
Gazze, kuyrukların şehri
Bombalar kâğıt üzerinde durmuş olsa da, Gazze'de hayat hayatta kalmak için verilen mücadeleden ibaret.
Hassan Herzallah’ın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Savaşın en şiddetli olduğu bir öğle vaktiydi. Han Yunus'n El-Mevasi bölgesindeki bir mülteci kampında sıcak yemek dağıtımına yardım ediyordum. Açlıktan kıvranan çocuklar uzun kuyruklar oluşturmuş, aileler bir an olsun rahatlamak için umutla bekliyorlardı.
Aniden, bir kadın ön sıralara ulaşmak için çabalarken yere yığıldı. Hemen tenceresini yemekle doldurdum. Kadın bana sessizce baktı ve fısıldayarak, "Beni tanımadın mı? Ben Umm Ghazal. Aylar önce çocuklarıma derslerinde yardım etmiştin."
Bir zamanlar tanıdığım canlı kadın artık yoktu. Yüzü solgundu, yorgunluk yüzüne kazınmıştı ve tencereyi tutarken elleri titriyordu. O ve üç çocuğu günlerdir yemek yememişti. Aylar önce kampta onu ziyaret ettiğimi hatırladım; yerinden edilmesine rağmen dimdik durmuştu. Şimdi ise açlık ve zorluklar, onda kalan tüm gücü tüketmiş gibiydi.
Savaşın ilk gününde, önceki savaşlar gibi birkaç gün süreceğini düşünmüştüm. Akşamüstü, mahallemdeki elektrik kesildi ve kısa süre sonra musluklar kurudu. Birkaç gün sonra, babam ve ben içilebilir su aramaya başladık. Her sabah, hasarlı sokaklarda boş kaplar taşıyor, bazen bir kuyu veya tanker başında saatlerce bekliyorduk. Dönüş yolunda, her adımda kaplar daha da ağırlaşıyordu. Savaş uçakları evimizin üzerinde dönüyordu ve üniversitem hiçbir uyarı yapmadan kapandı. Eskiden basit olan şeyler — elektrik, su, ders çalışmak, arkadaşlarla görüşmek — neredeyse imkânsız hale geldi. Hayatım tek bir göreve indirgendi: günü atlatmak.
Bir gece, üç roket bölgemizi sarsarken, ardından ambulansların sirenleri çalmaya başladı. Saldırı büyükannemin yaşadığı caddede gerçekleşmişti. Onun güvende olduğundan emin olmak için defalarca aradık. Neyse ki, büyükannem zarar görmemişti; saldırının hedefi bir arkadaşının eviydi.
Onları kontrol etmeye gittim, ama manzara yıkıcıydı. İçerideki insanların çoğu ölmüştü. Çocukluk arkadaşlarım Ömer ve Usame Al-Riyati'yi aradım, ama hiçbir şey bulamadım. Bombardıman evlerini enkaza çevirmişti. Kalan duvarlardan birine şunu yazdık: “Ömer ve Usame enkazın altında.”
Hayat sırada beklemek demek
İki yıldır Gazze, kuyrukların şehri. İhtiyacınız olanı hızlıca satın alabileceğiniz veya eve sipariş verebileceğiniz günler geride kaldı. Hayat, temel ihtiyaçlar için sırada beklemek demek. Mart 2024'te, Ramazan ayında, yiyecek o kadar kıt ki kuzeydeki bazı insanlar yaprak veya hayvan yemi yemek zorunda kaldı. Küçük sevkiyatlar bile, birinin ailesine yemek sağlamak için saatlerce uzun ve kalabalık kuyruklarda beklemesi anlamına geliyordu.
Ramazan ayında bir sabah, şafak vaktinden önce uyandım ve ailem için iki tavuk almaya karar verdim. Sabah 4'ten öğleden sonra 1'e kadar oruç tutarak sırada bekledim, güneş doğdu ve daha fazla insan sıraya katıldı. Etrafımda uzaktan silah sesleri ve patlamalar duyuyordum ve insanlar sürekli “Kısa bir süreliğine de olsa ateşkes ilan edilmesi gerekiyor, böylece bu sonsuz sıraları bitirebiliriz” diyorlardı.
Sadece 15 yaşındaki kuzenim Mustafa, geceyi ve ertesi günün çoğunu mutfak gazı almak için sırada bekleyerek geçirmişti, ama pes etmedi. Onu daha sonra, yorgunluktan kızarmış gözlerle gördüğümde, savaşın hayatımızı nasıl durdurduğunu anladım. Yiyecek ve gaz gibi en basit şeyler bile imkânsız lüksler haline gelmişti.
İki yıl içinde hayatımdaki her şey değişmişti. Bir zamanlar geleceği hayal eden bir çeviri öğrencisiydim, ama savaş beni her gün ailesini beslemek için mücadele eden birine dönüştürdü — sevdiklerime yiyecek bulmak için ekim ve hasat yapıyorum, çiftçilere yardım ediyorum ve İsrail botlarının tehlikelerine rağmen balık tutuyorum. Mayıs başında Gazze'yi kıtlık vurduğunda, her gün hayatta kalma mücadelesi haline geldi. Kuşatma ve sürekli kapatmalar temel ihtiyaç maddelerini kıt hale getirdi. Fiyatlar yükseldi ve yardım dağıtım noktaları yardımcı olmaktan çok ölümcül hale geldi.
Her gece, açlık ve korku bizi sararken, babam şöyle derdi: “Sabırlı olun, savaş bittiğinde hayallerinize geri döneceksiniz ve tüm bunlar sadece bir anı olacak.” Onun sözleri bizi ayakta tutan şeydi.
“Hudna! Hudna!”
Savaş nihayet durduğunda ve ateşkes başladığında, ailelerin tezahüratları ve çocukların "Hudna! Hudna!” — “Ateşkes! Ateşkes!” Aylardır ilk kez gökyüzü sessizdi, ama acı hala canlıydı.
Gazze'deki çoğu insan hala geçici çadırlarda yaşıyor; bazıları İsrail işgali hala yakınlarda olduğu için evlerine dönemiyor, diğerleri ise bizim gibi artık dönecek bir evleri bile yok. Ateşkes olsa bile, hayat yeniden başlamadı. Okullar kapalı, işler kaybedilmiş ve hayaller ertelenmiş, sanki Gazze'de zaman durmuş gibi.
Bazen hala Ömer ve Usame'nin bir zamanlar yaşadığı yıkıntılardan geçiyorum. Onlar benim en yakın arkadaşlarımdı, savaştan önceki sakin anlarda hep yanımdaydılar, gülüşleri ve hayalleri paylaşırdık. Duvarlar yok oldu, ama isimleri kaldı — toz ve hatıralara yazılmış.
* Hassan Herzallah, Gazze'de yaşayan Filistinli bir hikâye anlatıcısı, yazar ve çevirmen olup, şu anda İngilizce çeviri eğitiminin dördüncü yılında bulunmaktadır. Orta Doğu meseleleri, kuşatma altında yaşam, yerinden edilme ve Gazze'deki günlük mücadeleler hakkında yazmaktadır. Eserleri uluslararası medya tarafından yayınlanmış ve yedi dilden fazla dile çevrilmiştir.




HABERE YORUM KAT