
"İran'a Yönelik Emperyalist-Siyonist Saldırı"
Özgür-Der tarafından düzenlenen programda bugün İran'a dönük yürütülen emperyalist-siyonist saldırıların aslında tüm bir İslam coğrafyasını yeniden dizayn çabasının bir parçası olduğu ifade edilerek, buna karşı mücadele edilmesi gerekliliği vurgulandı.
HAKSÖZ-HABER
Özgür-Der'in gündeme dair düzenlediği panelde, Şubat ayı sonunda İran'a yönelik başlatılan ABD-İsrail kaynaklı saldırılar ele alındı.
Ekin Yayınları Koordinatörü Murat Ayar ve Özgür-Der Genel Sekreteri Musa Üzer'in konuşmacığı olduğu paneli Muhammed Beydüz yönetti.
Programda 28 Şubat 2026 tarihi itibarıyla İran'a karşı başlatılan emperyalist-siyonist saldırıların bölgedeki direnç notkalarına karşı yürütüldüğü vurgusu yapılırken, amacın tüm bir İslam coğrafyasının yeniden dizayn edilmek olduğu ifade edildi.
Muhammed Beydüz yaptığı açılış konuşmasında saldırılara dair arka plan bilgilerine yer vererek, Müslümanların İran'a karşı tereddütleri olsa dahi destek olmak amaçlı eylemlere imza attığını hatırlattı.
- Asıl hedef iradeyi kırmak
Murat Ayar, Batı'nın İslam dünyasına yönelik stratejilerini ve bölgedeki son gelişmeleri değerlendirerek başladığı konuşmasında, Japonya Başbakanı'nın ABD ziyaretindeki yoğun eleştiri alan tutumunu hatırlatarak, İkinci Dünya Savaşı'nda yenilen Almanya ve Japonya'nın egemen Batı için sorun olmaktan çıkarılıp kapitalist dünya için iyi ürünler tedarik eden fabrikalara dönüştürüldüğünü söyledi.
Ayar, 7 Ekim sonrası İsrail'i ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Siyonist lider Netanyahu arasında geçen görüşmeye atıfta bulunarak, Netanyahu'nun Gazze'nin tıpkı Almanya ve Japonya gibi "radikallikten arındırılması" gerektiği yönündeki sözlerine dikkati çekti ve bu durumun Batı'nın stratejik bakışını açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
Asıl hedefin yalnızca askeri bir zafer olmadığını vurgulayan Ayar, "Emperyalizm topraktan, petrolden daha önce ve önemle bu topraklarda iradenin kırılmasını istiyor" dedi.
Ayar'a göre mağlup edilen toplumun direniş potansiyelinin ortadan kaldırılması ve İslam dünyasından yeni bir "uyumlu toplum" inşa edilmesi hedefleniyor.
- Emperyalist saldırganlığın son hedefi İran
İngiltere eski Başbakanı Tony Blair'in tutumunu da sert bir dille eleştiren Ayar, Gazze'de tüm sağlık sisteminin imha edildiği bir ortamda Blair'in Londra'da yakılan dört ambulans üzerinden "Solun İslamcılarla olan kirli ittifakına son vermeliyiz" mesajı verdiğini hatırlattı. Ayar, Blair'in bu yaklaşımını Batı ve Doğu arasında bir "medeniyetler çatışması" olarak gören Atlantikçi zihniyetin merkezinde yer almakla suçladı.
Emperyalist saldırganlığın son durağının İran olduğunu belirten Ayar, bu süreçte üst üste binmiş iki krizin konuşulması gerektiğini söyledi. Bir yanda açık bir emperyal saldırı olduğunu, diğer yanda ise İran'ın güttüğü mezhepçi siyasetin İslam dünyasında yarattığı derin kırılma ve güven bunalımının bulunduğunu kaydetti.
- ABD direnç potansiyelini hedef alıyor
Küresel düzenin dışında konumlandırılan İran'a yönelik saldırıyı Moğol istilalarına benzeten Ayar, "Şehirler, köprüler, hastaneler, okullar kısaca medeniyet hedef alınırken şehirlerden önce iradelerin teslim alınması hedefleniyor." ifadelerini kullandı. Ayar, ABD'nin Sünni veya Şii kimliğini esas almadan kendisine direnç gösterme potansiyeli taşıyan her yeri yok etmek istediğini belirtti.
İslam topraklarındaki direnç noktalarının imha edilmeye çalışıldığını dile getiren Ayar, bu istilanın durdurulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Ayar, "Bazen askeri başarı da olmayabilir. Direnmek tek başına zafer oluyor." diyerek emperyalizmin bu iradeyi hedef aldığı için daha fazla sebat edilmesi gerektiğini söyledi.
- İttifak çabası
İran'ın geçmişte yaptıklarının farkında olduklarını ve Halep'in acısının hala yürekleri kanattığını belirten Ayar, yine de yeni bir ittifak ihtimalinin zorlanması gerektiğini ifade etti. Ütopik bir vahdet söyleminden bahsetmediğini vurgulayan Ayar, "Vahdet; ortak geçmişi olan ve ortak gelecek tasavvuruna sahip olanlar arasında olur." diyerek en azından bir ittifakın mümkün olup olmadığının sorulması gerektiğini kaydetti.
İran'ın son 25 yılda gün yüzüne çıkan mezhepçi politikalarının trajik sonuçları olduğunu aktaran Ayar, bölge Müslümanlarının bu örgütlenmeyi artık "direniş ekseni" yerine "mezhep ekseni" olarak gördüğünü savundu.
Bu süreçte İran'ın Müslümanlar arasında ciddi bir güven kaybı yaşadığını hatırlatan Ayar, Sünni Müslümanların onca zulme rağmen ABD'ye karşı İran'a temkinli bir destek verdiğini söyleyerek, İran'ın kibrini ve fitne söylemini terk etmesi gerektiğini belirtti.
Son olarak İran'ın kendi gerçekleştirdiği hedef gözetmeyen saldırılara da değinen Ayar, Katar, Irak Kürdistanı ve Türkiye'ye yönelik füze atışlarını hatırlatarak, yolda geçen arabaların ve evlerindeki ailelerin hedef alındığı sivil kayıplı saldırıları kabul edilemez bulduğunu dile getirdi.
- Önceliğimiz emperyalist ve siyonist saldırılardır
Bölgede yaşanan kan ve yıkım tablosu karşısında söz söylemenin zorluğuna dikkat çeken Musa Üzer, olayların belirli ilkeler ışığında değerlendirilmesi durumunda meseleyi ele almanın daha mümkün olabileceğini belirtti.
Müslümanların teorik çerçeveler konusunda bazı sorunları olduğunun aşikar olduğunu ifade eden Üzer, fıkhımızda geliştirilen ilkelerin siyasal ve sosyal olaylara uygulanmasının büyük imkanlar sunacağını vurguladı.
Üzer, Merhum Karadavi'nin "Öncelikler Fıkhımız" kitabına atıfta bulunarak, var olan ve bu ânâ dair problemin ne olduğunu ifade etmenin ilkesel bir öncelik olduğunu hatırlattı.
Muhatap olunan sürecin İran'ı da kapsayan ve hatta aşan bir boyutta olduğuna işaret eden Üzer, "Emperyalizmin ve siyonizmin çok yönlü ve tüm bir coğrafyaya yönelik kapsayıcı, büyük bir askeri gücü barındıran bir hamlesi söz konusudur." dedi.
Bu kapsamlı saldırının bütün bir coğrafyayı tarumar edip yeniden dizayn etme amacı taşıdığını aktaran Üzer, terazinin diğer kefesindeki meselelerin ikincil duruma düştüğünü vurguladı. Üzer, İran'la ilgili bir önceki güne dair alınan pozisyonların artık ikincil mesele olduğunun altını çizerek, öncelikler fıkhı gereği asıl gündemin emperyalist-siyonist saldırı olması gerektiğini dile getirdi.
- Suriye meselesi
Suriye devrimi öncesindeki şartlarda konunun çok daha farklı ele alınabileceğini hatırlatan Üzer, aktörlerin durumundaki değişime dikkat çekti ve "İran hala Suriye’de fiilen kan dökse, Esed yönetimde Müslümanlar zindanda olsa, şehirler hala bombalansa idi emperyalistler, Siyonistler ve coğrafyamızdaki zalimleri bir arada görebilirdik." ifadelerini kullandı.
İran'ın Suriye'den kovulmasıyla birlikte bölgedeki gündemin değiştiğini belirten Üzer, bu çerçevenin unutulmadan yeni durumun yeni şartlara uygun olarak değerlendirilmesi gerektiğini anlattı. Aktörlerin niteliğinin ilkesel duruşu ve vakayı değerlendirme biçimini etkilediğini söyleyen Üzer, adaletin, merhametin ve tüm meselelerde birincil öncelik olan adil şahitliğin de bunu gerektirdiğinin altını çizdi.
- İran'ın son 20 yıllık stratejisi
İran'ın bölgedeki ABD varlığını bir tehdit olarak algıladığına değinen Üzer, Tahran yönetiminin savaşı kendi coğrafyasından uzaklaştırma hedefiyle askeri stratejisini coğrafya merkezli geliştirdiğini aktardı. Üzer, Hamaney'in yirmi yılı aşkın süredir Batı ile müzakerelerden uzak durmasının temelinde de derin bir güvensizliğin yattığını ifade etti.
Bu güvensizlik neticesinde İran'ın dağların altını oyarak ciddi bir füze üretimi yoluna gittiğini de belirten Üzer, bugünkü tablonun bu stratejinin bir sonucu olduğunu kaydetti. Üzer, bu askeri stokun 1979 devrimi sonrasında Rusya, Çin, Küba ve özellikle Kuzey Kore'nin geliştirdiği stratejilerden örnekler alınarak oluşturulduğuna dikkati çekti.
İran'ın kabaca yirmi yıllık bu süreci akıllıca geçirmediğini ifade eden Üzer, Müslümanlara dönük saldırıları ve zalimlikleri bir kenara konsa bile Tahran'ın ciddi yanılgılara düştüğünü savundu ve İran'ın despotlarla iş birliği içerisinde elde ettiği kazanımların kalıcı olduğu zehabına kapıldığını dile getirdi.
- Yanlış kavramsallaştırma
Tüm bu eleştirilere rağmen kendisini İslam'a nispet eden kesimlerin uğradığı her türlü olumsuzluğun üzüntüyle karşılanması gerektiğini belirten Üzer, bu tutumun inançtan beslendiğini kaydetti ve "İslam’dan ve Resulullah’ın örnekliğinden neşet eden tüm bir bakış açısı bizi buna yöneltmelidir." dedi.
Bugün karşı karşıya kalınan ağır tablonun faturasını Suriyeli mazlumlara kesen vicdansız çevreler de olduğunu belirten Üzer, açık kanıtlara rağmen zulmün müsebbiplerinin inkar edildiğini söyledi.
Yaşanan hadiselerin yanlış kavramsallaştırmalarla ele alınmasını eleştiren Üzer, mevcut tartışmaların dünün pisliğini temizlemek, Şii teorileri ispatlamak veya Erdoğan düşmanlığını körüklemek için kullanılabildiğine işaret ederek olayların bugünün gerçekliğinden koparılmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Sünni camianın bu konulara gelindiğinde özellikle direniş açısından pasiflikle suçlanmasının da doğru olmadığının altını çizen Üzer, İsrail'e ardı arkasına füze atan Saddam, Afganistan'dan ABD'yi kovan Taliban ve İsrail'e karşı en büyük direnişi gösteren Hamas'ın Sünni camianın parçası olduğunu hatırlattı.













HABERE YORUM KAT