1. YAZARLAR

  2. HAMZA TÜRKMEN

  3. Emek Sorunu ve Müslümanlar
HAMZA TÜRKMEN

HAMZA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Emek Sorunu ve Müslümanlar

01 Mayıs 2015 Cuma 00:38A+A-

Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara eşit olacak şekilde verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?’ (İsra, 17/71)

Türkiye’de Batılılaşma, laiklik ve Türkçülük devrimlerinden sonra dayatılan yasaklar ve yaşanmış badireler karşısında ümmet ancak savunma refleksleriyle yetinebildi. Kur’an ile hayat ilişkisini önceleme çabaları, ancak 1970’li yıllarda tekrar gündeme gelebildi. Yani tevhidi uyanış sürecinde…

Resmi ideolojinin ve Batılılaşma devrimlerinin işbirlikçisi olanların ‘Niçin işçi-emek sorunuyla ilgilenmediniz; niçin Kürt sorunuyla ilgilenmediniz; niçin etkin bir sanat ve edebiyat dünyanız olmadı?’ demeleri çapsız, izansız ve bohem bir yaklaşımdır.

Direnişimizi uyanış seviyesine inkılâp ettirdiğimiz ve vahyi değerlerle hayatı okumaya başladığımızda, işçi sorununa Hak-İş ile el atmaya başlamıştık. Bu açılımla paralel olarak Mavera dergisinde Erdem Beyazıt estetik formdaki ifadeleriyle sinir uçlarımıza dokunmuştu:

‘Yememiştir hiç kimse
Elinin emeğinden daha

hayırlısını’ / diyerek
Şafak gibi alınlara terle yazılmış
Hakkın mutlak ölçüsünü
Elbet benim işçilerim çekecek
Emeğin kutsal direğine.

Hem kapitalist sistemin açtığı yaralarla ilgilenmek, hem bu cahili sistemin değerlerinden ayrışmak zorundaydık.

Birbirine düşman olan liberaller de sosyalistler de aynı kapitalist sistemin ve Batılı paradigmanın ürünleriydi. İkisi de ilerlemeci ve pozitivisti. Aralarında emek ve artı-değer tartışması bizi ilgilendiriyordu; ama iki tarafın da çözüm arayışı çıkardan, dünyevi olandan ve ortak paradigmalarını  devam ettirmekten yanaydı. Her ikisi için de vahyi ve fıtri olan çağ dışı, yani feodaldi. Oysa bizler ‘Hak’kın mutlak ölçüsü’nün peşindeydik.

Biz Müslümanlar öncelikle cetvel edinmek; yani insanla ve toplumla ilgili fıtri ve vahyi olanın ölçüsünü keşfetmek ve kavramak sorumluluğu içindeydik. Evreni ve bizleri yaratan, rızkı veren Allah, zorunlu ve tabii ihtiyaçlarımızın ne olduğunu da en iyi bilendi.

Buhari rivayetiyle Hz. Davut, kendisine Yüce Rabbimiz zırh yapmasını öğrettikten sonra (34/11) ‘sadece elinin emeği olan şeyden yedi.’ Zengin eden de sermaye veren de Allah’tı (53/48). Ancak ister bugün ister âhiret (dareyn) için olsun, ibâdi bağlamda hem ekonomik hem sosyal ve itîkâdi olarak ‘insanın emeğinden başkası yoktur’ (53/39).

Rezzak olan Rabbimizin takdiri o ki, tüm çalışanların yaşam şartlarını eşitlemek imtihanı ile ‘kimimizi kimimizden üstün kıldı’ (16/71).

Ancak müteşebbis olsun çalışan olsun insanı, âhireti kazandıracak bir uygarlığa-üretime yani bugünden başlamak üzere adalet temelli çalışmaya sevk eden muharrik güçler fıtrîdir.  Çünkü servet ve oğullar insana sevdirilmiş (şehevat) ve süslü gösterilmiştir (18/46; 83/14).  Ancak fıtrî istemlerimizi karşılarken  Allah’ın ölçülerini unutmayanlar vardır (24/37; 22/65; 31/20); ölçüyü aşıp kendini yeterli gören, vahyi ölçülere masal diyen ve hayatı bu dünya hayatından ibaret sayanlar (96/6-7; 68/14-15; 45/24) vardır.

Emek sorununu tartışırken önemli olan, malı tek elde yığmaya çalışan (59/7) sermayedarın da, hak mücadelesi adına insanları Rabbimizin ölçülerine isyana teşvik eden diğer müfsidlerin de tuğyanına karşı durabilmek, Batılı cahili sistemin boyasına bulaşmamaktır.

Bugün küresel ölçekte en büyük emek sömürüsü, komünist bürokrasinin iktidar olduğu Çin’de yaşanmaktadır.

Sermaye birikimi sömürüye de faize de dayanmamalıdır (2/275).

Ayrıca ‘Mülk Allah’ındır’ cümleciğiyle, Allah’ın mülkü üzerinden Allah’la birlikte bir kolektivizm algısı oluşturmak da şirktir. Çünkü mülkün, yani hâkimiyetin sahibi dünyada da, âhirette de Allah’tır. Konuyla ilgili ayetler (24/42; 39/6; 46/16) Bektaşi fıkrasına dönüştürülmemeli, mülkle ilgili intifa hakkı kavranmalıdır.

Emek sorunuyla, daha iyi tüketmek ve tatil yapmak, mülk sahibi olmak amacıyla ötekine benzemek için mi ilgileneceğiz; yoksa adalette evrensel olana ve fıtratla barışık yeni bir dünya kurmaya yönelmek için mi? 

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum