Doğu Türkistan propagandasının gönüllü yaverleri

Doğu Türkistan propagandasının gönüllü yaverleri

Taha Kılınç, Çin’in Doğu Türkistan’da sergilediği kurgusal tabloya ikna olup bölgedeki sistematik baskıları aklamaya çalışan gazetecilerin açık bir dezenformasyona ortak olduğunu ifade ediyor.

Yeni Şafak / Taha Kılınç

Utanmadınız mı?

Çin yönetimi, Türkiye’den bir grup “gazeteci”yi yine Doğu Türkistan’a götürmüş; yedirmiş, içirmiş,

gezdirmiş. Son zamanlarda gittikçe yoğunlaşan bu türden programların amacı elbette “bölgede herhangi bir problemin olmadığını” ispat gayreti. (İsrail’in sizi alıp Kudüs’e, Gazze’ye, Râmallah’a götürmesi, gezdirmesi, yedirip içirmesi; bu sırada da “terörle ve radikallikle mücadele” konusunda attığı adımları anlatması gibi düşünün.)

İlgili zevatın döndükten sonra yaptıkları paylaşım ve açıklamalara bakılırsa, Urumçi, Kaşgar ve Gulca şehirlerini gören heyet Çin’in kendilerine anlattığı senaryoya tamamen ikna olmuş: “Şincan” müreffeh ve zenginmiş mesela. Sokaklar tertemiz ve bakımlı, yemekler lezzetliymiş. Türk kültürü her şeyiyle yaşıyormuş. Camiler açık ve ibadet serbestmiş. Çin, sadece bazı mecburi güvenlik tedbirleri alıyormuş. Vesaire, vesaire…

Doğu Türkistan’a kendi imkânlarıyla bizzat gitmiş, orada Uygur Türklerine Çin tarafından uygulanan katı asimilasyon politikalarını hayatın her alanında gözlemlemiş, tarihî eserlerin ve ibadethanelerin güncel durumunu kayıt altına almış, döndükten sonra da gördüklerini kitaplaştırmış biri olarak, bu avanta geziye katılanlara sormak istediğim bazı sorular var:

* Seyahatiniz sırasında, Uygur Türkleriyle -yanı başınızda Çinli görevliler olmaksızın- baş başa sohbet etme veya sokak aralarında özgür biçimde dolaşma imkânı buldunuz mu?

* Şehirler veya kasabalar arasında kendiniz seyahat etmeyi denediniz mi?

* Namaz vaktinde, bir camiye giderek içeride ibadet edilip edilmediğine baktınız mı? Camilerin açık olduğu iddianızı ispatlayacak herhangi bir fotoğraf veya video kaydı var mı?

* Çinli yetkililere, herhangi bir camide namaz kılmak istediğinizi söylediniz mi?

* Bölgede kaldığınız süre boyunca, ezan sesi işittiniz mi?

* Sokaklarda İslâmî anlamda tam tesettürlü ve örtülü kadın gördünüz mü?

* Hiç sarıklı, cübbeli, uzun sakallı erkeğe tesadüf ettiniz mi?

* Tarihî şehirlerin merkezinde, Uygurca kitap satan sahaf, kırtasiye veya dükkâna rastladınız mı?

Soruları uzatmak mümkün, ama bu kadarı kâfi. Bölgeyi kendi gözlerimle gördüğüm, yaşananlara bizzat şahit olduğum ve bu tür resmî gezilerin çerçevesini çok iyi bildiğim için, soruları onlardan önce ben cevaplayayım:

* Seyahat sırasında Uygur Türkleriyle özgür biçimde sohbet etmelerine veya sokak aralarında kendi başlarına dolaşmalarına izin verilmedi.

* Bunu da yapamadılar, çünkü Çin’in düzenlediği resmî geziler dakika dakika planlanır ve kimse programın dışına çıkamaz.

* Namaz vakitlerinde camilere gitmediler. Zaten gitseler de camileri kapalı bulacaklardı. Dolayısıyla ellerinde açık camileri ve ibadet eden insanları gösteren bir kanıt da yok.

* Çinli yetkililerden böyle bir talepte bulunmadılar, çünkü İslâmî pratikleri yok.

* Ezan sesi de duymadılar, çünkü Doğu Türkistan’da ezanlar çoktan susturuldu.

* Sokaklarda mütesettir hanım görmediler, çünkü İslâmî ölçüler çerçevesinde örtünmek tamamen yasak.

* Sarıklı, cübbeli, uzun sakallı erkeklere de tesadüf etmediler, çünkü bunlar da yasak.

* Uygurca, günlük hayattan kademe kademe silindiği için, sokaklarda Uygur dilinde kitap ve yayın da görmediler.

Fakat tüm bunlara rağmen, utanmadan ve aklımızla alay ederek, Çin’in resmî propagandasının papağanlarına dönüşmeyi içlerine sindirebildiler. Neyin karşılığında buna razı olduklarını anlamak güç. Bilemiyorum, belki de “radikallikle mücadele” ortak paydasında Çin’le buluşuyorlardır. Hatta belki Uygur Türklerinin “modernleştirildiğini” düşünüp, yaşananları içten içe alkışlıyorlardır. Dediğim gibi, bilemiyorum.

Şunu da hatırlıyoruz elbette: Bugün Çin’in dezenformasyonlarına gönüllü biçimde yataklık edenler, dün Suriye’de Baas rejimine övgüler düzüyor, enkazların altından kadınların ve çocukların çığlıkları yükselirken, katliamları “ayrılıkçılarla savaş” olarak temize çıkarıyordu. Şehirler varil bombalarıyla harabeye dönerken, “Şam’da bütün gece kulüpleri açık, hayat normale dönmüş” videoları çekenler de aynı kafa ve aynı kadroydu.

Çin, Türkiye’de kamuoyunun Doğu Türkistan meselesini anlamaması veya en azından yanlış anlaması için elinden geleni yapıyor. Fakat unuttukları bir nokta var: Onlar böyle üstüne düştükçe, Doğu Türkistan meselesi de güçlü biçimde gündemde kalmaya devam edecek.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir