırma gibi eylemler devletlerin istihbarat birimlerinin kaçındığı bir hadiseyken, günümüz siyasetinde yeni bir enstrümana dönüşmesi kaotik bazı senaryoları tetikleyebilme potansiyeli taşıyor.

Liderler nasıl tasfiye ediliyordu?

Birleşmiş Milletler kurulduktan sonra dünya siyasetinde liderlerin tasfiyesi özellikle Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak tanımladığımız coğrafyalarda ordu eliyle askeri darbe yahut fanatiklerin silahlarından çıkan kurşunlarla gerçekleşiyordu.

Bu anlamda bazı ülkelerin yakın tarihinde sıra dışı olayları hatırlayalım.

İran’da Batı Bloku ve ABD ile ters düşen Başbakan Musaddık’ın tasfiyesi bugün hala İran siyasetinde dengelerin tam oturmamasını sağlayan sarsıcı bir örnektir. Ajax Operasyonuna her ne kadar İsrail, İngiltere ve ABD istihbaratları açık bir şekilde destek vermişse de orduları buna doğrudan müdahil olmadı.

Suudi Arabistan’da Kral Faysal, İsrail’i köşeye sıkıştıran politikalarının sonucunda kendi Yeğeninin sıktığı kurşunla şehit edildi. ABD ve İsrail bu suikast sonrası Suudi Arabistan’ı dış politikada bir daha petrol kartını oynayamayacak hale getirdi.

Pakistan’da Hindistan ve İsrail’in bölgesel varlığını tehdit eden ve ülkenin nükleer gücünün mimarı olan Zulfikar Ali Butto önce ABD destekli bir askeri operasyonla devrildi ve ardından idam edildi.

Mısır’da Arap ülkücülüğünün en önemli ismi Cemal Abdülnasır’ın tasfiye süreci de benzer bir senaryonun ürünüydü. Kendi ordusunun içindeki güçlerce öldürülmüş olmasına rağmen Nasır’ın tasfiyesinin arkasında Batı Blok’unun kesin desteği bulunmaktaydı.

Benzer senaryolar Ruslar tarafından da uygulanıyordu. Suriye ve Irak’ta hükümet ve rejim değişiklikleri çoğunlukla suikastçılar ya da ordu eliyle gerçekleştiriyordu.

Bu senaryo neden değişti sorusu ise büyük önem kazanıyor.

ABD ve İsrail neden yöntem değiştirdi?

Günümüz dünyasında halk hareketleri liderler ve ordu üzerinde derin etkiye sahip bir konjonktür sunuyor.

Geçmişte bu güç yadsınabiliyor veya dizginlenebiliyordu.

2002’de Chavez’in ve 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbeleri püskürtme kabiliyetinin arkasında büyük oranda halk desteği bulunuyordu. Halk korkutulup terbiye edilebilecek noktadan uzaklaşmasıyla bilhassa ordu içindeki manevra alanı daralmış oldu.

Liderlere yönelik doğrudan nokta atışı operasyonlar bu anlamda caydırıcı bir güç olarak öne çıktı.

İsrail’in Lübnan’da Hasan Nasrallah’ı öldürmesi, İran’da İsmail Heniyye ve Filistin’de Yahya Sinvar gibi isimleri şehit etmesi, ABD’nin Irak’ta Kasım Süleymani’yi doğrudan hedef alması bu yeni stratejinin en somut örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.

Liderler nasıl korunuyor?

ABD’nin ve İsrail’in yeni stratejisinde hedef çoğunlukla üçüncü dünya ülkeleri oluyor. Lakin Rusya, ABD, Türkiye ve İsrail gibi ülkelerin liderlerinin nasıl korunduğu da son olaylarla daha büyük önem kazanıyor; çünkü ABD ve İsrail bu strateji ile cehennemin kapılarını sonuna kadar açmış durumda.

Rusya lideri Vladimir Putin eski bir KGB ajanı, dolaysıyla güvenliğin mantığını en iyi bilen liderlerden. Putin’in korumasını Rusya Federal Güvenlik Servisi FSO üstlenmiş durumda ve Rus lider dünyada en iyi korunan isimlerin başında geliyor. Putin’in koruma yöntemi silahlı suikast ve zehirlenme girişimlerine karşı farklı stratejilerle ilerliyor. Putin’in özel çeşnicibaşından gölge korumalara varıncaya kadar çeşitli korumaları bulunuyor. Wagner grubunun Moskova yürüyüşünde Putin’in bir süre ekranlarda ve toplantılarda görülmemesinin en büyük nedeni bu güvenlik önlemleriydi.

ABD Başkanlarının koruması birçok film, dizi ve kitaplarda da sıkça yer aldığı üzere “Gizli Servis” tarafından sağlanıyor. Öyle ki bu koruma şemsiyesi Devlet Başkanlarının programlarını dahi Başkana sormadan değiştirebilecek yetkiye sahip. Geçmişte Lincoln ve Kennedy gibi ABD Başkanlarının öldürülmüş olması nedeniyle Gizli Servis olağanüstü yetkilerle donatılmış durumda. Öyle ki güvenlik nedeniyle Gizli Servis’in ABD Başkanlarının özellikle yurt dışı ziyaretlerin tuvalet ve lavabo gibi insani ihtiyaç malzemelerini dahi yanında götürdüğü bilinmektedir.

İsrail Başbakanı Netanyahu dünyada en fazla korunan liderlerden birisi. Son katıldığı BM toplantısında tuvalete dahi 20 ajanla birlikte gitmesi en çok tartışılan konulardan birisiydi. İsrail’de ise “Sığınak” koruması Netanyahu’nun en sık başvurduğu korunma yöntemi olarak öne çıkıyor. Bilhassa kritik kararların alındığı zamanlarda Netanyahu ortalık sakinleşene kadar vaktinin çoğunu sığınakta geçirdiği biliniyor.

Türkiye Devleti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın koruması da büyük titizlikle yapılıyor. 15 Temmuz başta olmak üzere daha önce defalarca saldırıya maruz kalan Cumhurbaşkanının güvenliği Cumhurbaşkanlığı korumaları ve MİT eş güdümünde yapıldığı biliniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan diğer dünya liderlerinin aksine halk ile çok yoğun etkileşimde ve halkın içerisinde olması sebebiyle üst düzey bir güvenlik protokolü uygulanıyor.

Gelişmiş ülkelerin liderleri bu şekilde korunurken bazı körfez ülkelerinin liderlerinin koruması son derece ilginç. Bilhassa yabancı ülke servislerinin ya da güvenlik şirketlerinin koruduğu liderler siyasi gelişmelerden yoğun bir biçimde etkilenebiliyor. Bu anlamda Suudi Arabistan’da bilhassa tarihe Kâbe Baskını olarak geçen hadise sonrası güvenlik büyük oranda yabancı servislerle birlikte sağlanıyor.

Suriye’de Devlet Başkanı Şara’nın Türk İstihbaratı tarafından güvenliği takip edildiği bilinirken Afrika ülkelerinde çoğu ordunun içinden gelen liderler koruma yöntemlerini kendi askeri birlikleri üzerinden gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Bu anlamda Burkina Faso lideri İbrahim Traore en ilginç örnek olarak sıyrılıyor. Traore’ye şu ana kadar kaydedilmiş 29 suikast ve darbe teşebbüsü genç liderin kendi yönettiği operasyonlarla püskürtülmüş olması önemli bir ayrıntı.

Velhasıl, Donald Trump, Venezuela liderinin nasıl yakalandığını açıkladığı basın toplantısında devlet başkanlarına yönelik suikast ve kaçırmaların süreceğini ilan etmesiyle artık bunun dış politikada kullanılacak bir yöntem olduğunu ilan etti. Eski çağlarda savaş meydanı hariç bir kralın öteki kralı öldürmesi “ayıp” bir eylem olarak kabul edilirken Birinci Dünya Savaşı ile bu yöntem uluslararası siyasette makbul ve hukuki bulunmuyordu. Oysa günümüz savaşlarında artık Devlet Başkanı kaçırmak ve doğrudan öldürmek gibi bir yöntemin benimsenmesi küresel siyaseti baştan şekillendireceği aşikâr.

 

HABERE YORUM KAT