1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Leyli Meccani ve Maalesef Acıklı...
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Leyli Meccani ve Maalesef Acıklı...

22 Ekim 2016 Cumartesi 15:22A+A-

“Leyli meccani (yatılı ve parasız) bir okul var, buna gider misin?” diye soran bir arkadaşının tavsiyesiyle 1954 yılında askerî okula girmiş Turgutlulu hafız bir imamın torunu Hilmi Özkök.

Bursa Işıklar Askerî Lisesi’nden sonra Ankara’ya Harp Okulu okumaya gitmiş. Gerisini tam adıyla “Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ/PDY) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi İle Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu”nda önceki gün şöyle anlattı:

 “Biz, taşradan gelen arkadaşlarımız, biraz tabii görgülerimiz itibarıyla inançlı kişileriz ve orada namaz kılan arkadaşlarımız vardı, Harp Okulunda ve bize bir yer tahsis edilmişti, bir salon, o salonda biz namaz kılıyorduk ve orada Kuleli Askerî Lisesinden gelen bir grup da vardı, bunların ayrı olduğunu gördük, bize yaklaşmıyorlardı, diğer, Işıklardan gelen veya sivilden gelenlere ve tuhaf kitaplar okuyorlardı, aralarında konuşuyorlardı. İlk defa 'Nurculuk'la böyle tanıştık. Ellerinde Se'âdet-i Ebediyye diye bir kitap vardı, onları okuyorlardı. Bize de bunları okumamızı öneriyorlardı...”

Dikkat ederseniz, o zaman öyle zannediyorduk da demiyor. Hâlâ Nurcuların "Se’adet-i Ebediyye" okuduğunu zannediyor eski ve dindar Genelkurmay Başkanı. Daha da kötüsü FETÖ darbesini araştıran komisyonda bu cehaletinde yalnız da değil.

Komisyon tutanaklarından biraz daha okuyalım:

Aykut Erdoğdu (CHP): Yıl kaç dediniz Paşam?

Özkök: 1957.  Ve orada Kuleli Askerî Lisesindeki bir öğretmen tarafından bu öğrencilerin bu şekilde etkilendiğini o vesileyle öğrenmiş olduk ama okuduğumuz zaman -o kitapları bize de verdiler okuyun diye- daha başlangıçtan itibaren çok şartlandırılmış olduğunu, iyi kitaplar olmadığını gördük, en azından benim için. Çünkü benim dedem cumhuriyetin ilk ilkokul öğretmenlerindendir. Aynı zamanda hafızdır ve Turgutlu’nun Musacalı köyünde hem öğretmenlik yapmış hem imamlık yapmıştır. Çok aydın bir kişiydi. O bize dinimizin bizim ihtiyaç duyduğumuz kısımlarını öğrettiği için biz başkalarından bir şeyler öğrenme arzusunda olmadık.... Dolayısıyla biz orada namaz kılıyorduk. Ha, onların çok farklı olduğunu gördük ve bir gün oraya birtakım kâğıtlar getirdiler, koydular, '1937 CHP kongresinde alınan kararlar' (Laikliğin de aralarında olduğu Altıok’un anayasaya girdiği kurultay) diye bir belge. Çok şaşırdık ve onlara dedik ki: 'Bakın, burada bize böyle bir imkân verdiler. Biz burada namazımızı kılıyoruz. Bunlar siyasi şeylerdir, böyle şey yapmayın.' Buna rağmen bu iş böyle devam etti. Fakat sonradan biliyorum ki o çocukların birçoğu ayrıldılar Silahlı Kuvvetlerden veya kendileri ayrıldılar. İlk önce böyle öğrendik, 'Nurculuk'tu o zaman, başka bir şey bilmiyorduk. 'Gericilik' lafları bile daha tam yaygın değildi...”

 Aytun Çıray (CHP): Sizin tabii, biz doğmadan önce bir tecrübeniz var, 1957 yılında Nurcuları gördüğünüzü söylüyorsunuz ve bir grup olarak Harp Okulunda…

 Özkök: Harp Okulu’na nüfuz etmekte olduklarını gördüm.

Neyse ki komisyonun başkanvekili AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ devreye giriyor:

Selçuk Özdağ (AK Parti): Nurcuları demiyor, orada bir yanılma var, Işıkçılar onlar. “Se’adet-i Ebediyye…” dedi sayın Paşam “Se'adet-i Ebediyye” Işıkçılar diye bir grup, daha önce Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmış bir yarbay veya albay kendisi ve aynı zamanda kimyager.

Özkök: Evet, doğru.

 Aykut Erdoğdu: Komutan “Nurcular” deyince biz…

Özkök: Işıkçılar ile Nurcuları ben bir, aynı yerden kaynaklanıyor, belki farklıysa bilmem. Yani Işıkçılar, tamam.

Aykut Erdoğdu: Yani gene onlar Nurcudur. Şimdi, şöyle bir şey, şu açıdan bu beyanınız önemli: Demek ki Türk Silahlı Kuvvetlerine sinme çabası yeni bir çaba değil...

Hadi CHP’li milletvekilleri geçelim. Türkiye’de din ve dindarlar hakkında cehalet laik kesimlerde iftihar vesilesidir. Her ne kadar FETÖ darbesini araştıran bir komisyonun üyesi olsanız da.

Ama TSK standartlarının üstünde dindar, namaz kılan, bu meselelerde hassas bir eski Genelkurmay Başkanı’nın tam da görev süresi boyunca haklarında hangi tedbirleri aldığı konuşulan grubu 2016 yılında bu komisyona gelinciye kadar doğru düzgün tanımadığının ortaya çıkması herhâlde pek çok sorunun da cevabı.

Cemaatin kimin kim olduğundan habersiz kadrolarca idare edilen bir orduda nasıl kolayca örgütlendiğini, onların adam seçmekteki zaaflarının nasıl farkına varıp ona göre tedbirler aldığını ve daha vahimi de gizlemeden saklamadan açıktan inançlarını yaşayan, okudukları kitapları arkadaşlarına tavsiye eden dindar askerlerin Özkök’ün de dediği gibi, nasıl ordudan ayrılmak zorunda kaldığını, hatta irticacı diye hep bu dindar subayların ordudan atıldığını daha iyi anlatan bir diyalog olamazdı.

Tabii Özkök’ün komisyona söylediği şu sözleri de; o cemaatin de neden orduya kendini saklayarak sızdığının, 14 yaşındaki çocukları nasıl bu tehlikeli oyuna ikna ettiğinin, o askerin 20-30 yıl boyunca hem kimliklerini koruyup hem de kendilerini saklama motivasyonlarını nereden bulduklarının cevabı:

 “Şimdi, açıkça konuşmak gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri özellikle bazı dönemlerde artmış bir şekilde dine karşı biraz soğuk davranmıştır. Neden? Çünkü hep bunun dinden dolayı irticaya kayılacak gibi bir tehlike sezmiştir. Ta bu Osmanlı’dan beri gelen bir korkunun…

 Aykut Erdoğdu (CHP): Din değil de belki irticaya soğuk davranmıştır.

 Özkök: İrticaya, tabii. Dediğim gibi yani biz Harp Okulundayken namaz kılardık, bize yer tahsis edildi, Harp Okulunun camisi vardır. Eskiden mesela belli bir dönemde biraz sıkıntı oldu. Her terhis olan devre mevlit okuturdu kışlada ve şerbet dağıtılırdı, ertesi sabah gittiğimizde masalarımızda şerbet bulurduk. Yani şey böyleydi. Ama bu kullanıldı. Yani Silahlı Kuvvetler tabii ne yapıyor? Yani dinî konuların şeyden tamamen ayrı tutulmasını isteriz biz görevden. Aslında laikliğin şeyi de budur. Mesela ben de inançlı bir insan olduğumu hiçbir zaman saklamadım, onun için de başıma çok da sıkıntılar geldi. Ama bir defa makamımda namaz kılmamışımdır, kimse de görmemiştir. Yani o ayrı, o ayrı. Kafamın yarısı yani devlet adamıyım, tamamen, efendime söyleyeyim, şey yaparım, o konuları o konuyla hiçbir zaman birleştirmedim ve aslarıma da öğrencilerime de hep bunu aşıladım. 'İnancınız olabilir ama devlet idaresinde bu yoktur.' İsmet Paşa’yı hep örnek verirdik, İsmet Paşa’nın başucunda Kur'an varmış ama bir defa ağzına, efendime söyleyeyim, halk içerisinde, bilmem nerede bu konuları şey etmedi, almadı. Biz böyle anlardık asker olarak...”

Sadece öğretici değil çok da hüzünlü. İnançlı olduğu için bir Genelkurmay Başkanı’nın başına sıkıntılar gelmesi mi, yoksa düzenli namazını kılan bir Genelkurmay Başkanı’nın bunu gizlemek zorunda kalması mı yoksa bununla iftihar etmesi mi daha trajik, karar vermek güç.

 Ama Meclis Komisyonu’nun 15 Temmuz’u ve Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için üç günlük performansının bile çok öğretici olduğunu teslim etmeliyiz. Komisyon tutanaklarının yer aldığı sayfa bir süre sık kullanılanlar arasında yerini alacak gibi görünüyor.

https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/komisyon_tutanaklari.tutanaklar?pKomKod=1021&pDonem=26&pYasamaYili=2

TÜRKİYE

YAZIYA YORUM KAT