Komisyon, dün (28 Temmuz Salı) akşam yaptığı basın açıklamasında, bu emirlerin 14’ünün toplam 11,326 kilometre uzunluğunda ve 177,798 dönümlük bir alan üzerinde askerî yolların açılması ve genişletilmesine tahsis edildiğini, T/90/26 sayılı askerî emrin ise ilin kuzeyinde bir askerî mevzi kurulması ve buraya ulaşım yolu açılması amacıyla Yamun beldesi arazilerinden 22,026 dönümlük bir alana el konulmasına yönelik olduğunu belirtti.
Komisyon, emirlerin güncellenmiş mekânsal eşleştirmesinin, 12 emirde el konması istenen arazilerin tamamen (C) olarak sınıflandırılan bölge içinde yer aldığını gösterdiğine dikkat çekti. Kabatiya, Merka ve Cerbe beldelerinin arazilerini hedef alan T/95/26 sayılı emir ise tamamen (A) olarak sınıflandırılan bölgenin içinde yer alan arazilere yönelik. Arraba, Merka ve Kabatiya beldelerini hedef alan T/94/26 ve T/103/26 sayılı emirlerde kastedilenler ise (A) ve (C) bölgeleri arasında uzanıyor.
Böylece on beş emrin 14’ü tamamen ya da kısmen (C) olarak sınıflandırılan arazileri etkilerken, üç emir (A) bölgesiyle kesişiyor; (B) bölgesiyle herhangi bir kesişme görülmüyor. Bu sonuçlar, haritaların ilk okumasını düzeltmekle birlikte, söz konusu emir paketinin taşıdığı tehlikeyi azaltmıyor. Zira bazı yolların (A) bölgesine kadar uzanması, yeni askerî yapılanmanın Oslo Anlaşması’nın oluşturduğu işlevsel bölünmelere bağlı kalmadığını, sömürgeci projenin denetim ihtiyaçları gerektirdiğinde bu bölünmeleri deldiğini ortaya koyuyor.
Askerî emirlere ekli haritaların okunması, bu emirlerin ilin kuzeyinde ve güneyinde birbirine bağlı bir yollar ve askerî mevziler ağı çizdiğini gösteriyor. Bu ağ içinde öne çıkan bir grup emir, “Nu’a” ve “Emek Dotan” adlı sömürge yerleşimlerini birbirine bağlayacak bir yolun açılmasını amaçlıyor. Söz konusu iki yerleşim, işgal hükûmetinin Cenin ilinde kurulmasını onayladığı yeni yerleşim yerleri arasında bulunuyor.
Bu durum, sömürgeleştirme kararının siyasi ve planlama aşamasından, uygulanması ve sahada korunması için gerekli altyapının hazırlanması aşamasına geçtiğine işaret ediyor.
Bu yolun önemi, işgal güçlerinin ve yerleşimcilerin hareketine imkân tanıyan güvenli bir askerî koridor oluşturması ve iki yerleşimi mevcut yollar ve askerî mevziler ağına bağlamasında yatıyor. Ayrıca ilerleyen dönemde kapıların, kontrol noktalarının, gözetleme noktalarının ve koruma alanlarının kurulması için bir zemin oluşturabilir. Bu da fiilen etkilenen alanı el koyma emirlerinin metinlerinde belirtilen alanın ötesine taşır ve vatandaşların hareketine ve tarım arazilerine erişimine giderek artan kısıtlamalar dayatır.
Komisyon, yol emirleri ile işgal hükûmetinin yeni sömürge yerleşimleri kurma kararları arasındaki bağlantının, askerî ve sömürgeci düzeyler arasındaki açık bütünleşmeyi ortaya koyduğunu belirtti. İşgal hükûmeti yerleşimlerin kurulmasını onaylıyor, ordu ise ulaşım, konuşlanma ve koruma yollarını hazırlıyor. Böylece el koyma emirlerinin geçici askerî niteliği, sivil bir sömürgeleştirme projesine hizmet eden kalıcı bir altyapı kurmanın aracına dönüşüyor ve yerleşimcilerin yeni yerleşimlere yerleştirilip kalıcılaştırılmasının güvenlik ve işletme maliyetini düşürüyor.
Üç emrin (A) bölgesiyle kesişmesi ise doğrudan etkilenen alanların ötesine geçen siyasi ve güvenlik anlamı taşıyor. Bu bölgenin içinde veya içinden geçen sabit askerî yollar inşa edilmesi, İsrail askerî varlığını geçici baskın biçiminden sürekli kullanıma elverişli bir yapı kurma aşamasına taşıyor ve işgal rejimine hareketi denetleme, girişleri kapatma ve Filistin yerleşim birimlerini çevreden izole etme konusunda daha büyük bir kapasite kazandırıyor. Ayrıca, geçiş düzenlemelerine göre Filistin sivil ve güvenlik yetkisine tabi olması gereken bölgelerde kalıcı askerî varlığın genişletilmesi için kullanılabilecek bir emsal oluşturuyor.
Dolayısıyla on beş emirlik bu paket yalnızca yaklaşık 200 dönümlük araziye el konulmasını hedeflemiyor. Cenin ilindeki hareketliliği ve askerî denetimi yeniden tasarlamayı ve İsrail hükûmetinin onayladığı sömürge yerleşimlerini bir yollar ve koruma mevzileri ağına bağlamayı amaçlıyor. Asıl tehlike, işgalin yerleşimlerin kurulması tamamlanmadan önce güvenlik ve askerî altyapıyı inşa etmesinde yatıyor. Böylece yerleşimciliğin geri dönüşü, geri alınabilir bir hükûmet kararı olmaktan çıkıp korunabilir ve genişletilebilir bir vakıaya dönüşüyor.

