İslam'a Karşı Anti-Semitizm Maskesi

İslam'a Karşı Anti-Semitizm Maskesi

Gazze'de işlenen Siyonist soykırıma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kitlesel protestolar gösterildi. Ancak Hamas'ın sahiplenilmesi karşısında kimi "sol aydın"lar anti-semitizm yaygarasıyla bu duyarlılığı karalamaktan ve lekelemekten geri durmadılar.

Siyonist İsrail'in soykırım işlediği bir vasatta "anti-semitizm" klişesini ağızlarından düşürmeyenler bir de bildiri yayınladılar. "İnsan hakları savunucusu" kimi sol isimlerin de yer aldığı bu bildiriyi sahiplenenler Hamas gibi "faşist" bir grubun sahiplenilmesine ateş püskürdüler. Aşağıda tam metnini yayınladığımız bu bildiri üzerinden Taraf gazetesinde tartışma yazıları yayınlandı. Bildirinin imzacılarından Ayşe Günaysu, İslami direniş düşmanlığı üzerinden "anti-semitizm" propagandası yaparken cevabı Enver Gülşen ve Roni Margulies veriyor:

 

İşte "Her Fırsatta Anti-Semitizm" Bildirisi ve İmzacıları:

 

SAVAŞ BAHANE, HER FIRSATTA ANTİSEMİTİZM !

İsrail ordusuyla Hamas arasında süren savaş, bütün savaşlar gibi sadece eline silah alanları değil, sürdüğü yerdeki insan, hayvan, doğa-bütün hayatı yakıyor. Ve bu metni kaleme alan bizler dilerdik ki, bu ülkede bu savaşa tepkiler bütün savaşlarda olması gerektiği gibi, bölgedeki her iki halkın da selametini yürekten arzulayan bir duyarlıktan kaynaklansın.

Oysa derin bir kaygıyla gözlediğimiz resim bu değil: gündelik yaşamın diline çoktan yerleşmiş bir ezber, gazetelerde televizyonlarda ve sokaklarda intikam rüzgarları estiriyor.

Savaş bahane edilerek, bizzat savaşın vahşeti yerine İsrail ve kolay bir geçişle Yahudiler şeytanlaştırılıyor. Çünkü bu savaşa karşı çıkma "hassasiyeti" gösterenlerin çoğunun ne yazılarında ne eylemlerinde savaşın diğer müsebbibi Hamas'a dair ne bir itiraz ne bir bilgi görülmüyor. "Yahudiler güvenilmez insanlardır. Bunun için eminiz ki Holokost onların üstüne yine gelecektir" diye konuşan ve yazan yöneticileriyle Hamas'a dair hiçbir rahatsızlık sezilmiyor.

İslami cihad çağırtkanlarından liberal yazarlara, solun da büyük bir kısmını kapsayan bir yelpaze içinde Ortadoğu'nun (da) Yahudisizleştirilmesi ve İsrail'in haritadan silinmesinden başlayan talepler, savaşın gerçek nedenleri ve kaynakları yerine Yahudileri kınamak ve tarihi olguları değiştirmek ve indirgemeye kadar varıyor.

Bu topraklardaki Yahudiler, nefret, öfke ve kin kusan ve günlerdir devam eden bu devasa antisemit propaganda mekanizması karşısında, sessizce kendi içlerine kapanarak, güvenlik önlemlerini arttırarak, kamusal alanda görünmemeye itina ederek yaşamaya çalışıyorlar.

Onlar çok da uzak olmayan bir geçmişte sinagoglarına karşı intihar saldırılarının düzenlendiğini, diş hekimi Yasef Yahya'nın sadece Yahudi olduğu için öldürüldüğünü unutmadılar. Bu korkunç tedirginliği onlar, antisemitlerin başyapıtları Kavgam ve Siyon Önderlerinin Protokolleri gibi yayınların Türkiye'de en çok satanlar listelerinin başını tuttuğu, sokaklarda satıldığı, günlük bazı gazetelerin Hitler'i açıkça övdüğü ve hiçbir yasal yaptırımla karşılaşmadığı bir iklimde taşıdılar, taşıyorlar.

Neredeyse bütün basının, savaşı kışkırtıcı ve tahrik edici bir dille aktarması sonucu, Yahudileri ağır bir dille lanetleyen, doğrudan hedefleyen yazılara rastlamak olağan bir hal aldı.

Sokağa dökülen (islamcı, milliyetçi ve solcu) kalabalıkların pek rağbet ettikleri Nazi dönemine göndermeler (davud yıldızı=gamalı haç, holokost kurbanlarının cellatlara dönüştüğü benzetmesi) başlıbaşına antisemit önermelerdir.

Son günlerin basınından birkaç örnek:

 "Auschwitz'in kurbanları, görüyor musunuz? -- Adorno "Auschwitz'den sonra şiir yazılamaz" derken, Auschwitz'de kurban olanların bugün cellat olduğunu görseydi ne hissederdi acaba? – Enver Gülşen, Taraf, 29.12.2008

 "Rab'bin sana bunu emretmiş olamaz" Manşet, Taraf, 29- Aralık 2008

 "Şu sıralar çevrede en çok duyduğum söz, 'Hitler- haklıymış' oluyor." Nuh Gönültaş, Bugün, 31.12.2008

 "İsrail'i Kahret Ya- Rab", Anadolu'da Vakit, Manşet, 29 Aralık 2008

 Katil İsrail Yeryüzünden- Defol, MİLLİ GAZETE, Ayhan Demir, 6.1.2009

 500. Yıl Vakfı ve Hahambaşı- kastedilerek – "Yahudi terörüne suskunlar", Manşet, Anadolu'da Vakit, 6 Ocak 2009

 "Terörist yahudi yine bebek vurdu" Sürmanşet, Anadolu'da Vakit, 7- Ocak 2009

 Yaşlı-çocuk demeden, sivil-asker ayrımı yapmadan bütün bir- halkı hedefine aldığını açıklayan İsrail'in bu tutumunun, Nazi Soykırımı'ndan ne farkı var? Çatı Partisi Koordinasyonu'nun duyurusundan, Taraf, 8 Ocak 2009

Bu ülke tarihinde birçok kez görünür olmuş antisemitizm, gündelik dilin ve koşullanmanın içine her geçen gün daha sağlam yerleşiyor ve sıradanlaşıyor. "Aydınlar" camiası ya da kendilerini toplumsal adaletsizliğe duyarlı ilan etmiş değişik kesimler islami faşizmin dilini ya doğrudan kullanıyorlar ya da buna sessiz kalıyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı ise "biz, dedeleriniz, ecdadınız kovulduğu zaman, sizi bu topraklarda ağırlayan, misafir eden Osmanlı'nın torunları olarak konuşuyoruz" dediğinde vahim bir durum yaratmakta, yüzyıllardan beri Türkiye'de yaşayan Yahudileri adeta Türkiye Cumhuriyeti'nin lütfedip bu topraklara yerleşmelerine izin verdiği birer mülteci, birer sığıntı yerine koymakta, yurttaş olduklarını unutmakta ve yine onları İsrail Devleti ile özdeşleştirmekte…

"Türklüğe hakaret" bahanesiyle olur olmaz her vesileyle harekete geçmeye hazır yargı ise Yahudilere hakaret ve nefret yayan bu yaygın propaganda karşısında iş edinmiş durumda.

Bu sefer de savaş bahanesiyle Yahudi düşmanlığının canlandırılması ve meşrulaştırılmasını protesto ediyor, kendini antisemitizme, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı konumlayan herkesi tavır almaya çağırıyoruz.

1. Ahmet Kurt
2. Ahmet Tüzün
3. Ali Özdamar
4. Arın Manca
5. Asude Kayaş
6. Asuman Özbey
7. Atalay Göçer
9. Ayse Günaysu
10. Benjamin Yafet
11. Burak Karacan
12. Caner Bingöl
13. Cemal Sarıcı
14. Çağatay Anadol
15. Defne Sandalci
16. Deniz Önder
17. Doğan Akhanlı
18. Doğan Özkan
19. Erdal Karayazgan
20. Erdal Kaynak
21. Eren Keskin
22. Erol Özkoray
23. Fehim Işık
24. Gülkan Ahıska
25. Hakan Akçura
26. Hatice Caner
27. H.Erroll Gelardin
28. Hediye Yilmaz
29. Hülya Işık Kurt
30. Jilvan Amed
31. Kemal Ördek
32. Kürşat Kızıltuğ
33. Leman Yurstever
35. Melek Özman
36. Muhteşem Özdamar
37. Murat Ruben
38. Nadya Uygun
39. Neşe Yaşın
40. Nilgün Aktaş
41. Noyan Özkan
42. Nuray Ada
43. Orhan Cerav
44. Orhan Miroğlu
45. Ragip Zarakolu
46. Recep Maraşlı
47. Sabri Ufuk Ahıska
48. Sait Yildiz
49. Selçuk Armağan
50. Şehmuz Dinçer
51. Şule Aytaç
52. Şükrü Turhal
53. Tayfun Gönül
54. Timuçin Kızılay
55. Tuğçe Canbolat
56. Ugur Güracar
57. Ülkü Songül
58. Vincent Bouvard
59. Yaprak Zihnioğlu
60. Yasemin Temizarabacı
61. Yelda Özcan


 

Bildirinin imzacılarından Ayşe Günaysu'nun 17 Ocak tarihli Taraf'ta yayınlanan yazısı:

 

Antisemitizm bildirisinin amacı ne?

 

Taraf - 17.01.2009 / AYŞE GÜNAYSU*

 

Antisemitizme karşı bildiri tek bir şeye dikkat çekmek için kaleme alındı: Gazze'deki sivil ölümler protesto edilirken, bir kısım İslami çevreler en açık, en kaba şekilde Yahudi düşmanlığı yapılmasına. Bu, kasıtlı, gayet şuurlu, militan bir antisemitizm. Buna karşı hiçbir tepki gelmemesine dikkat çekmek üzere yazıldı.

Savaş Bahane, Antisemitizm Her Yerde" ya da değiştirilmiş "Her Fırsatta Antisemitizm" başlığı altında yayınlanan Antisemitizme karşı bildiri
http://antisemitizmehayir.blogspot.com e-posta gruplarında ve Taraf'ta tartışmalara neden oldu.

Bildiriyi kaleme alanlardan biri olarak, konuyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

İlk önce tuhaf bir illüzyondan bahsetmem gerek. Sık sık, 13 Ocak 2009 tarihli Taraf'ın HerTaraf sayfasındaki Enver Gülşen'in yazısının başlığında ve içinde de geçtiği gibi, antisemitizm suçlamasının insanların tepesinde "Demokles'in kılıcı" olduğuna, bu suçlamalar yüzünden Israil'in eleştirilemez bir hale geldiğine ilişkin yakınmalar okuruz. Hatta birkaç yıl önce "bıktık usandık" mealinde şikayetlenmelere de rastlamıştık.

Bu yakınmalar karşısında hep, bu yakınma sahiplerinin Türkiye'de değil de, antisemitizme karşı kamuoyunun gerçekten duyarlı olduğu, insanların diline, söylediğine dikkat etmek zorunda olduğu ülkelerden birinde yaşadıkları yanılsaması içinde oldukları duygusunakapılmışımdır. Başka türlü Türkiye'de hiçbir zaman insanları bu konuda dikkatli olmaya "aman antisemitik bir dil kullanıyor olmayayım" tedirginliğine sevkedecek bir iklim olmadığını görmemek, bilmemek nasıl mümkün olabilirdi? Türkiye'deki sol ve sağ basına ait bir döküm yapılsaantisemitizm konusundaki yazıların okyanusta bir damla bile etmeyeceği, buna karşılık antisemitizme karşı duyarsızlık içeren yayınların yaygınlığı tabak gibi ortaya çıkar. Antisemitizmi protesto eden bir avuç insan, bırakın herhangi baskı oluşturacak bir güç olmayı, ya da bıktıracak kadar sesini yüksek perdeden çıkarmayı, kırk yılın bir günü derdini anlatmaya kalksa Islami basinda ve kimi sol çevrelerde İsrail yardakçısı olarak damgalanmış olmanın baskısı altındadır.

AMACIMIZ NEYDİ?

Antisemitizme karşı bildiritek bir şeye dikkat çekmek için kaleme alındı: Gazze'deki sivil ölümler protesto edilirken, bir kısım İslami çevreler en açık, en kaba şekilde Yahudi düşmanlığı yapıyor. Bu, kasıtlı, gayet şuurlu, militan bir antisemitizm. Buna karşı hiçbir tepki gelmiyor. Bir de, sol muhalif çevrelerin önemli bir bölümünde bu açık antisemitizme duyarsızlıktan, ırkçılık, ayrımcılık ve antisemitizm konusunda bilgisizlikten, meraksızlıktan, konuya uzak olmaktan/durmaktan ileri gelenantisemitik söylem, davranış ve tavır alışlar var.

Sol muhalif çevrelerin büyük bir bölümü İsrail'i protesto edeyim derken, kendileri ile bu açık Yahudi düşmanlığı arasına mesafe koyma konusunda hiçbir çaba harcamıyor, safını Hamas'tan yana belirliyor, Hamas'ın yanında yer alıyor. Filistin'in Hamas'tan ibaret olmadığının, Hamas'ın Filistin'deki siyasi güçlerden yalnızca biri olduğunun, hem de faşizan bir siyasi güç olduğunun üzeri örtülmüş oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Sol'un Hamas'la paylaştığı nedir? Kadınları recmeden, eşcinselleri katleden, çocukları "en az 7 Yahudiyi öldüren cennete gider" diye yetiştiren, kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan Hamas'la ne gibi ortak değerlere sahipler?

Antisemitizme karşı bildiri buna dikkat çekmek üzere yazıldı.

Holokost kurbanlarının şimdi cellata dönüştükleri söylemi çok yaygındır. Bu söylem eleştirildiğinde, bunun "metafor" olduğu, eleştirenlerinde "metafor"un ne olduğundan bile habersiz cahiller, takıntılılar filan oldukları iddia edilir.Oysa dünyanın her yerinde ırkçılık ve ayrımcılığa karşı mücadele edenler bilirler ırkçılık, ayrımcılık, özel olarak da antisemitizm metaforlar üzerinden yaşam kültürünün bir parçası haline gelir ve sıradanlaştırılır, gündelikleştirilir. Irkçılık ve ayrımcılığa karşı mücadele edenlerin en çok anlatmaya çalıştıkları dilimizdeki bu benzetmeler, metaforlar, fıkralar, veciz sözlerdir. Şimdi burada örnek vermeyi okurlara saygısızlık addederim.

Irkçılık konusuna bırakın özel bir ilgi duymayı, uzaktan yakından aşinalığı olanlar bile, İsrail lanetlenirken Yahudilikle bağlantı kurulmasının, belirli siyasi çizgisi olan, belirli bir tarihsel dönemle sınırlı olan bir iktidarla, çok çeşitli siyasi kanaatlere, davranışlara sahip bir etnik/dinsel toplumun özdeşleştirilmesi anlamına geldiğini, dolayısıyla ırkçılık olduğunu bilir.

İsrail eleştirisi ile antisemitizm bağlantısına gelince. Bu bildirinin İsrail eleştirisini yasakladığı ve bu savaşta İsrail'in yanında saf tuttuğu iddia ediliyor. Çünkü bildiride şöyle bir cümle var: "Savaş bahane edilerek, bizzat savaşın vahşeti yerine İsrail ve kolay bir geçişle Yahudiler şeytanlaştırılıyor."

Irkçılık, ayrımcılık, antisemitizm gibi konulara biraz aşina olanlar, "şeytanlaştırma" teriminin anlamını bilir. Şeytanlaştırma,diğerlerindenfarklı standartlar uygulayarak, tüm kötülükleri bir ülkeye, bir ulusa atfetme demektir. Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi'ninönerdiği antisemitizm tanımında antisemitizmin İsrail bağlamındaki tezahürlerine verilen örnekler arasında, Yahudi halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımamak, İsrail devletinin varlığını ırkçı bir girişim olarak görmek; İsrail'den, diğer demokratik ülkelerden talep edilmeyen bir uygulamayı talep ederek çifte standart uygulamak; çağdaş İsrail politikaları ile Naziler arasında parallelik kurmak; İsrail devletinin uygulamalarından kolektif olarak Yahudileri sorumlu tutmak yer alıyor. http://eumc.europa.eu/eumc/material/pub/AS/AS-WorkingDefinition-draft.pdf

Şimdi, biliyorum ki, bu kriterler birçok okurda "yok artık" türünden bir tepkiyle karşılaşacak. Çünkü onlar Avrupa'nın göbeğinde, yirminci yüzyılın ortasındaHolokost'u yaşamış toplumların utancına, bu yüzden kılı kırk yarmasına, kriterler, normlar belirlemesine çok ama çok uzaklar. Oysa bizim ülkemiz de böyle bir mahçubiyet kültürünü gerekli kılan bir tarihle ve bugünle malûl. İsrail'in kuruluşuna, sonrasına, şimdisine bakarak dünyanın ilk ve tek Yahudi devletinin haritadan silinmesini talep edenler, Türkiye'nin tarihindeki kara sayfalarına, kuruluşuna, sonrasına ve şimdisine bakıp Türkiye'nin haritadan silinmesini talep edebilirler mi?

Bütün devletlerin tarihi şu ya da bu şekilde, şu ya da bu düzeyde kirlidir. Ama İsrail'den başka hangi devletin haritadan silinmesi için yürüyüşler düzenlendiğine tanık oluyoruz? Ben şahsen bütün devletlerin bir sistem olarak yeryüzünden silinmesini arzu edenlerdim. Ama özel olarak İsrail'in haritadan silinmesini isteyenlerin hiçbirinin bir sistem olarak devletle bir sorunun olmadığını düşünüyorum. Mevcut devletlere karşı olanların hepsi de kendince daha adaletli olacağına inandığı iktidarlar ve devletler kurma peşinde. O halde neden bir tek yüzyıllar boyu, veba salgınlarından tutun da, ekonomik krizlere kadar bütün felaketlerden sorumlu tutularak toplu katliamlara uğratılmış Yahudilerin ilk ve tek devletinin haritadan silinmesi isteniyor?

METAFORUN ANLATAMADIĞI

Söz metaforlardan, demoklesin kılıcından filan açılmışken, izninizle bir örnek vermek istiyorum: Barış Müstecaplıoğlu, Stella Acıman'ın "Bir Masaldı Geçen Yıllar" adlı romanını tanıtıyor, Radikal Kitap'ta (16. 2. 2007). Romanın "hayata dair, insancıl" bir roman olduğunu yazmış. Romanın asıl kahramanlarının, ailenin farklı yaşlarda kadınları olduğunu, Varlık vergisinden 6-7 Eylül Olayları'na, Adnan Menderes döneminden ihtilale kadar, hem ailelerini hem de çevrelerindeki Türkleri etkileyen olayları onların gözünden seyrettiğimizi anlatmış. Ve kitap tanıtımını şöyle bağlamış: "Yeri gelmişken söylemek lazım. Acıyı ve toprağından sürülmenin ne demek olduğunu iyi bilen Yahudilerin, İsrail'in Filistin'de yaptıklarını ve komşularına karşı ölçüsüz saldırılarını nasıl onayladıkları, onaylamayanların neden seslerini yeterince güçlü çıkarmadığı da, roman boyunca, gittikçe büyüyen bir yumru oldu boğazımda.."

Şimdi, sevgili okurlar, "hayata dair insancıl bir romanı" tanıtırken, "yeri gelmişken söylemek lazım" diyerekten, Türkiye'de herhangi birini, bir Kürdü ya da Türkü, Ermeniyi ya da Rumu değil de, özellikle bir Yahudi kadın yazarı, dolayısıyla bütün Yahudileri, İsrail'e karşı çıkmakla yükümlü tutmanın, karşı çıkmadığı için sitem etmenin ne anlama geldiğini sahiden açıklamam gerekiyor mu? Yoksa "el insaf, sen de bizi ne yerine koyuyorsun" mu diyorsunuz? Gerçekten soruyorum.

* İnsan Hakları Savunucusu / [email protected]


 

Enver Gülşen'in 13 Ocak tarihli Taraf gazetesinde Ayşe Günaysu'ya verdiği cevap:

 

Her Fırsatta Siyonizm

 

Enver Gülşen

"Her Fırsatta Antisemitizm" adlı bildirinin yazarlarından Ayşe Günaysu, hem bildiriyi anlatmayı, hem de benim daha önce yazmış olduğum yazı dolayımında bildiriyi eleştirenlere cevap vermeyi amaçlamış. Ayşe Günaysu'nun yazısından hareketle antisemitizmin, ırkçılığın ne olduğu ve bu bağlamda düşünce özgürlüğünün sınırlarını ele almayı amaçlıyorum.

Ayşe Günaysu, bildiriyi, İsrail'i eleştirenlerin tepesinde demoklesin kılıcı olarak adlandıran benim gibi insanlara "…Türkiye'de hiçbir zaman insanları bu konuda dikkatli olmaya "aman antisemitik bir dil kullanıyor olmayayım" tedirginliğine sevkedecek bir iklim olmadığını görmemek, bilmemek nasıl mümkün olabilirdi?" diyerek, bu benzetmeyi yapanların yanlış bir benzetme yaptığını imâ etmektedir. Peki durum böyle midir gerçekten?

Belki sokaklara çıkan halk yığınları için böyle bir bildiri demoklesin kılıcı işlevi görmeyecektir. Çünkü çoğunun bu bildiriden haberi olduğunu bile zannetmiyorum. Haberi olanların da zaten dikkate almayacaklarını düşünüyorum. Ancak, yazan çizen insanlar için "antisemitist" tabiri hiç de azımsanmayacak bir tehdit oluşturuyor. Büyük basının haberlerinde ve bir takım İsrail lobisi faaliyetlerde, basının adeta cadı avı gibi takip edilip, anti-siyonist olan yazıların bile anti-semitist olarak damgalandığına defahatle şahit olmuşuzdur. Aslında bu bildiriyi yazanlar, gerçekten antisemitist olanların bu bildiriyi zerre kadar umursamayacaklarını biliyorlar. Ancak bildirinin, basının vicdanî tutum alan yazar çizerleri tarafından yapılan sert İsrail eleştirilerini susturmak yönünde bir niyeti olduğuna şüphem yok!

Roni Margulies son günlerde yazdığı bir yazısında kendisine yöneltilen suçlamadan şöyle bahsediyor: "Bunu bir de Siyonistler böyle düşünür. Şöyle bir mesaj aldım örneğin: "Sizin yazdıklarınız İsrail'i eleştirdiğiniz için değil, Yahudi olduğunuz halde İsrail'i reddettiğiniz için, bir 'ilginçlik' olarak dikkati çekiyor. Ve de siz, böyle 'egzantrik' olmaktan galiba zevk alıyorsunuz ve egonuzu tatmin ediyorsunuz". Ve şöyle: "Yahudilerin ne uzak ne de yakın tarihi hakkında fikir sahibi olmadığınız, düşüncelerinizi İsrail'e düşman kaynaklardan alıntılarla oluşturduğunuz hemen belli oluyor. Senelerdir öğrenmek de istemiyorsunuz". Bunlar kibar olanlar. Bana "Hamas orospusu", "embesil serseri" ve "İslamo-Nazi" sıfatlarıyla hitap eden mesajları alıntılamamak daha doğru olur. Hepsinin hemfikir olduğu konu, benim "self-hater" (kendi kendinden nefret eden) olduğum."

Basit bir mantıkla bile, İsrail eleştirilerini antisemitizm diye adlandıran bildiri yazarlarının, aslında yoğun bir "Siyonizm" ile malul olduklarını anlamak olası. Roni Margulies'e getirilen eleştirinin "Yahudi olduğunuz halde…" diye başlaması bunu gösteriyor bence.

"Sol muhalif çevrelerin büyük bir bölümü… safını Hamas'tan yana belirliyor, Hamas'ın yanında yer alıyor. Filistin'in Hamas'tan ibaret olmadığının, Hamas'ın Filistin'deki siyasi güçlerden yalnızca biri olduğunun, hem de faşizan bir siyasi güç olduğunun üzeri örtülmüş oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Sol'un Hamas'la paylaştığı nedir? Kadınları recmeden, eşcinselleri katleden, çocukları 'en az 7 Yahudiyi öldüren cennete gider' diye yetiştiren, kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan Hamas'la ne gibi ortak değerlere sahipler? Antisemitizme karşı bildiri buna dikkat çekmek üzere yazıldı."

Yukarıdaki alıntı tam anlamıyla bildirinin amacını deşifre eden bir mahiyette. İsrail'in 1200 Filistinliyi çoluk çocuk dinlemeden öldürdüğü, Gazze'yi yakıp yıktığı, aç susuz bıraktığı ortamda, bildiri yazarlarının mazlumun kimliği ile ilgilendiklerini gösteren acı bir örnek! Filistinli madem Hamas'a oy verdi, alın işte Hamas'ın kimliği. Hamas İslamcı, Hamas gerici, Hamas vahşi. Yani, eğer birilerinin hakkını savunuyorsak, mazlumun kimliğine bakmalıyız. O kimlik "bizimle" ortak bir kimlik değilse, o kimliği ifşa edip ölümleri haklandırmalıyız öyle mi? Antisemitizme karşı bildiri, sadece bu paragrafla bile niyetini ifşa ediyor bence.

Metaforları antisemitizme çıkan yollar olarak damgalayan bu yazarlara "tersten" bir örnek vererek konuyu açmak istiyorum.

Sevgili Hrant Dink, "Türklüğe hakaretten" 301′den yargılandı ve ceza aldı. Tam tersini kasteden bir metaforun, tam anlamıyla (büyük ihtimal kastî) yanlış anlaşılmasından dolayı! Eğer ifadeye yasak getirmeye ve ceza alması için yargı sopası göstermeye başlarsanız, en ufak benzetmelerin dahi yargı konusu olacağını hesaplamalıyız bence. Bildiri yazarları Hrant Dink'in yargılanmasının karşısında iken, başkalarını, İsrail eleştirilerinde kullandığı metaforlar dolayısıyla antisemitizm ile suçlayıp yargılanmalarını nasıl isteyebiliyorlar? Yoksa ifade özgürlüğü sadece yakın gördüğümüz insanlar için mi geçerlidir? Bu insanların Hrant Dink'i anladığı düşünülebilir mi gerçekten?

Bildiri yazarlarının çifte-standardına Ayşe Günaysu'nun yazısında da görülen bir örnek vermek istiyorum. Ayşe Günaysu, gerek daha önce yazdığı yazılarda gerekse de bu yazısında İslam dinini aşağılamak için bırakın metaforları açık kelimeler kullanabiliyor. "İslamî terör", "İslamî vahşet" tanımlamaları bildiri yazarlarının çok sık kullandıkları tanımlamalar aslında. Bu tanımlamaları son derece rahat kullanabilen yazarların, bunun "tersinin" yanına dahi yaklaşmayacak, metaforik ifadeleri bile anti-semitist, ırkçı diye yaftalamaları aslında kendileri ile açık çelişkilerini gösteriyor.

Kendilerini "insan hakları aktivisti" diye tanımlayan bildiri yazarları gibi insan hakları tasavvurunu "batı ajentesi olmaktan alan" çoğu kişiye göre, Danimarka'da yayımlanan, Hz. Muhammed'i, Müslümanları ve İslam dinini çok açık şekilde aşağılayan karikatürler "ifade özgürlüğüne" giriyor. Demek ki konu İslam dini olunca insan hakları aktivistleri insan hakkını falan unutup mahut bir İslamofobiye kapılıyor.

Holokost kurbanlarının cellata dönüştüğünü "metaforik" olarak söylemek bile yazara göre antisemitizm demektir. Holokost, dünyanın gördüğü en büyük kıyımdır. Kendisine insan diyen herkesin acı duyması ve lanetlemesi gereken bir büyük zulümdür. İsrail devleti bir ırk devleti olduğu için Yahudi kimliği ile ve dolayısıyla Yahudi tarihi ve dini ile bağını kendisi kurar. Dolayısıyla İsrail vatandaşlarının da tarihinde derin bir yara olan Holokost'un bir metafor olarak kullanılması, böyle bir acıyı yaşamış insanların bu acıyı başkalarına yaşatmasını tekrar tekrar düşünmesi için yapılmış bir hatırlatmadır. Acı çekenin "ötekinin" acısından herkesten fazla anlaması gerekliliğini hatırlatan vicdanî bir çağrıdır bu. Taraf'ın "Rab'bin sana bunu emretmiş olamaz" başlığı da bununla ilgilidir. İsrail'in kendisini "bağlı" ve "ilişkili" gördüğü kavramlarla ilişkisini hatırlatarak yaptığı zulmü bitirmesine zemin hazırlamak.  
 
"Savaş bahane edilerek, bizzat savaşın vahşeti yerine İsrail ve kolay bir geçişle Yahudiler şeytanlaştırılıyor."

Günaysu, yukarıdaki cümlelerle de kendisini ifşa ediyor aslında. İsrail'in açık zulmünü aynen bildiride olduğu gibi "savaş" olarak tanımlamaya devam etmek, aslında zulme suç ortağı bulma telaşının sonucudur. İsrail, 60 yıldır yaptığı zulümlerle terörist bir devlet olduğunu ispatlamıştır. Dolayısıyla İsrail eleştirisi doğrudan bir geçişle Yahudileri hedef almaz, tam olarak İsrail'i eleştirir. İsrail'in "şeytanlaştırılması" antisemitizm olarak görülecekse de varsın görülsün. Zaten İsrail'e "Yahudilerin kurduğu tek devlet" diyerek, adeta İsrail'in zulümlerine, katliamlarına Yahudi tarihinden dolayı bir imtiyaz isteyen bildiri yazarları İsrail eleştirisinden antisemitizme geçişi kendileri yapıyorlar. Bu da açık bir siyonizmdir!

Gazze konusunda yazdığım iki yazıya gelen eleştirilerde Türkiye ile İsrail arasında bir ilişki kurulup, "Türkiye'nin tarihindeki kara sayfalara işaret etmeyip İsrail'i eleştiren" kişilerin çifte standardından bahsediliyor çoğunluk. Aynen yazıda Ayşe Günaysu'nun söylediği gibi. Ancak burada kurulan illiyet bağının anlamsızlığını açıklamak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bütün devletler gibi büyük zulümler, büyük acılar da vardır. Ancak İsrail demek; 1918′den 1948′e İngiltere desteğinde çok sistemli göçlerle Filistin'de Yahudi göçmen sayısının artırılması (30 yılda 10 kattan fazla); Filistinlilerin evlerinden, terör yöntemleri ile çıkarılıp sürülmesi; BM kararıyla 1948′de Filistinlilerin yaşadığı yerlerin %60′ına yakınının İsrail devletine verilerek bir devlet kurulması; bundan sonraki 60 yılda sistemli şekilde terör yöntemleri ile Filistinlilere yaşayacak bir toprak parçası dahi bırakılmaması demektir. Yani İsrail en baştan beri gayri-meşru bir devlettir ve bu devlet, meşruiyetini terörle kurmakta sakınca görmemektedir. Dolayısıyla İsrail ile bir başka devletin karşılaştırılması ya cehalet ya da açık bir Siyonist propoganda demektir. Kaldı ki Hamas, 1967 sınırlarına dönülürse barışı kabul ettiğini beyan ettiği halde bir türlü çekilmeyen, tam tersi her gün yeni yerleşim yerleri açarak, Gazze'yi aç susuz bırakarak, Batı Şeria'nın mahalleleri arasına bile yüksek duvarlar örerek barışı imkansız hale getiren İsrail'dir.

