Sinan Ön'ün yazısı:
Ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın.
"Açız! Açız!" diye feryâd eden çocuklarının,
Karıştırıp duruyorken pişen nevâlesini;
Çıkardı yuttuğu yaşlarda çırpınan sesini:
-Durunda yavrularım, işte şimdicek pişecek...
Fakat ne hâl ise bir türlü pişmiyordu yemek!
Çocukların yeniden başlamıştı nâleleri...
Selamı verdi Ömer, daldı âkıbet içeri.
Selamı aldı kadın pek beşuş bir yüzle.
-Bu yavrular niçin, ey teyze, ağlıyor, söyle?
-Bu gün ikinci gün, aç kaldılar...
-O halde, neden
Biraz yemek komuyorsun?
-Yemek mi? Çömleği sen,
Tirit mi zannediyorsun? İçinde sâde su var
Çakıl taşıyla beraber bütün zaman kaynar!
Ne çare! Belki susarlar, dedim. Ayıplamayın…
“Kenya'da sekiz çocuğunu yemek geleceğine inandırmak için, ocakta taş pişirirken görüntülenen kadın” haberini okuyunca, Merhum Akif’in “Kocakârı İle Ömer” şiiri geldi aklıma…
Bu annenin eylemi medyada yer alınca kendisine birçok yerden yardım gelmeye başlamış. Bu anne ve çocukları Ömer’lerini bulmuş iyi de “taş kaynatan” ancak onlar kadar kısmetli ol(a)mayan milyonlarca insanın Ömer’leri nerede?

