Balfour'dan yaptırımlara: İngiltere-İsrail hattında kriz

Balfour'dan yaptırımlara: İngiltere-İsrail hattında kriz

Londra'nın Filistin'i tanıması, yasadışı yerleşim ticaretine yönelik yaptırım adımları ve İsrail'in karşı hamleleri, iki ülke ilişkilerini yeni bir eşiğe taşıdı.

İngiltere'nin İsrail işgal yönetimiyle ilişkileri, son on yılların en gergin dönemlerinden birine girdi. Londra ile Tel Aviv arasındaki anlaşmazlıklar, siyasi ve diplomatik eleştiri düzeyinden karşılıklı adımlara taşınırken iki müttefik arasındaki ilişki benzeri görülmemiş bir sınavla karşı karşıya kaldı.

8 Eylül 2026, bu tırmanışta yeni bir dönüm noktası oldu. İngiltere, İsrail'in politikalarına karşı daha sert ekonomik ve diplomatik araçlara yöneldi. İsrail de buna karşılık bir dizi adım açıkladı.

Financial Times, 2 Eylül 2026'da yayımladığı haberinde iki ülke arasındaki ilişkilerin on yılların en düşük seviyesine indiğini yazdı. Gazete, mevcut anlaşmazlığın yalnızca Gazze ve Batı Şeria'ya bağlı geçici bir kriz mi, yoksa İngiltere-İsrail ilişkisinin yeniden tanımlanmasının başlangıcı mı olduğu sorusunu gündeme taşıdı.

Tarihi İttifaktan Derin Krize

İngiltere'nin İsrail işgal yönetimiyle ilişkisinin kökleri, Filistin'in işgali ve "devletin" kurulmasından önceki döneme, özellikle de 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu'na kadar uzanıyor. Londra daha sonraki dönemde İsrail'i resmen tanıdı. Ancak ilişkiler krizlerden uzak kalmadı. Özellikle 1980'lerin başında Lübnan ve Batı Şeria konusunda belirgin gerilimler yaşandı.

1982'de dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher hükümeti, Lübnan'ın işgali nedeniyle İsrail'e silah ihracatına fiili ambargo uyguladı.

Bu gerilim dönemlerine rağmen iki taraf sonraki on yıllarda yakın siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini sürdürdü. Mevcut kriz ise Gazze Şeridi'ndeki savaş ve İsrail'in Batı Şeria'daki politikaları üzerinden şekillenmeye başladı.

İngiltere İş ve Ticaret Bakanlığının 26 Mart 2026 tarihli verilerine göre iki ülke arasındaki toplam mal ve hizmet ticareti, 2025'in üçüncü çeyreğinde sona eren dört çeyreklik dönemde yaklaşık 6,2 milyar sterline ulaştı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2'lik artış anlamına geliyor ve siyasi gerginliğe rağmen iki ülke arasındaki ekonomik çıkarların büyüklüğünü gösteriyor.

Gazze, İngiltere'nin Tutumunu Değiştirdi

7 Ekim 2023 saldırısı ve ardından başlayan savaş, ilişkilerde kademeli bir dönüm noktası oluşturdu. Başlangıçta İngiltere, İsrail işgal devletinin kendini savunma hakkına verdiği desteği teyit etti. Ancak İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının genişlemesi ve insani krizin derinleşmesiyle Londra'nın tutumu değişmeye başladı.

2 Eylül 2024'te İngiltere hükümeti, İsrail'e yönelik bazı silah ihracat lisanslarını askıya aldığını açıkladı. Karar, resmi incelemede bazı askeri ekipmanların Gazze'deki operasyonlarda uluslararası insancıl hukukun ciddi biçimde ihlal edilmesinde kullanılabileceğine ilişkin açık risk tespit edilmesinin ardından alındı.

Dönüşüm silah dosyasıyla sınırlı kalmadı. 10 Haziran 2025'te İngiltere, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Norveç ile koordineli şekilde İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e yaptırım uyguladı. Varlık dondurma ve seyahat yasağını içeren kararın, iki bakanın Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddeti tekrar tekrar kışkırtması nedeniyle alındığı açıklandı.

Böylece İngiltere'nin politikası, kademeli olarak eleştiri yöneltmekten İsrail hükümetiyle bağlantılı kişi ve politikalara karşı somut adımlar atmaya doğru kaydı.

Filistin'in Tanınması Kırılma Noktası Oldu

En büyük dönüşüm 21 Eylül 2025'te yaşandı. İngiltere, Filistin Devleti'ni resmen tanıdığını açıkladı.

İngiltere hükümeti, kararın amacının iki devletli çözümün uygulanabilirliğini korumak ve Gazze'deki savaş ile İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim genişlemesinin sürdüğü bir ortamda kalıcı barışa giden yolu açık tutmak olduğunu belirtti.

Karar, İngiltere'nin bölgede Balfour Deklarasyonu'ndan bu yana oynadığı rol dikkate alındığında büyük siyasi ve tarihsel simgesellik taşıdı. Aynı zamanda Londra'yı, Filistin topraklarının geleceği konusunda Binyamin Netanyahu hükümetiyle daha açık bir karşı karşıya gelişe taşıdı.

Filistin Devleti'nin tanınmasından yaklaşık bir yıl sonra anlaşmazlık, yerleşim dosyasıyla daha sert bir aşamaya girdi. Özellikle Doğu Kudüs ile Maale Adumim Yahudi yerleşim birimi arasındaki E1 Projesi gerilimin merkezine yerleşti.

1 Eylül 2026'da İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Avam Kamarası'nda İngiltere'nin İsrail'e yönelik politikasında kapsamlı bir yeniden ayarlamaya gideceğini açıkladı. Miliband, E1 Projesi'ni uzun süredir "kırmızı çizginin aşılması" olarak görülen bir adım diye niteledi ve projenin Batı Şeria'yı ikiye bölerek yaşanabilir bir Filistin Devleti kurulması ihtimalini tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu.

Yerleşimler Eleştiriden Yaptırım Adımlarına

Tırmanış 8 Eylül 2026'da zirveye ulaştı. İngiltere, Fransa ve Kanada'nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Batı Şeria'daki yasa dışı İsrail yerleşimleriyle bağlantılı ticareti hedef alan yeni önlemler duyurdu.

İngiltere'nin açıkladığı adımlar, yasa dışı yerleşimlerden mal ithalatının yasaklanmasını, yerleşimlerin genişlemesine hizmet eden bazı hizmetlerin sınırlandırılmasını ve yerleşim faaliyetini destekleyen kişi ve şirketlere yönelik yeni yaptırımların önünü açmayı kapsıyor.

Miliband, Londra'nın iki devletli çözümün ortadan kaldırılmasına seyirci kalmayacağını belirtti ve yerleşimci şiddeti ile İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarına karşı sert bir dil kullandı.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham da 9 Eylül 2026'da önlemleri savundu. Burnham, İngiltere'nin adaletsizliğe karşı durması gerektiğini söyledi ve hükümetinin iki devletli çözüme bağlılığını vurguladı.

Yerleşimlerde üretilen mallara getirilecek yasağın doğrudan ekonomik etkisi, bu ticaretin hacmi nedeniyle sınırlı kalabilir. Ancak kararın asıl önemi siyasi. Tarihsel olarak İsrail işgal yönetiminin en önemli Batılı müttefiklerinden biri olan İngiltere, İsrail hükümetine baskı uygulamak için ekonomik araçlara başvuruyor.

Kriz Diplomatik Karşı Karşıya Gelişe Dönüştü

İsrail'in yanıtı gecikmedi. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, 8 Eylül 2026'da İngiltere'nin işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Filistin nezdindeki konsolosluğunu kapatma kararı aldıklarını açıkladı. İsrail işgal yönetimi ayrıca bazı İngiliz isimlerin ülkeye girişini yasaklama ve Filistin ile Gazze dosyalarıyla bağlantılı bazı işbirliği mekanizmalarında İngiliz katılımını sona erdirme kararı aldı.

Kararlar kapsamında, Kiryat Gat'ta Gazze'deki ateşkesin denetlenmesi için oluşturulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'ndeki İngiliz temsilcilerin çıkarılması ve Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik güçlerini eğiten İngiliz ekiplerin faaliyetlerinin sona erdirilmesi de yer aldı.

Saar, İngiltere ve ortaklarını 27 Ekim 2026'da yapılması planlanan İsrail Meclisi (Knesset) seçimleri öncesinde İsrail'in iç işlerine müdahale etmeye çalışmakla suçladı ve İsrail işgal yönetiminin kendisine karşı önlem alan ülkelere yanıt vereceğini söyledi.

Londra ise tutumundan geri adım atmadı. Böylece kriz, Gazze ve yerleşimler konusundaki anlaşmazlık aşamasından doğrudan diplomatik karşı karşıya gelişe taşındı.

Bu gelişmeler, iki taraf arasındaki siyasi söylemin de sertleştiği bir dönemde yaşandı. Binyamin Netanyahu'nun Ağustos 2026'da İngiltere hakkında yaptığı açıklamalar Londra'dan resmi eleştiri aldı. Oğlu Yair Netanyahu'nun İngiltere hükümetine yönelik açıklamaları da gerginliği artırdı.

Financial Times'a göre iki ülkenin liderleri bir yıldan uzun süredir doğrudan görüşme yapmadı. Bu durum, iki hükümet arasındaki siyasi uçurumun boyutunu gösteren bir başka işaret olarak değerlendiriliyor.

Kopuş mu, İlişkinin Yeniden Tanımlanması mı?

Tırmanışa rağmen kriz, şimdilik İngiltere-İsrail ilişkilerinin bütün kanallarının çöktüğü anlamına gelmiyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, 9 Eylül 2026'da İngiliz ve İsrail istihbarat servisleri arasındaki işbirliği ve bilgi paylaşımının süreceğini teyit etti. Bu açıklama, Londra'nın Netanyahu hükümetiyle yaşadığı siyasi anlaşmazlığı iki ülkenin güvenlik ve stratejik çıkarlarından ayırmaya çalıştığına işaret ediyor.

Krizin temel çelişkisi de burada ortaya çıkıyor. İngiltere, Batı Şeria ve yerleşimler konusunda İsrail işgal hükümeti üzerindeki baskısını artırıyor. Ancak Londra şimdilik İsrail işgal yönetimiyle ilişkilerini kesmeye veya güvenlik işbirliğini sona erdirmeye yönelmiyor.

Bu nedenle yaşananlar, geçici bir krizden daha fazlasına ve ilişkinin yeniden tanımlanmasına daha yakın görünüyor.

Yıllarca İsrail işgal hükümetiyle yaşadığı anlaşmazlıkları diplomatik eleştiri sınırları içinde ele alan Londra artık Filistin Devleti'ni tanımayı, yaptırımları, ticaret kısıtlamalarını ve silah ihracat lisanslarının askıya alınmasını siyasi baskı araçları olarak kullanıyor.

Buna karşılık Netanyahu hükümeti, bu adımları İsrail işgal yönetimine yönelik doğrudan bir hedef alma olarak değerlendiriyor ve karşı diplomatik önlemlerle yanıt veriyor.

Yerleşimlerle ticaretin yasaklanması yönündeki adımlarla İngiltere'nin Doğu Kudüs'teki konsolosluğunun kapatılması kararı birlikte değerlendirildiğinde, Londra ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin geçmiş yıllardan farklı bir aşamaya girdiği görülüyor.

Ancak asıl sınav 27 Ekim 2026'daki İsrail seçimlerinden sonra yaşanacak. Seçim sonuçları ya krizin kontrol altına alınmasının önünü açacak ya da mevcut önlemler, on yıllar boyunca hem işbirliği hem de anlaşmazlık yaşamış iki müttefik arasında daha derin bir siyasi kopuşun başlangıcına dönüşecek.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir