ENVER CAN

Dijital çürümenin “Ofansif” mizahı

Gündelik yaşam pratiklerimiz ve yaşam örüntülerimizin şekillendiği alanlar kimlik inşamızda önemli öğelerdir. Başka bir ifadeyle, dijitalleşen dünyanın bireysel ve seküler insanları vakitlerini çoğunlukla sanal ortamlarda geçirmekte, bu mekanlar onların dünyayı anlama ve algılama biçimlerini belirlemektedir. Bu sanal mecralar ilmi düzeyden mahrum, kısa ve haz odakları duyguları merkeze alan ve bilimselliği putlaştıran bir neslin “sosyalleştiği” en uğrak alanlarının başında gelir. Kendi istek ve arzularına odaklanan, “dış dünyada” yaşanan olay ve olgulara duyarsız ve kişisel çıkarı dışında herhangi bir işe vakit ayıramayacak kadar yoğun olduğunu iddia eden bu insanlar, vakitlerinin büyük bir çoğunluğunu (Türkiye'de ortalama bir kullanıcı, haftalık 25 saat 4 dakika-günlük yaklaşık 3,5 saat-sosyal medyada zaman geçiriyor. Bu dünya ortalamasının da üzerinde bir rakam) sosyal medya platformlarında harcamaktadırlar.

Sosyal medya, dijital dünyada bireylerin çoğu zaman akışkan kimlikler inşa ettiği mekanlardan biridir. Sınırlanamaz ve denetlenemez bu platformlar, içeriklerin hızlıca dolaşıma sokulup tüketildiği ve mahremiyetin silikleştiği mecralardır. Bu dinamikler, seküler- postmodern- özgür insan tipolojisine uygun niteliklerdir. Tabiri caizse bu akışkanlık bireyselci fertlerin “kendilerini buldukları” mekanlar olarak ifade edilir. Kendini modern olarak tanımlayan insan sanal gerçekliği hakikat ile karıştırmanın yanılgısı içindedir. Zaman harcama aktivitesi ekran bağımlılığının bir sonucu olarak "paylaş, dolaşıma sok, etkileşim al, beğeni topla" döngüsünün içinde var olmaya çalışmaktadır. Bu süreçte hakikatin yerini görünür olma arzusu, samimiyetin yerini ise beğeni ve takipçi kaygısı almaktadır. Sonuç olarak dijital platformlar, yalnızca bilgi paylaşımının değil aynı zamanda değerlerin, mahremiyetin ve ahlaki ölçülerin aşındığı bir "dijital çürüme" alanına dönüşebilmektedir. Bu çürüme hali kokuşmaya başlamış, insan olarak kalabilme halini ızdıraba mecbur bırakmıştır.

Farklı istek ve arzulara hitap eden bu platformlar, kullanıcılar tarafından çeşitli amaçlar için kullanılabilmektedir. Bugün özellikle X/Twitter zihinsel fetişizmlerin sahnelendiği platformlardan biridir. Bu yazımda özellikle X/Twitter’da kendini “aydın, entelektüel ve seçilmiş” biçimde tarif eden kitlenin içerik paylaşımlarının ve iç dünyalarının resmini ortaya koymaktayım.

Necasetten taharet kirli bir yerin (çöplük, kanalizasyonlar vb.) veya nesnenin/eşyanın temizlenmesi anlamına gelir. Sosyal medyadaki çürüme de kirlilik metaforu çerçevesinde değerlendirilebilir. Kirlilik denilince ilk akla gelen yerler çöplüklerdir. Gerçi kanalizasyonlar ve çöplükler arasındaki yarış da kıyasıya sürer gider. Necasetten taharet, insanın bu kirliliklerden ve atıklardan temizlenmesidir. Tabi burada kastedilen bedensel/fiziksel bir temizlik biçimidir. İnsan olmanın fıtri gereği tiksindirici kirliliklerden kendini arındırmasıdır.

Sosyal medyada veya haber kanallarında zaman zaman “çöp evlere” dair görüntülere tanıklık edilmektedir. Bu evler, atıkları/çöpleri hayatının bir parçası haline getiren hastalıklı bir hâlet-i ruhiyenin yansımalarıdır. Çöp evler, sadece bireylerin fiziksel durumlarını izah etmekle sınırlandırılabilecek bir ruh halinin sonucu değildir. Nitekim karanlığın hâkim olduğu kalp nurani olana düşman olur. Başka bir deyişle kirli ruhlar temiz ruhların karşısındadır. Kötü ruhlara sahip insanların ağzından dökülenler kararmış ve kokuşmuş kalplerinin atıklarıdır. Bu kitle, bir şekilde konfor alanlarına yığılmış pesimist bir yaşam tarzına sahip bireylerdir. Çünkü ruhu karanlık olanın geleceğe optimist bakabilmesi mümkün değildir. Yüreğinde karanlığı barındıran kişiler, dokunduğu her yere içindeki karanlık rengi taşıyacaktır.

Kibirli, üstenci ve layüsel bu kitle, bu pesimist düşünce dünyalarını İslam ve kutsalları söz konusu olunca sıklıkla devreye koyarlar. Hangi ideolojik ve etnik fraksiyondan olursa olsun İslam ve değerlerine yönelik ortak/tanımlanmış/ikircikli bir dilin tekrar edildiği görülebilir. Ancak Batı ve onun “süslü” medeniyeti konusunda hayranca bir tutum takınan bu insanlar, İslam’a karşı düşmanca bir duruş sergilerler. Bu düşmanlık hali zaman zaman mizah adı altında kılıflandırılmaktadır. Yakın zamanda sözde bir komedyen, espri ve mizah adı altında vahye dil uzatmış, İslam dininin kutsal kitabına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü (Kitabın yazarı, dördüncünün çevirisi kötü, dördüncü kitap favorim, son kitap oysa daha yeni yeni kitaplar basılıyor, yazarı için de çok zor -ya aklına yeni bir fikir gelirse vb.) ifadeler kullanmıştır.

Bu stand up gösterisinde asıl dikkat çekmek istediğim nokta ise İslam’ın değerlerine yöneltilen bu aşağılayıcı ifadelere kahkahalar ile karşılık veren büyük bir kitlenin varlığıdır. Kendilerini her konuda en yetkin ve aydın gören bu habis anlayış sahibi apokaliptik kimseler, söz konusu İslam’ın kutsalları ve sembolleri olduğunda kin ve nefret kusmayı ihmal etmezler. Bu düşmanlık hali, kimi zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v) üzerinden kimi zaman Kur’an’ı Kerim üzerinden bir mizah propagandası olarak karşımıza çıkar. Kara mizah ve ofansif mizah terimleriyle bir bakıma kılıf giydirilerek meşrulaştırılmaya çalışılan bu husus, sosyal medya aracılığı ile (özellikle de X/Twitter) dolaşıma sokulmakta, Müslümanlar ifade özgürlüğünün önünü tıkayan kitle olarak lanse edilmektedir.

X/Twitter, dezenformasyonun yoğun olduğu, Müslümanların her fırsatta aşağılandığı, jakoben ve ideolojik kindarlığın etkileşime sokulduğu bir çöplüğe dönüşmüş durumdadır. İslam düşmanlığı ortak paydasında birleşen kirli zihinler, putlaştırdıkları batıl ideolojilerinin vücut bulmuş örnekleridir. Espri/şaka/mizah genellikle komik bulunan bir hikâye veya düşündürürken eğlendiren bir olgu olarak tanımlanabilir. Ancak bir başkasının değerlerini ve kutsallarını çiğneyerek yapılan mizah artık bir tür hakarete dönüşür. Şunun da altını çizmeliyiz ki Müslümanlar olarak kutsallarımızın seküler kesim tarafından da kutsal kabul edilmesini beklemeyiz. Ancak hakaret edilmesini de müsaade etmeyiz. Çünkü biz de onların kutsal gördüklerine hakaret etmeyiz. Bu hususta tavrımızı rabbimiz bize şöyle öğretmektedir: “Allah'tan başka yalvardıkları ilahlarına sövmeyin. Sonra onlar da bilgisizlik yüzünden haddi aşarak Allah'a söverler. Biz her ümmete yaptıklarını böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O da onlara yapmakta olduklarını haber verecektir.” (En'âm Suresi 108. Ayet). Dolayısıyla İslam düşmanlarına karşı sabır, tevazu ve güzel ahlak ile Rabbimizin mübarek kitabının emirlerini yerine getiririz: “Rahmân'ın kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine laf attıkları zaman, 'Selâm!' der (incitici söz söylemeden geçerler).”

Son söz olarak, insanı kirleten yüklerden arınmak, vicdanı ve insafı yitirmemek, hayat pusulasını kötülüğün ve şeytanileşmenin yönüne çevirmemek için aklı, kalbi ve nefsi sürekli beslemek gerekir. Dinle, imanla, tefekkürle ve hakikat arayışıyla güçlenen bir kalp; insanı hem kendisine hem de çevresine karşı daha duyarlı, daha merhametli ve daha adil kılar.

Dua niyetine; Rabbimiz ayıklarımızı basiret, izzet ve hikmet üzerine sabit kılsın. Rabbimiz bizleri vahiy kitabımız Kur’an’ı Kerim’in ilkeleriyle hayat bulmuş kullarından eylesin. Allaha ve kitabına düşmanlık eden bütün cahili anlayışlardan muhafaza etsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ENVER CAN Arşivi