Yazar yazısının sonunda "Yoksa "el insaf, sen de bizi ne yerine koyuyorsun" mu diyorsunuz? Gerçekten soruyorum" diyor ya, ben de yazara "el insaf siz bizi aptal mı sanıyorsunuz?" diyorum.


 

Yahudi kökenli Türkiyeli yazar, Roni Margulies de Gazze saldırısı sonrası yoğunlaşan Hamas karşıtı kampanyanın arka planına Taraf gazetesinde yazdığı yazıyla dikkat çekiyor:

 

Her fırsatta Hamas düşmanlığı

 

Roni Margulies / Taraf
[email protected]

"Antisemitizme sıfır tahammül" adlı bir bildiri dört yıl önce imzaya açılmış, bana da gönderilmişti. İmzalamamıştım. Benzer bir bildiri, önce "Savaş Bahane, Antisemitizm Her Yerde", sonra adı değiştirilerek "Her Fırsatta Antisemitizm" başlığıyla bu ay imzaya açıldı. Yine imzalamadım.

Kimileri açısından bu bildirileri imzalamayı reddetmem doğal. İsrail devletinin politikalarını eleştirmeye cüret ettiğim için zaten Yahudiliğim kuşkulu ve antisemitistliğim tescilli.

Oysa, antisemitistliği şimdilik bir kenara bırakalım, ama Yahudi olduğumdan hiç kuşku yok. Baba tarafımın Polonyalı haham ve dişçiler, anne tarafımın ise 500 yıl önce İspanya'dan gelip İzmir civarlarına yerleşen palamut tüccarları olduğu kesin. Ve bu haham, dişçi ve tüccarların bir Müslüman veya Hıristiyan ile sevişmediklerinden, sevişmek bir yana dursun, yan gözle bile bakmadıklarından eminim. İsteseler de zor olurdu çünkü. Kısacası, safkan Yahudi olduğum kesin.

YAHUDİLERİN YAPTIKLARI


Önemi var mı bunun? Benim için hiç yok. Ama iki grup çok önemsiyor bunu. Biri dindar Müslümanlar, diğeri Siyonist Yahudiler.

İsrail ne zaman bir katliam gerçekleştirse, Müslüman medya benimle ilgilenmeye başlar, televizyonlara söyleşilere davet edilirim. Şunu anlatmaya çalışırım: Siz dünyayı dinî kavramlarla açıklamaya çalıştığınız için, bana baktığınızda "bir Yahudi" görüyorsunuz, söylediklerimi "bir Yahudi'nin sözleri" olarak yorumluyorsunuz. Oysa benim Yahudi olmamın konuyla alakası yok. Yahudi bir ailenin oğlu olmanın benim hayatımda önemi ve anlamı yok. Bu söylediklerimi sosyalist olduğum için söylüyorum, Yahudi olduğum için değil.

Ve şöyle devam ediyorum: Siz İsrail'in yaptıklarını "Yahudilerin yaptıkları" olarak anlıyorsunuz. Oysa, İsrail Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı Yahudi değil de Budist olsaydı, olanlar yine olacaktı, çünkü olanların dinle alakası yok. Filistin'in başına gelenleri dinsel nedenlerde ararsanız, olanları anlayamazsınız. Emperyalizmi anlamadan, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını görmeden, İsrail ile Amerika'nın karşılıklı çıkar ilişkilerini ve İsrail'in jandarmalık görevini kavramadan, Ortadoğu'yu anlamak mümkün değildir.

İSLAMO-NAZİ


Müslüman televizyon kanallarının izleyicileri bu dediklerim hakkında ne düşünür, bilmem. Ama ne dersem diyeyim, çoğunluğunun beni bir Yahudi olarak dinlediğinden kuşkum yok. Bu nedenledir ki, dediklerim ilgilerini çekiyor. "Allah Allah," diye düşünüyorlar, "bir Yahudi nasıl olur da İsrail'i eleştirir!"

Bunu bir de Siyonistler böyle düşünür. Şöyle bir mesaj aldım örneğin: "Yazdıklarınız, Yahudi olduğunuz halde İsrail'i reddettiğiniz için, 'ilginçlik' olarak dikkati çekiyor. Siz böyle 'egzantrik' olmaktan galiba zevk alıyorsunuz, egonuzu tatmin ediyorsunuz". Ve şöyle: "Yahudilerin tarihi hakkında fikir sahibi olmadığınız, düşüncelerinizi İsrail'e düşman kaynaklardan oluşturduğunuz belli oluyor. Senelerdir öğrenmek de istemiyorsunuz". Bunlar kibar olanlar. Bana, "Hamas orospusu", "embesil serseri" ve "İslamo-Nazi" sıfatlarıyla hitap eden mesajları alıntılamayayım. Hepsinin hemfikir olduğu konu, benim "self-hater" (kendi kendinden nefret eden) biri olduğum yönünde.

Kibarlık, kabalık önemli değil. Önemli olan "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi. Bir insanın Yahudi olması, bin 300 kişinin katledilmesi karşısında sevinç duymasını mı gerektirir? Bin bir dereden su getirerek, güvenlikten, Hamas'tan, terörizmden söz ederek katliamı haklı göstermeyi mi icap ettirir?

Sanmıyorum. Hangi kıstası kullanırsak kullanalım, ister hukuksal veya etik, ister siyasi veya ahlaki, bir şey yanlışsa, yargıda bulunan kişinin kimliğinden bağımsız olarak yanlıştır. Etnik veya dinsel kimlik, ne yanlışı doğru hale getirir, ne doğruyu yanlış yapar. Almanlar veya Hutular yaptığında yanlış olan bir şey, ben Yahudi olduğum için, Yahudiler yaptığında doğru oluveremez.

Dolayısıyla, "Yahudi olduğunuz halde" ifadesi tümüyle anlamsızdır. İsrail Devleti'nin yaptıkları benim "hallerimden" bağımsız olarak yanlıştır. İsrail'i eleştirmek için antisemitist, "self-hater" veya "Hamas orospusu" olmak gerekmez. Haksızlığa, adaletsizliğe ve savaşa karşı olmak (ve her durumda karşı olmak) yeterlidir.

Madem ki Filistin hakkındaki düşüncelerim antisemitizmden değil, hakkaniyet duygumdan ve siyasi görüşlerimden kaynaklanıyor, antisemitizm bildirilerini niye imzalamadım o zaman?

BİLDİRİ NEYİ AMAÇLIYOR


İlk bildiriyi, içinde şu cümle yer aldığı için imzalamadım: "Türkiye'de şimdiye kadar hiçbir konuda bir araya gelememiş kesimler, özellikle Irak krizinin patlak vermesiyle başlayan süreçte, İsrail devleti karşıtlığı temelinde ve benzeri görülmemiş genişlikte bir koalisyonda toplanabildi. Yahudilere duydukları düşmanlığı İsrail'in varlığında cisimleştiren İslamcı kesim, alanları 'Irak'ta savaşa hayır' sloganlarıyla yürüyen geniş bir sol kitleyle birlikte doldurdu".

İkincisini ise şu cümle nedeniyle: "Çünkü bu savaşa karşı çıkma 'hassasiyeti' gösterenlerin çoğunun ne yazılarında ne eylemlerinde savaşın diğer müsebbibi Hamas'a dair ne bir itiraz ne bir bilgi görülmüyor".

Antisemitizme karşı çıkan bir bildiri, Irak savaşına karşı çıkanları niye küçük görüyor? Solcularla Müslümanların ortak bir amaç için aynı gösterilere katılmaları niye sorgulanıyor? Gazze'de olanlara karşı çıkanların hassasiyeti niye tırnak içine alınıyor? En önemlisi, Gazze'de bin 300 kişinin öldürülmesini Hamas'ın attığı birkaç rokete bağlayan İsrail propagandası niye kabul ediliyor? Ne gerek var bunlara? Antisemitizmi kınamakla ne alakası var bunların?

Bu cümlelerin yazılmasına yol açan anlayışı Taraf gazetesinde (16 Ocak 2009) ikinci bildiriyi savunan Ayşe Günaysu açıkça belirtmiş:

"Sol muhalif çevrelerin büyük bir bölümü... safını Hamas'tan yana belirliyor... Hamas'ın Filistin'deki siyasi güçlerden yalnızca biri olduğunun, hem de faşizan bir siyasi güç olduğunun üzeri örtülmüş oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Sol'un Hamas'la paylaştığı nedir? Kadınları recmeden, eşcinselleri katleden, çocukları 'en az 7 Yahudiyi öldüren cennete gider' diye yetiştiren, kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan Hamas'la ne gibi ortak değerlere sahipler? Antisemitizme karşı bildiri buna dikkat çekmek üzere yazıldı".

HAMAS'IN FAŞİZANLIĞI


Baklayı ağzından çıkardığı için Ayşe Hanım'a teşekkürler. Bildiri antizemitizme değil, Hamas'ın faşizan bir güç olduğuna dikkat çekmek üzere yazılmış!

Hamas'ı beğenip beğenmemek ne Ayşe Hanım'a kalmış, ne bana. Filistin halkı demokratik olduğu herkesçe kabul edilen bir seçimle Hamas'ı seçmiş. "Faşizan" olduğu için değil, direndiği, İsrail'e teslim olmadığı, Filistinlilerin haklarını savunmaya çalıştığı için. "Faşizan" diye demokratik seçim sonuçlarını beğenmeyince kabul etmeyene denir, özgürlük mücadelesi verenlere değil.

Ayşe Hanım ve arkadaşları, İslam düşmanlığı ve İsrail taraftarlığı yapmayan, sadece antisemitizm tehlikesine dikkat çeken bir bildiri kaleme alırlarsa, tereddüt etmeden imzalayacağım. Söz.

Derleyen: HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir