Esma Akbalık / Doğru Haber
ALTI SAAT SONRA..
İnsanoğluna bazen uzun uzun anlatılan sözler, nasihatler tesir etmez belki…
Ama bazen tek bir manzara, insanı kendine getirip derin derin düşündürür.
İşte tam da böyle bir olaya şahitlik etmiş bir arkadaş anlatıyor:
“Yıllarca yurt dışında çalışmış, henüz iki yıl önce Almanya’dan dönmüş bir kadın…
Hayata dair planları, hayalleri vardı belki…
Balkonda oturduğu yerde vefat etmiş.
Eşim otopsi yapan bir hekim. Dün bu kadının otopsisi sırasında, ağız ve burun bölgesinde yoğun larvalar görüldüğüne şahit olmuş. Bu olay onu çok etkilemiş. Çünkü kadının vefatının üzerinden henüz altı saat geçmişti…
Ve bedeni, sanki yıllardır hayatı terk etmiş gibi, kısa sürede kendini imha etmiş, çürümeye ve kurtlanmaya başlamıştı…”
Sadece altı saat önce nefes alabilen bir insan…
Altı saat önce yiyebilen, yürüyebilen, konuşabilen bir insan…
Altı saat sonra cansız bir beden.
Altı saat sonra lavraların işgal ettiği aciz bir mevta...
Altı saat sonra dünyanın bütün telaşlarından kopmuş bir insan.
Belki o kadın, ölümünden birkaç saat önce aynaya bakmıştı.
Belki bir yakınıyla konuşmuş, bir mesaj yazmış, yarın için bir plan yapmıştı.
Belki “Yarın görüşürüz.” demişti.
Fakat onun “yarını”, dünya takviminden silinmişti.
İşte ölüm budur.
İnsanın bütün “sonra”larını bir anda susturan hakikat…
Kur’an-ı Kerim, insanın dünyadaki yolculuğunu ne kadar da çarpıcı anlatır:
“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân: 185)
Her nefis…
Zengini de fakiri de…
Güçlüsü de güçsüzü de…
Genci de yaşlısı da…
Güzel olanı da güzel olduğunu zannedeni de…
Hiç kimse bu hükmün dışında değil.
Bugün yürüyen ayaklar yarın toprağın altında hareketsiz kalacak.
Bugün konuşan dudaklar susacak.
Bugün insanın üzerine titrediği beden, bir müddet sonra toprağın kanunlarına teslim olacak.
Belki de ölümün en büyük ibreti burada:
İnsan, bedeninin kendisine ait olduğunu sanıyor. Oysa beden bile bize emanet.
Ruhumuz ise beden kafesimizde bir kuş misali çırpınıp duruyor. Rabbine kavuştuğu an, gerçek özgürlüğüne kavuşacak biiznillah!
Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır.” (Nisâ: 78)
Ne kadar güçlü kalelerimiz olursa olsun…
Ne kadar tedbir alırsak alalım…
Ne kadar servet biriktirirsek biriktirelim…
Ölüm ansızın kapımızı çaldığında makam susar, para susar, şöhret susar.
İnsan geriye yalnızca amelini alarak gider.
Resûlullah ﷺ şöyle buyuruyor: “Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.” (Buhârî)
Belki “Yarın görüşürüz.” demişti.
Fakat onun “yarını”, dünya takviminden silinmişti.
İşte ölüm budur.
Sanki zaman bizim için duracak, saçlarımız ağarmayacak, belimiz bükülmeyecekmiş gibi…
İnsanlara kendimizi ispat etmek için ömrümüzü tüketiyoruz.
Oysa ölüm geldiğinde insanın yanında ne takipçi sayısı kalıyor ne serveti ne de dünyaya dair unvanları…
Bir kefen…
Bir mezar…
Ve Rabbine götürdüğü amelleri kalıyor.
Birkaç saat önce hayat vardı.
Şimdi sessizlik…
Birkaç saat önce bir insanın kalbi atıyordu.
Şimdi o kalbin üzerinde dünyanın bütün telaşları anlamsız.
Ve belki de o otopsi odasında görülen manzara, bize ölümden çok hayatı anlatıyor.
Çünkü ölüm, aslında yaşayanlara söylenmiş en büyük derstir:
“Nasihat istersen ölüm yeter.”
“Henüz vaktin varken dön.”
Henüz namaz kılabiliyorken…
Henüz annenin elini öpebiliyorken…
Henüz bir gönlü kırdığını fark edip özür dileyebiliyorken…
Henüz tövbe kapısı açıkken…
Henüz “Rabbim beni affet” diyebiliyorken…
Rabbine dön!
Çünkü ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz.
Kur’an’ın şu ikazını unutmamalıyız: “Her insanın önceden yaptığı iyilik ve kötülükleri karşısında hazır bulacağı günü düşünün.” (Âl-i İmrân: 30)
Dünya bizi oyalıyor.
Ölüm ise bizi uyandırıyor.
Bugün hâlâ nefes alabiliyorsak, bu bize verilmiş yeni bir fırsattır.
Belki de bugün, mezarlıklarda yatan binlerce insanın dileği şudur:
“Keşke bir gün daha yaşayabilseydim…”
Biz ise o “bir gün”ün içinde yaşıyoruz ve farkında değiliz.
Öyleyse dünyaya değil, ahirete hazırlanmalı insan.
Çünkü dünya ne kadar uzun görünürse görünsün, ölüm geldiğinde geriye tek bir gerçek kalır:
Hayat kısa.
Ölüm hak.
Dünya fani.
Ve dönüş yalnızca Allah’adır.
Bugün nefes alabiliyorsak…
Henüz kitabımız kapanmadı demektir.
Öyleyse gelin, ölüm bizi yakalamadan Rabbimize dönelim.
Ey Rabbimiz! Hayatı ve ölümü Senin rızan için olan salih ve muttaki kullarından eyle bizleri!
"De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir." (Enam: 162)
